​ Pilavı İtalyan Pirinciyle, Yahniyi Sırp Etiyle Yapsak da Olur da… / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '17

 
Kategori
Güncel
 

Pilavı İtalyan Pirinciyle, Yahniyi Sırp Etiyle Yapsak da Olur da…

Pilavı İtalyan Pirinciyle, Yahniyi Sırp Etiyle Yapsak da Olur da…
 

Çevremdekiler bilir; -kimin yaptığına bakmaksızın- yapılan doğruları alkışlayan, yanlışları yeren, siyasete objektif bakan, ülke sevdalısı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Gözlerim görür, kulaklarım duyar; başkasının dediğiyle değil, kendi değerlendirmemle hareket ederim.

Aile dostlarımız arasında her düşünceden insan vardır. Sohbetlerimizde konuyu özellikle sağlıklı beslenme, doğal ürünler, otomotiv, havacılık ve anılarımla sınırlı tutmaya çalışsam da “Anlatsana şu yerli otomobil hikayesini Ata.” diyerek kulvar değiştirirler mutlaka. Yerli İHA'nın, helikopterin, tankın ve savunma silahlarının çok yerinde ve doğru yatırımlar olduğunu kabul eden ben yerli otomobil üretimine temkinli yaklaşırım. Çünkü ülke kaynaklarının çok daha önemli ve elzem yatırımlara kaydırılması gerektiğine inanırım.

Kimi de kalkar dillere pelesenk olmuş şu cümleyi kurar: “Mercimeği, pirinci, samanı ithal ederken araba üretmeye kalkıyoruz!”

Ne yalan söyleyeyim, önceleri sessiz kalıyordum; ama düşününce garip gelmeye başladı bu çıkışları. Malum güçler bugüne dek bizi “Siz tarım ve hayvancılık ülkesisiniz, hem kendinize hem de bize yetiyorsunuz.” diye gaza getirip otla, keçiyle meşgul ederken kendileri ekonomik olarak gelişip bizi kendilerine muhtaç ettiler! Neyse ki etle, bulgurla bir yere gelemeyeceğimizi sonunda anladık. Öyle ya; Finlandiya’da pirinç mi üretiliyor, Norveç tundralarında avokado ağaçları mı var! Amerika’da büyük bir markete girerseniz dünyanın dört bir yanından gelen sebze ve meyveleri görürsünüz. Gıda ithalatından asla rahatsızlık duymazlar, çünkü ekonomik güçleri ortadadır. İşte, “Biz artık tarım ve hayvancılık ülkesi değiliz.” diyebilmemiz için -bu sözün altını dolduran- güçlü bir ekonomimiz olması gerekir ve millete de neden pirinci İtalya’dan, mercimeği Kanada’dan, eti Sırbistan’dan getirdiğimiz ancak bu şekilde anlatılabilir. Bana göre, yerli otomobil üretimi de -ülkemizde onca üretim yapan marka varken- gerekli değildi; ama madem ki o yönde bir karar alındı, hayırlara vesile olmasını dilemek vatandaşlık görevimizdir.

Gelelim vatandaşın “Güçlü Ekonomi”yi nasıl hissedeceğine: Yapılan yollar, köprüler, silahlar, helikopterler, hızlı trenler, metrolar, havalimanları ilgiyle izleyeceği, gururlanacağı yatırımlardır; lakin onun ekonomi göstergeleri farklıdır. Güçlü bir ekonomi vatandaşa düşük vergiler, geniş iş imkanları ve sosyal hayattaki avantajlar olarak yansır. Hiç kimse evinde “Hanım bak ne güzel yollarımız, köprülerimiz oldu; aç kalsak da olur!” demez! Evine, arabasına ödediği vergiye, aldığı maaşa ve yapılan kesintilere bakar. Pazar fiyatlarını, enflasyonu kontrol eder. Binbir güçlükle okuttuğu çocuğunun iyi bir iş bulmasını bekler. Ekonomisi güçlü ülkelerin ana geliri vergiden değildir; maaşlar yüksektir, giderler düşüktür. Yani, gelir-gider terazisinde ağır çeken kefe gelirinkidir. Haliyle insanlar mutludur. Arzulanan her şey alınabilecek uzaklıktadır. Bizde ise -otomobili satın alması bile mucize olan- insanımız benzinin litresine 5.63 lira vererek zaten depoyu dolduramaz! Ve tarımcılığı, hayvancılığı elinden giden çiftçimize, köylümüze -İstanbul’a getirip plazalarda iş veremeyeceğimize göre- bölgelerinde hangi endüstri işletmeleri açılmış ve istihdam edilmişlerdir? Vesselam, “Biz artık tarım ülkesi değil, endüstri ülkesiyiz.” demek kolay, milleti inandırma kısmı zordur

“Yakında elektrikli araçlar çoğalıp yaygınlaşacak, benzin masrafımız bitecek.” diye de şimdiden sevinmeyin bence! Farklı ek vergilerle yine benzin kadar masraf edeceksinizdir. Devletimiz gelir kaybına uğramayacaktır. Akaryakıttan gelen vergi geliri şekil değiştirip yine önünüze gelecektir. Bir örnekle açıklayayım: Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 1510 Mt ve geçiş ücreti 7.00 TL. Osman Gazi Köprüsü 2680 Mt ve geçiş ücreti 65 TL, oysa -oranlarsak- OGK’nin 12.40 TL olması gerekir. Peki neden pahalıdır, çünkü Y-İ-D marifetiyle yaptırılmıştır ve körfezi dolanarak harcayacağınız benzin maliyetini köprü geçiş ücreti olarak ödeyeceksinizdir! Tek kârınız kısa sürede konforlu geçiştir. Elektrikli araçla da sessiz bir konfor elde edeceksiniz, havayı kirletmeyeceksiniz ve bedelini de ödeyeceksiniz.

Bilmem ki hislerimi anlatabildim mi! Çin’den barbunya ithal etmemizin ekonomik karşılığını bulamıyorum ben ve -soranlar karşısında- yine sessizliğe bürünmek zorunda kalıyorum:(

Kafama takıldı, 15-20 sene önce piyasalar nasılmış diye bir araştırma yaptım.

2000 yılında 1 US$ 0.62 liraymış. Benzinin litresi 0.56 lira ve ham petrolün varili de US$ 24.50

Bugün ise 1 US$ 3.87 lira. Benzinin litresi 5.63 lira ve ham petrolün varili de US$ 63.00

Yani, 17 yılda kur %600, benzin %1000 ve ham petrol ise %250 artmış!

Neden benzin fiyatındaki artış ham petrol fiyatı ve kur artışıyla doğru orantılı değil, bilemedim; eminim ekonomist arkadaşlarımız mantıklı bir açıklama getirebilirler. Tabii, ben güçsüzken devletim nasıl güçlü oluyor, onu da anlayamadım; ama vardır elbet büyüklerimizin bir bildiği!

 

 
Toplam blog
: 462
: 1159
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..