- Kategori
- Sosyoloji
Plazamın önü boyalı direk

Şirketlerin iyi kazananları bir de sınıf atlayıp, kule tipi binalara taşındı son dönemde. Kule, plaza, iş merkezi adı altında geçen bu binalar uzaktan bakıldığında uzay üssü alfa gibi görünüyor. Hele bir de gece aydınlatmaları ile afiliden yanlarından geçilmiyor. Dolayısıyla dışı cam kaplı bu binalarda çalışanlar, mekanın da gösterişi nedeni ile iyi kazanan, hiçbir derdi olmayan, süper akıllı, yakışıklı, güzel, iyi giyinen, acayip ve hatta uzaylı gibi algılanıyor.
Oysa içerideki kimsenin az katlı, yatay binalarda çalışanlardan bir farkı olmuyor. Her iş yerinde bilinen huzursuzluklar, çekişmeler orada da aynen devam ediyor.
Bu uzay üslerinde aslında komik derecesinde yadırganacak bazı durumlar oluyor. Kurallar ve kurumsallık sözcüklerinin anlamı aramızda kargaşa çıkmasın, hep birlikte kardeş kardeş geçinelim niyetinden çıkıp, bazen size zorluk olarak geri dönebiliyor.
Güvenlik turnikeleri, kart tanıtma sistemleri gibi zorunlu kuralların dışında mesela bu tip binalarda havalandırma sistemi delinmez yasa gibi uygulanıyor. Tam oturduğunuz masanın üstünde koca bir havalandırma çıkışı olabiliyor. O havalandırma gün boyu beyninize üfleyebiliyor. Bu durumda sizden verim almak bir kenara, boyun tutulması, baş ağrısı, müzmin gribal enfeksiyon nedeni ile hastaneden işe gelmeniz bile mümkün olamıyor. Hatta her gün soğuktan mütevellit bir beyin travması söz konusu oluyor.
Teknisyenlere çaresiz “ama olmaz ki, bakın her gün hastayım” diyorsunuz, cevap kurulmuş makine gibi son derece net oluyor. “Binanın geneli standart 21 dereceye ayarlanmıştır. Yaz, kış ısı bu seviyede tutulmaktadır. Sizin üstünüzdeki havalandırmayı iptal edip, standardı bozamayız.” Haydaaaa... Yahu standart falan yok! Alet tepemde ortamı 21 derece yapabilmek için resmen -10 derece ile üflüyor, çıkan hava direkt benim kafamda işlevselleştiği için arkadaşımın ortamı hala Lara Plajı.
Ozonu dikine delmenin yanı sıra magma tabakasına ulaşmak amaçlı zemine doğru ilerleyen bu binalarda bir de kiraları ucuzundan hallice zemin kat ofisleri bulunuyor. Bu kez de güneş görmeyen bir yerde, astronot gibi suni hava ile yaşamak zorunda kalınması nedeni ile kiminin basınçtan başı ağrıyor, kimi nefes alamıyor, kiminin ciğerlerinde ortamdaki anti hijyenik sebeplerden dolayı bakteri oluşuyor, kimininse cildi bozuluyor.
Bu binalarda daha çok yükseklerde suni bir kutup belirginleşirken, derinlerde açık mezar ortamı gözlemleniyor. Sonunda ortam tıbbi olarak her konuda incelemeye uygun vaka ile doluyor.
Elbette bu tip olumsuz tarafları olmasına rağmen, hepsi bir arada sunulan kolaylıklar paketi nedeni ile kişi, plaza insanı olmayı çok çabuk benimsiyor. Yağmura çamura temas etmeden arabanla binanın altındaki garaja girmek, 3 dakikada fırt diye 28 katı asansörle çıkmak, her konuda muhatap bulma şansı, doktor, restoran, elinin altında kurutemizleme, turizm acentası, banka, postane, kargo gibi kolaylıklar insana feleğini şaşırtıyor, hayatını kolaylaştırıyor ama aynı zamanda alışkanlık yapıyor. İş değiştirmek bu imkanların yok olması anlamına geldiği için insanın başka bir binadan gözü korkuyor.
Oysa genelde plazaya girene kadar ortamdan yüce bir mabetmiş gibi bahsedilirken, içine girince illa bir eksik bulup o konuşuluyor. Tabiatımız nedeni ile beklentilerimiz hiç bitmiyor. Şu tamsa, bu eksik oluyor. İşverenin plazası geçici prestijler sağlarken, mekanlar yaşamak için koşturduğunu unutan çalışanın ancak dilini yoruyor.