​ Piramitlerin etrafındaki fareler / Yolculuk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '13

 
Kategori
Yolculuk
 

Piramitlerin etrafındaki fareler

Piramitlerin etrafındaki fareler
 

  Bir akşamüzeri Kahire’deyim. Tren garından ayrılırken trende yanımda oturan arkadaş bana yardım ediyor, çantamı taşımam için. Sırt çantam gitgide ağırlaşıyor. Böyle gezmek olmaz. Bir dahaki sefere kesinlikle daha hafif bir çantayla dolaşacağıma dair kendime söz veriyorum. Biliyorum, henüz gezgin olmanın yakınında bile değilim!

Öyle kalabalık ki bir an burada olmamam gerektiğini bile düşündüm. Niyetim müzeyi görüp Giza’ya geçmekti. Kafam gördüğüm karışıklıktan nasibini almış bir halde, elimdeki notlara bakmaya başladım. Muhammed yakınlarda birkaç otel bildiğini, bana eşlik edebileceğini söylediğinde sevinerek kabul ettim. Zira para bozdurmaya ihtiyacım var, bir yerden bir yere yürüyerek gitmekten başka bir seçeneğim de yok. Tren istasyonuna yakın ne kadar otel varsa dolaştık. ‘Ecnebi’ diye beni kabul etmediler. Bu oteller sadece Arap vatandaşlar içinmiş! En nihayet bir otel bulduk bulmasına da onun da fiyatı bana uymadı. Hissettiğim şey öfke, gürültü, açlık, yorgunluk ve çaresizlik. O an Giza’ya gitmek üzere fikrimi değiştirdim. Müzeyi günübirlik görmeye nasıl olsa gelebilirdim. Metroya doğru çevirdik yönümüzü. Vakit gece yarısına yaklaşıyor. Muhammed, beni bir otele yerleştirene dek eşlik etmek istediğini söyleyince minnetle kabul ettim. Elimdeki notlarda adı geçen bir hostelin yerini bildiğini söyleyip ‘Mania’ diye bir yerde inmemizi işaret edene dek kendimde değildim. Yürümeye başladık, yürüdük, yürüdük. Bir taraftan açım, diğer taraftan yorgun. Nihayet para bozduracak bir yer bulduk, karnımızı doyurduk. Beni otele yerleştirmeden yanımdan ayrılmadı. Gittikten sonra ardından bakakaldım. Bu coğrafyada böyle yardımsever insanlarla çok karşılaştım ama her seferinde elimde olmaksızın şaşırmaya devam ediyorum.

İlk defa bir hostelde kalacağım. Görünen yüzde pek bir şey fark edilmiyor ama sonradan anlayacağım üzere çok düzenli bir yer, sanki kızlar yurdu gibi. Odayı iki Mısırlı kızla paylaşıyorum. Gece geç bir saatte odaya girdiğimde ikisi de uykulu gözlerle bana bakıyorlardı. Özür dileyerek çok yavaş hareketlerle bir duş alıp kendimi uykuya bıraktım. Öyle yorgunum ki hemen uyuyabildiğim çok nadir anlardan birindeyim. Sabah kızların sesiyle uyandım. Ayrılıyorlardı. Vedalaştık. Aşağıya kahvaltıya indim. Kahvaltıda baklaya benzer bir yemeği peynir, reçel ve yumurtayla servis ediyorlar. Yanında da çay var. Hindistan’da da kahvaltıda yemek yediklerine çok şahit olduğumdan şaşırmadım. Geleneğe uyup bol limonla ben de yedim. Doğrusu dün geceden hala açım.

Kahvaltıdan sonra Giza’ya giden bir otobüse atladım. Otobüs beni bir yerde indirdi. Şoktayım. Piramidin biri uzaktan görünüyor ama dibindeymiş gibi de şehri görüyorum. Yani bu kadar iç içe olduklarını doğrusu tahmin etmiyordum. Otobüste birine piramitlere nasıl gireceğimi sorma gafletinde bulundum. Yolu tarif eden adam benimle indi, ağzından tükürükler saçarak konuşmaya devam etti. Ben geri adım attıkça o sanki daha çok yaklaşıyor gibiydi. Bir taraftan boğazımdaki peştamal ile sokak kirliliğini bahane edip ağzımı burnumu kapatmaya çalışıyorum, diğer taraftan tur satıcısı olduğunu anladığım başka bir adamın içeriye girmek için iki seçenek bulunduğunu anlatan konuşmasını dinliyorum. Nitekim söylediği rakamı yüksek buldum. Bir Mısırlının suya ödediği paranın tam üç katını ödediğimi bildiğim için fiyatları da inanılmaz yükselttiklerini tahmin edebiliyorum. Nitekim ilgilenmediğimi söyleyip ayrılırken arkamdan seslenip rakamı düşürdü. ‘’Tamam’’ dedim. İçeriye iki yoldan giriliyor. Biri tur otobüsleriyle rehberler eşliğinde ön taraftan, diğeri at veya deve üzerinde arka taraftan. Atı tercih edip arka tarafı seçtim. Parayı ödedim. Kendimi eşeğe binen ve bana rehberlik eden çocuğu izlemeye bıraktım.

Piramitlerin olduğu alan, demir tellerle ve uzun duvarlarla çevrili. Etrafında küçüklü büyüklü kum tepeleriyle çöl yükseliyor. Tellerin ve duvarların sıradanlığı piramitlerdeki dehayla kesinlikle uyuşmuyor. Etraftaki kirlilik de göze doğrusu hiç iyi görünmüyor. İlk izlenimlerim canımı sıksa da dikkatimi piramitlere yöneltmeye çalıştım. Önce etrafını dolaştık. Uzaktan izledim bir süre; Kefren, Keops ve Mecarinos’u. Tabii ki gündoğumu ve gün batımında daha güzel olurdu piramitlerle buluşmak ama gündoğumunu kaçırdım ancak günbatımına buradayım. Bir süre oturdum, izledim. Yan tarafında yükselen şehre baktım. Bir piramitlere baktım, bir şehre...

Rehberim eliyle işaret etti, ata binmem için. Ve Mecarinos’a doğru yaklaşmaya başladık. Ortasına demir bir merdiven yapmışlar, çok fena gözüküyor. İçinin kapalı olduğunu söylediler. Keops 137 m. Kefren 124 m. Mecarinos 88 m. yüksekliğinde. Ki Keops piramidi, inşa edildiği dönemde 146 m. iken üzerindeki ‘Kapak Taşı’ çalındığı için yüksekliği ve kusursuz görünümünden yazık ki kaybetmiş! Kapak taşının çalınması, mükemmel oranın bozulması ve taşların aşağıya yuvarlanması ile de ilişkilendiriliyor!

Kefren’in içine girdim. Tünel gibi bir dar alandan,başımızı eğe eğe ilerliyoruz. İnanılmaz bir sıcak gitgide daha da çok belirginleşiyor. Biraz ilerde aşağıya inen bir tünel görüyorum. Yukarıya çıkan tünelden devam ediyoruz. Açıklık bir alana geliyoruz. Hepsi bu. İçerde hiçbir şey yok. Olan her şey Kahire’deki müzeye taşınmış. Arkamda sürekli ağlamaklı bir ses tonuyla dua okuyan bir kadın var. Bir an önce dışarı çıkmak üzere adımlarımı hızlandırıyorum. Nihayet dışarı çıkıp derin bir nefes aldım.

Dünya üzerinde bulunan kimi piramitlerin dünyanın enerji dengesini koruduğuna ve o dengenin bugün için bozulmuş durumda olduğuna ilişkin bilgiler var! Bu Mısır’daki piramitlerin firavun mezarları için yapılmış olduğu bilgisiyle çelişiyor! Günümüzde ciddi bir bilgi kirliliği var. Gerçek olanlarının yanında yanlış yönlendirmelerle insan aklını özellikle karıştıranlarına da her köşe başında rastlamak mümkün. Üzerimize bunları ayrıştırmak gibi bir sorumluluk da düşüyor!

Piramitlerin dünyanın merkezinde olduğu düşüncesi bana hep heyecan verici gelmiştir. Ki Büyük Piramit Keops, dünya karalarının tam ortasında duruyor. Yapıldığı sırada böylesi büyüklükte bir yapının dünya karalarının tam ortasına oturtulabilmesi için, dünyanın uzaydan görülmüş olması mı gerekir! Üstünden geçtiği varsayılan meridyenin kara ve denizleri tam eşit iki parçaya bölmesi, Keops piramidinin taban çevresi, yüksekliğin iki katına bölünmesinin Pi sayısını vermesi, yüksekliğinin bir milyara çarpımının yaklaşık olarak güneşle dünya arasındaki uzaklığı vermesi, eğiminin 54 derece, 54 dakika olması, taban köşelerinin birleşimiyle tam bir kare elde edilmesi gibi kusursuz ve bunun gibi hata vermeyen oranlar üç Giza piramidinin de geometrik ve gözlemsel ilkelere dayalı bir plana göre inşa edildiği ve bu planın da doğrudan astronomik gözlemlere dayandığı kuramını doğruluyor! İlaveten bu geometrik ve mühendislik harikası yapının antik dönemlerde astronomik bir gözlemevi, ruhsal dönüşüm için tasarlanmış bir inisiyasyon merkezi, özel bir tapınak, alternatif enerji üreten dev bir elektrik santrali ya da iddia edildiği gibi firavun mezarı olması gibi işlevsel nedenleri düşündüren çok bilinmeyenli denklem hala insanoğlunun önünde cevaplanmamış olarak duruyor! Piramitlerin 20 tonluk taşlardan yapıldığı düşünülürse neden yapıldığı bir tarafa nasıl yapıldığı, bu taşların nasıl getirildiği, nasıl hareket ettirildiği hala tahminler üzerinden konuşulmakta, hala açıklanamıyor! İnsanoğlu sınırlı algılayışı ile kendi varoluş düzeyini egosal bir mantıkla anlamaya çalıştığı sürece de açıklanamayacak! Mısırlı rahiplerin ya da inisiyelerin ses bilimini kullanarak taşları hareket ettirdiklerine dair bilgiler ise kimi ezoterik açıklamalarda yerini almış. Antik Mısır ile ilgili izlediğim bir belgeselde duyduğum şu sözler tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda çok da yerindedir; ‘Medeniyetlerin ilkelden gelişmişe doğru ilerlediği iddiası, evrimcilerin tarihe uyarladıkları bir safsatadır. Tarihi kaynaklar ve bulgular, evrimci safsatalar ve önyargılar terk edilerek incelendiğinde karşımıza ileri teknolojiler uygulayan medeniyetler çıkar. Antik Mısır, Mayalar ve Sümerlerden kalan izler geçmiş çağlarda elektrik, elektrokimya, elektromanyetik, metalurji, hidrojeoloji, tıp, kimya, fizik gibi bilim dallarının geniş ölçüde kullanıldığına işaret eder.’

Mısır’da yapıldığı bilinen yüzden fazla piramit içinde, en eskilerden biri kabul edilen ve Mimar İmhotep tarafından tasarlanmış olan Basamaklı Piramit Sakkara’da bulunuyor. Bugün için oraya gitmek niyetinde değilim. Hava kararmadan günbatımını izlemek istiyorum piramitler üzerinden.

Rehberim, Giza piramitlerinin binlerce yıllık efsanevi bekçisi aslan gövdeli, insan başlı Sfenks’in yanına doğru yol alırken ben de peşinden gittim. Sfenks, kelime anlamı itibariyle ‘yaşayan heykel’ anlamına geliyor. Napolyon 18.yy. başında Mısır’a girdiği zaman anıtın sadece başı ve omuzları çöl kumlarının üzerinde imiş. Ancak yapılan birçok araştırma göstermiş ki, Sfenks’teki aşınmaya kum ve rüzgâr değil, su erozyonu neden olmuş. Eski Mısır’ın köklü iklim değişiklikleri yaşadığı biliniyor ancak Sfenks’in Tufan öncesinde yapıldığı varsayımından hareket edildiğinde, bu erozyonun ortaya çıktığı tarihin tufanın meydana geldiği tarihlere rastladığı düşünülüyor! Bu Atlantis’in de sular altında kaldığı tarihlere isabet ediyor. Buna göre Mısır tarihinin yeni baştan ele alınması gerekir ve hatta tüm dünya tarihinin de!

Kafamda bu düşünceler olduğu halde bir süre at koşturdum. Bu geri dönüş yoluydu. Rehberime ve atıma teşekkür edip Mahmud’un yanına döndüm. Mahmud iri göbekli, ciddi suratlı bir adam. Bana bir çay söyledi. Sohbetin sonunda üç tane karısı olduğunu, altı çocuğu olduğunu ve karılarından birinin yedinciye hamile olduğunu öğrendim. Deve sütü içtiğini, sütün erkekler için ‘güç’ anlamına geldiğini de gülerek ekledi! Sohbetten sonra, bu sefer deveye binerek günbatımını izlemek üzere çöle doğru yol almaya başladık. Mahmud, devenin ipini elime vererek bana nasıl idare edeceğimi de öğretti.

Gün, piramitlerin üzerine batmıyor. Birbiriyle hemen hemen ters istikametteler. Gün batımına şöyle bir bakıp yönümü piramitlere çevirdim. Gönlüm havanın kirli olmamasını, açık bir hava olmasını arzulardı ama hava oldukça kirliydi ve insansal kirliliğin hava kirliliğinden ayrı olmadığını düşündürdü bana bu gördüklerim. Etrafı sanki fareler sarmış gibiydi!

Uzun uzun izledim. İnsan, beşbin yıllık bir tarihe şöyle bir bakabilir mi! Bakarsa ne görür! Gördüklerimin, günümüz insanının algılayış biçimiyle sınırlı kalması karşısında eksiktim. Hissettiğim bu şey canımı sıktı. Daha çok bilme isteğiyle doluydum daha çok daha çok öğrenmek isteyen insanlar gibi ama öğrenmek bile yeterli değildi!

Kalkma zamanı geldiğinde deveye bindim yeniden. Deve üzerinde koşmak doğrusu çok komik. Hayvan öyle rahat ve yumuşak hareket ediyor ki üzerinde hoplarken onun hareketlerindeki estetiğin onda birinin bende olmaması karşısında utandım.

Mısır’da birçok tapınakta bulundum, hiyerogliflere baktım, piramitleri gördüm. Hissettiğim şey şu ki; bu gördüklerim kesinlikle insani değil. Üstelik tekin de değil! Şu an ki tabloya bakıp değerlendirmek de mümkün değil. Olanlar çok daha farklı bir algılayışın, yaşayışın ve inancın dışavurumu! Benim hissettiğim bu. 

29.01.2009, Giza

 

 

 

                                

 

 

 
Toplam blog
: 118
: 631
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..