- Kategori
- Öykü
Peyote'de ilkbahar - Bölüm 23

arkası yarın...
Bölüm 23 - Jüpiter tutulması
- Pazartesinin yerinde olmayı hiç istemezdim Basti.
- Niyeymiş o Bay Dirim?
- Bütün dünya kendisinden nefret ediyor da ondan!
Sebasti gevrek gülümsemesiyle başını iki yana sallayarak Dirim’in odasını terk ederken Dirim sesli düşünüyordu,
- Bir insanın bir dünyadaki şansı diğer dünyadaki hayatını da etkiler mi acaba?
Şanssızlıktan yakınan Dirim bilgisayarını açarken ayın karanlık yüzü, milyonlarca yıldır dünyaya ışıklarını saçarken kendisine küçük bir pırıltı bile sunmayan güneşe bilmem kaçıncı sitem mektubunu yazmakla meşguldü. Güneş kendisine ulaşan bu mektuplara her defasında “Gönderiyor olmam lazım, ” diye yanıt veriyordu ama henüz gönderdiğini gören olmamıştı.
Dirim, şantiye haritasını açarak dört işçiyi seçti ve onlardan projenin ikinci bölümü içinde kalan kuzeydeki üç havuzun kazı işlerine başlamalarını istedi. Diğerlerini de kazısı ve alt yapısı tamamlanmış olan güneydeki havuzların fayans döşeme, su mazgallarını takma gibi kaba işlerin tamamlanması için görevlendirdi. Tüm bu görevlerin bir listesini, yemekhanede görünen kalfanın telsizine, yapılacak işleri doğru kontrol edebilsin diye, gönderdi. Ardından kahvesini rahatça yudumlamak için koltuğunu geriye doğru yatırıp sırtını yasladı.
- Ne zor iş şu şantiyeyi yönetmek, diye espri yaptı sıcak suda erimiş kahve tanelerinin boğazından geçerken verdiği rahatlıkla.
Kahvesini bitirdikten sonra işçileri kontrol etmek için dışarı çıktı. Kalfa hazır beton kamyonuna havuzlardan birinin yanına yanaşması için yardım ediyordu.
Dirim’i görünce yanına geldi,
- Günaydın Bay Dirim. Mesajınızı aldım. Günlük programa başlıyoruz.
- Tamam kalfa. Size kolay gelsin. Bir problem yok değil mi?
- Yok Bay Dirim. Sadece işçilerden birinin evini su basmış, bugün gelemeyecekmiş.
- Su borusu mu patlamış, yoksa suları açık mı unutmuşlar? diye meraklı bir soru sordu Dirim.
- Yok, ikisi de değil, diye cevapladı kalfa. Evleri sahilde olduğu için yükselen suların da etkisiyle dalgalar evin içine dolmaya başlamış.
- Ama sular sadece yarım metre kadar yükseldi. Sahildeki evlerin hepsi sudan en az iki metre yüksektir, diye açıklama yaptı Dirim.
- O sizin dediğiniz batı sahilde bulunan evler Bay Dirim. Bu ev doğu sahilde ve üstelik de kaçak yapılmış bir bina.
- Peki o zaman, dedi Dirim, kendisini arayıp benim de geçmiş olsun dediğimi iletirsin. Bir ihtiyacı varsa söylemekten çekinmesin.
- Ararım Bay Dirim, dedi kalfa. Havalar bu kadar sıcakken bu sular niye yükselir böyle, biliyor musunuz? diye sordu odasına gitmekte olan Dirim’in arkasından.
- Bilmiyorum kalfa, diye kestirip attı Dirim, uzun bir açıklama yapmaya üşendiği için.
Odasına döndüğünde bilgisayarına bir mesaj geldiğini gördü.
Peyote Mesaj Servisi Küçük Kanat size bir dosya gönderdi. Lütfen ekteki dosyaya bakınız.
Ek: Mohavk_Yolu.jpg
Dirim dosyayı açtı. Bu bir haritaydı ve Kurt İzi’nin bulunduğu yerden Mohavk’a giden yolu gösteriyordu. İki yol vardı haritaya göre ama Küçük Kanat birinci yolu tercih etmesini istiyordu: Büyülü Tepe’den geçen yol.
Dirim çok heyecanlanmıştı. Bu kez kapüşonunu takmadı. Peyote’ye girdi ve yanına birkaç eşya alarak yola koyuldu.
Dereyi takip ederek batıya doğru yürümeye başladı. Yukarılara çıktıkça dere yatağı genişliyordu ve derenin iki yanında uzanan yemyeşil otların yerini meşe ve kayın ağaçları ile irili ufaklı kayalar alıyordu. Uzun bir yürüyüşten sonra küçük bir şelaleye ulaştı Dirim. Şelalenin iki yanında yükselen sarp kayalara yerçekimine meydan okurcasına tutunan ağaçlarıyla, güçlü suyun çarptığı kayaların üzerinde oluşan küçük gökkuşaklarıyla, gizli bir cennet gibiydi burası. Ama Dirim için aşılması gereken bir engelden başka bir şey değildi. Bu engeli aşmak için güç toplaması gereken Dirim, sırt çantasından bir konserve çıkardı. Konserveyi açtıktan sonra bıçağını beline soktu ve yerde bulduğu “Y” şeklinde kurumuş dal parçasını kullanarak haşlanmış elips balığı dilimlerini yemeye başladı. Konservenin tamamını bitirmesine rağmen şelalenin yanından yükselen kayaları tırmanmak Dirim için oldukça zordu. Çaresiz kaldığı durumlarda Peyote’nin yardım bölümüne girdi ve buradan öğrendiği üç destek nokta kuralını uygulayarak sonunda tırmanmayı başardı ama daha geçmesi gereken çok engeli vardı. Mohavk’a ulaşması için Peyote’nin en yüksek tepesini aşması gerekiyordu.
Dirim hiç durmadan yürüdü, tırmandı, düştü, kalktı, derenin kaynağından geçti ve tırmanmaya devam etti. Sonunda haritadaki ismiyle Büyülü Tepe’ye ulaşmıştı. Biraz dinlenmek için oturduğunda dört bir yanını kaplayan Peyote’nin muhteşem manzarasını fark etti. Geride bıraktığı tarafta yaşlı çamların içine serpiştirilmiş rengarenk ağaçlar ve kayaların süslediği orman, Mohavk tarafında ise göz alabildiğine uzanan yemyeşil otlar ve çiçek tarlalarıyla bezenmiş bir vadi vardı. Vadinin solundaki tepelerin birinden aşağıya dökülen büyük bir şelale göze çarpıyordu. Şelalenin suları dökülmeye başladığı kayalık tepenin en üst noktasından eteklerine dek ince uzun beyaz bir çizgiyle adeta tepeyi ikiye bölüyordu. Bu suyun beslediği bir nehir, tatlı kıvrımlarla vadinin ortasına sıkışmış göle dökülüyordu. Gölün ardında birkaç küçük tepe ve tepelerin ardında da ufka kadar uzanan “Büyük Su” vardı.
Dirim kapüşonunu taktı. Bu büyülü manzarayı yaşamak, hissetmek istiyordu.
- Bu tepenin bir ruhu var, dedi Dirim kendi kendisine. Bunu hissediyorum. Beni itiyor. Aşağıya itiyor beni. Uçuyoruuuum!!!
Dirim ellerini iki yana açıp kendisini Büyülü Tepe’den aşağıya bıraktı. Bunu yapmadan önce uçabileceğini hissetmişti. Rüyada gibiydi sanki. Aynı dibi olmayan bir uçuruma düşüyormuş gibi hissettiği zamanlardakine benzer bir histi bu. Aşağıya doğru hızlandıkça midesi bulanmaya başladı. Bu his beynini somut düşünmeye zorladı ve birden uçma yeteneğini kaybetti. Yere çakılmadan önce Dirim gözlerini kapamış, korkuyla bağırıyordu. Neyse ki düştüğü yükseklik pek fazla değildi ve yumuşak çimenler ona oldukça misafirperver davranmıştı.
Kapıyı iki kez vuran meraklı el Sebasti’ye aitti. Bu kez kapıyı açmaya çekinerek dışarıdan sordu,
- Bay Dirim, iyi misiniz?
Dirim kapüşonunu çıkardıktan sonra Sebasti’ye cevap verdi,
- Yok bir şey Basti. Sadece dizimi masanın sivri köşesine çarptım. Sebasti bir azar daha işitmekten korktuğu için içeri girmedi. Yeniden, “İyisiniz değil mi?” diye sormakla yetindi. Dirim tekrar iyi olduğunu söyledikten sonra geri dönüyordu ki bir soru daha sormaktan kendini alamadı,
- Bir isteğiniz var mı Bay Dirim?
- Yok Basti! Sağol!
Dirim bir süre kendine gelmeye çalıştı. Ardından haritasını çıkardı ve gideceği yola baktı. Mohavk’a ulaşmasına az kalmıştı. Haritaya göre göl, sağ yanındaki tepenin arkasına doğru bir girinti yapıyordu ve bu tepenin arkasında bulunan diğer bir tepenin eteğinde, gölün girintisinin karşı kıyısında Küçük Kanat’ın yaşadığı yer olan Mohavk bulunuyordu.
Dirim göle ulaştığında hoş bir sürprizle karşılaştı. Bir Kızılderili kanosu kıyıda bir kazığa bağlanmış olarak bekliyordu. Bu bir bonus olmalı diye içinden geçirdikten sonra kanoya bindi ve içinde bulduğu küreği bir sağdan bir soldan çekerek Mohavk’a doğru ilerlemeye başladı.
Küçük tepenin göle doğru uzanan burnunu geçerken heyecandan kalbi duracak gibiydi. Burnu döndüğünde kürek çekmeyi durdurdu ve Mohavk köyüne uzun uzun baktı. İlk bakışta bir grup çadır ve birkaç at göze çarpıyordu. Kirli beyaz renkteki çadırların tepesinde yükselen sırıklar avucunuzu açtığınız anda dağılacak mikado çubuklarını andırıyordu. Gölün kıyısında bulunan altı adet kano bir cam yüzeyi kadar pürüzsüz suyun içinde su perilerinin değnekleri gibi yükselen ölü ağaç gövdelerine bağlanmıştı. Güneşin bulutlar arasından kurtulmayı başaran ışık demetleri, Mohavk’ı daha önce hiç görmediği kızıl- yeşil karışımı bir renge boyamıştı. Bu görüntüyü gölün üzerindeki yansımasından seyretmek en az gerçeği kadar keyif vericiydi.
Dirim uzaklardan gelen çan seslerine kulak kabarttı. Çok geçmeden bunun bir türlü kibar olmayı öğretemediği sindirim sisteminden geldiğini anladı. Karnı zil çalıyordu.