Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

24 Eylül '21

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Platonik Aşk - Plato

Platonik Aşk - Plato

 

“Sizler Platonik aşkın nereden geldiğini biliyor musunuz?”

Karşısındakilerden kimi biraz bilgiliydi kiminin ise hiç bilgisi yoktu.

“Platonik aşk Plato’dan gelmiş. Platon bir öğrencisine âşık olmuş. Derler ki bu öğrencisi erkekmiş. Bu yüzden hiçbir zaman ona söyleyememiş ve uzaktan kendi kendine aşkından perişan olmuş. Yani Platonik aşk dediğimiz işte böyle başlamış.

Pan mitolojide çoban ve sürülerin yarı insan yarı keçi tanrısıymış. Flüt çalarmış. Ne çalma. Nasıl çalıyorsa panik kelimesi o zaman çıkmış ortaya.”

İçlerinden biri itiraz etmişti.

“Yapma gerçekten mi?”

“Bilemem… Mitolojiden söz ediyorum.”

“Haklısın. Pardon.”

 

“Pan, bir gün küçük bir vadiden geçerken bir nenfin (nymph) şarkı söylediğini işitir. Bu bir orman perisi olan Echo’dur. Yalnızlığı seven, Zeus’un perileri olan ‘muse’lardan flüt çalmayı ve şarkı söylemeyi öğrenen bu genç kız Echo, insan topluluğundan ve tanrılardan kaçar, evlenmek istemezdi. Onun ahenkli ve berrak sesini duyan Pan, ona karşı vahşi bir sevgi duydu. Onun yeteneğini kıskanan ve onun güzelliğinden istifade edemeyen bu keçisakallı mabut, etraftaki bütün çobanların yollarını şaşırttı. Bu şaşkınlıkla bir gün nenfe hücum ettiler, onu öldürdüler ve vücudunun parçalarını dağıttılar. O günden beri, her tarafa dağılmış olan Echo'nun kendine özel bir yeri yoktur. Gürültüyü duyduğu her yerdedir. Ölümden sonra da müzik hafızasını kaybetmemiştir. Kulağına çarpan sesleri tekrarlar.”

 

Rüçhan Günnar;

“Ben bu mitolojik hikâyelere bayılıyorum. Tabi Yunan mitolojisi bize çok yakın. Birçok kelimesini kullanıyoruz. Bilimin birçok yerinde onların isimleri işimizin adları oluyor. Böyle hikâyelerde insanın içini ısıtıyor.”

“Evet. Bakın bir de bunu dinleyin lütfen. Diğer taraftan:

 

Narcisse’in narsist kişilik bozukluğuna da isim veren yersiz gururu tanrıları kızdırmıştı. Onun bu anlamsız gururunu ve katı kalbini cezalandırmak için, ona garip bir heves verdiler. Bir gün av ve yaz sıcağının yorgunluğu ile sakin ve şeffaf bir pınarın başına geldi. Su ayna gibi parlaktı. Narcisse su içmek için eğildi ve berrak suya yansıyan yüzünü gördü. Suda aksini görüp büyülenen Narcisse hareketsiz kalmıştı. Adeta aşkla aksine bakıyordu, hiçbir kuvvet onu oradan ayıramıyordu. Yavaş - yavaş, güneşin altındaki buz gibi, renginin solduğunu ve eridiğini gördü. Güneş onu yakarak bitirdiği zaman kız kardeşleri onun için ağladılar ve mezarının üstüne koymak için saçlarını kestiler. Cesedi götürmek için hazırlandıkları vakit, onun yerinde sarı ve beyaz bir çiçek buldular ki bu çiçek onun adını taşıyan nergistir.”

“Nergis mi? Çok enteresan!”

“Evet. Bakın burada da bazı önemlilerin önemli aşk hikâyeleri yazıyor. Sıkılmazsanız okuyayım.” Suna Baydaroğlu;

“Sıkılmayız. Gece uzun. Ben kendi adıma keyifle dinliyorum.”

Diğerleri de okumasını istemişlerdi.

“Tamam, o zaman mesele yok. Mitoloji ve aşk denilince Zeus’u atlamak olmaz. Yunan mitolojisi de aşkı sıkça işlemiştir. Zeus ile Hera'nın evlilikleri de aşkları da kutsaldır. Doğum, türün devamı ya da mevsimler ve tabiatın var oluşu bu olgu etrafında toplanmıştır. Mitolojide de Zeus, tanrı bile olsa, sonuçta bir erkektir ve Hera'nın yanı sıra başka güzellere de gözü kayacaktır. Sanata en çok konu olan mitolojik hikâyelerden biri de Zeus'un Leda'ya olan aşkıdır.

 

Zeus, Truvalı Helen'in en güzel kardeşi Leda'ya âşık olur, onu ürkütmemek için kuğu kılığına girer. Aşklarından iki çocuk meydana gelir. Yarı tanrı yarı ölümlü Kastor ve Polydeukes adlı çocukları öldüklerinde denizcilere yol gösterecek olan şafak yıldızı ve kutup yıldızına dönüşürler.

 

Sanat tarihinde ‘hamdım, oldum’ diyen her sanatçı, bu mitolojik aşkı eserlerine konu edecektir.”

 

Bir süre konuşmadan öylesine duruyorlardı ki, olağan üstü şeyler olmaya başladı. İsimlendirilmeyen, anlatılamayan şeyler! Hepsinin uyku tulumu vardı, yorulmuşlardı, dinlenmeleri gerekiyordu. Uyku tulumlarının içine giren bir süre sonra uykuya dalıyordu. Sabah kahve kokusu ile uyandıklarında anne oğul çoktan kalkmışlar hatta kahvaltı bile hazırlamışlardı. Gurup üyeleri yine şaşırmışlardı. Çağman:

“Size söyleyecek bir şey bulamıyorum. Kırk bin kere maşallah diyeceğim.”

“Sağ olun. Buyurun kahvaltınız hazır.”

 

Nazan Şara Şatana’nın yayınlanmak üzere hazır olan TAŞLAR – KIYAMET kitabından…

 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara