- Kategori
- Güncel
PKK'nın "Alternatifsizlik" Stratejisi

Kundaklanan atölyede 300 bin TL'lik zarar oluştuştu. Olayı Terörle Mücale Şubesi (TEM) soruşturuyor.
PKK terör eylemlerini tırmandırarak gerilimi artırırken bir taraftan da bu sorunun çözümünde kendisinden farklı düşünen bütün unsurları bertaraf etmek için uğraşıyor. Adana'da Batmanlı bir işadamına ait tekstil atölyesinin kundaklanması ve Diyarbakır'daki 100'e yakın sivil toplum kuruluşunun hazırladığı ortak bildiriye yapılan müdahale bu bertaraf çalışmalarına iki örnek.
Esas itibariyle PKK kendisini alternatifsiz bir muhatap olarak kabul ettirmek istiyor. Bu yüzden bu sorunu çözmek için uğraşan iradenin doğrudan halkla ve sivil toplum kuruluşlarıyla muhatap olmaya çalışmasından rahatsız oluyor. Bu "alternatifsizlik" stratejisi gereğince sürece dahil olmasından ya da sürece dahil olma biçiminden rahatsız olduğu bütün unsurları tasfiye etmeye çalışıyor. BDP'nin (Barış ve Demokrasi Partisi) bile bu süreçte çok fazla öne çıkmasını istemiyor; BDP de çözüm için (zoraki olarak) İmralı ve Kandil'i işaret ediyor. Hatta bir dönem çok öne çıkan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in sesinin soluğunun kesilmesini de PKK'nın bu "alternatifsizlik" stratejisinin ürünü olarak pekala değerlendirebiliriz.
Bu girişi yaptıktan sonra, PKK 'nın çok istismar ettiği bir konuya geçelim "Taş atan çocuklar..." PKK'nın hemen her sokak eyleminde öne sürdüğü, kalkan olarak kullandığı çocuklar... Polise taş atan, arabaların, işyerlerinin camlarını yerle bir eden çocuklar... Öz itibariyle masum, saf ve bir o kadar da kandırılmış çocuklar... İçerisine doğup büyüdükleri şiddetin ve istikrarsızlığın "duyarsızlaştırdığı" çocuklar… Şiddeti bir eğlence gibi algılayan ve bir çikolatayla kendi dünyalarına geri dönebilen çocuklar...
Ne yazık ki kanunlar, özellikle de Terörle Mücadele Yasası, bu çocuklara dışardan bakıldığı gibi hissi yaklaşmıyor. Yasalar bu tür eylemlere katılan çocuklar için çok ağır hükümler öngörüyor. Maalesef bu çocuklar okulda ya da oyunda geçirmeleri gereken ayları hatta yılları hapishanelerde geçirmek zorunda kalıyor.
Adana Valiliği bu tür eylemlere katılan çocukları topluma kazandırmak için "Sevgiye Uzanan Eller" adlı bir çalışma başlatmıştı. Bu projeyle Doğu ve Güneydoğu'dan göçe ederek Adana'ya gelmiş iki bine yakın çocuk halk eğitim merkezlerinde basketbol, futbol, voleybol ve halk oyunlarının öğretildiği kurslara alındı. Başarılı olanlara sertifika da verildi. Sertifikasını alan çocuklardan biri şöyle diyordu: "Aldığımız eğitimler, bize kavga etmek yerine karşımızdakini anlamayı, dinlemeyi öğretti"
PKK, kendisinden başka kimsenin "anlaşılmasını ve dinlenilmesini" istemediği için hain elini bu "sevgi ellerine" uzattı. Projeye destek veren Batmanlı bir işadamına ait tekstil atölyesi kundaklandı. Atölyeye gece giren militanlar kumaşların üzerine benzin dökerek yaktı. Atölyenin duvarlarına da "Sen halkına hainlik ettin. Bedeli budur. Defol buradan iş birlikçiye yer yok." diye yazıldı.
Barış ve demokrasi söylemlerini dilinden düşürmeyen PKK, bu örnekte olduğu gibi "barış" için kendisinden başka bir tarafla "işbirliği" yapılmasını asla istemiyor. Devletin, küsen, kırılan ve incitilen Kürtlerle doğrudan barışmasını değil, kendisiyle “barışmasını” istiyor. Bu süreçte "TC" ile “işbirliği” yapanların sonu da böyle oluyor.
Bir de sivil toplum kuruluşları var. Birçoğu samimi olarak bu meselenin çözümüne, terörün bitirilmesine katkıda bulunmak istiyor. Bunlardan bazıları bilerek ya da bilmeyerek PKK'nın söylemlerine yakın bir yaklaşımla hareket etse de genel olarak terörün bitmesini samimi olarak istiyorlar.
Bu bağlamda harekete geçen Diyarbakır'daki yaklaşık 100 sivil toplum kuruluşu (STK) teröre karşı ortak bir bildiri yayımlamak için çalışma başlattı. Önce bildiride PKK'ya "Kayıtsız şartsız şiddeti durdurma ve silah bırakma" çağrısı yapılacağı duyuruldu. Bildirinin taslağı bu şekilde hazırlandı. Fakat PKK bu bildiriye gece yarısı Fırat Haber Ajansı'na gönderdiği bir açıklamayla açıkça müdahale etti. Tehditkâr bir dilin kullanıldığı bu açıklamada sivil toplum kuruluşlarına "yaptıklarının örgüte zarar vereceği" uyarısı yapılarak: "Bize değil Türk devletine ve AKP'ye çağrı yapın!" mesajı iletiliyordu. Bu haberden sonra STK'lar geri adım attı ve bildirinin içeriği değişti. Silah bırakma çağrısı sadece PKK'ya değil Türk Silahlı Kuvvetleri'ne de yapıldı. Açıklamanın nihai şeklinde PKK'ya silah bırakma ve ateşkes çağrısı yer alırken, hükümetin de askeri operasyonları durdurması istendi. Akla ziyan değil mi? PKK militanları elde silah dağlarda dolaşacaklar, askerler de onları izleyecek... Niye? Çünkü "aydın, entelektüel, samimi, barıştan yana, şiddeti tasvip etmeyen" sivil toplum kuruluşlarımız böyle istedi. PKK'dan korktukları için değil yani sadece ve sadece "barış" için...
Özetlemek gerekirse, bu süreçte "kan dökülmesin, barış olsun, savaş bitsin" gibi söylemlerle hareket ederken, yukarıdaki örnekleri de göz önüne alarak çok daha dikkatli olmak gerekir. Çünkü kendisinden başka meşru muhatap kabul etmeyen bir terör örgütüyle karşı karşıyasınız. Söylemleriniz, yaklaşımınız siz isteseniz de istemeseniz de terör örgütüne fayda sağlıyorsa biraz daha özenli olmalısınız. Bu özen hem sınır boylarında can veren askerlerimizin hem de oyun ve okul zamanlarını cezaevlerinde geçirmeye itilen masum çocuklarımızın hakkıdır.