- Kategori
- Futbol
Polat'ın başarısı, Galatasaray'ın geleceği

Birkaç yazıdır Galatasaray'ın mevcut sorunlarını analiz etmeye ve çözümler aramaya çalışıyorum. Bu defa biraz daha yönetim açısından bir bakış ile konuyu irdeleyeceğim.
Önce biraz gerilere dönelim. Kalli'nin ilk senesine. 93 yılına. Alp Yalman'ın başkan olduğu senelere. Hakan Şükür'ün transferi, Okan Buruk'un takıma kazandırılması, Tugay'ın en flaş futbolunu oynadığı yıllar. Falco, Stumpf, Gütschow gibi şöhretsiz yabancılar ile gelen şampiyonluk. Kadıköy'de 4-1'lik Fenerbahçe galibiyeti ve Beşiktaş'ın yirmi küsür maçlık yenilmezlik serisine İnönü'de 3-1'le son verilmesi. Ardından gelen şampiyonluk.
Tecrübe, disiplin ve sistemli çalışmanın Alman ekolündeki en önemli temsicilerinden Kalli'nin pres ve fiziksel güç gerektiren futbolu Galatasaray'da iyice yerleştirmeye başladığı yıllardı. İdman sahasının çiminden, futbolcuların özel hayatlarına kadar herşey Kalli'nin kontrolünde ve yönetimindeydi. Alp Yalman kulübün temsil görevini üstlenmiş (snob yapısını da iyi biliyoruz) futbol ile ilgili konuları teknik ekiplere bırakmıştı.
Kalli ve Alp Yalman o kadar iyi bir sistem kurmuşlardı ki, Kalli takımın başından ayrılıp Hollmann gelince bile aynı oyun, tempo devam etti ve takım Manchester zaferi ile ilk kez şampiyonlar ligine katıldı. Ayrıca ligi de şampiyon bitirdi. Bu dönem, gerçek bir yönetimsel başarı dönemidir Galatasaray için.
Sonra 96 senesinde Fatih Terim geldi takımın başına. İlk icraatı, satılığa çıkarılan Okan, Suat, Bülent gibi isimleri tekrar Florya'ya döndürmek oldu. Sonra, Faruk Süren sezonun bombasını patlattı ve Hagi ile anlaşıldığını açıkladı. (bu haberi ilk radyodan duymuştum ve sevinçten deliye döndüğümü hiç unutmuyorum). Kalli'den kalan mirası Fatih Terim geliştirirken, Alp Yalman'ın mirasını ise Faruk Süren geliştirdi. Bu ikilinin başarı öyküsü Türk futboluna örnek oldu malumunuz dolayısıyla fazla üzerinde durmayalım.
Alp Yalman ve Faruk Süren, Galatasaray için gerçek bir yönetim efsanesi olarak tarihteki yerlerini almışlardır. Yaşam tarzları, vizyon ve karizmaları, iddialı ve yarışta hep en önde olmayı isteyen hırsları (Hagi'yi, Taffarel'i, Popescu'yu, Jardel'i getirmeyi düşünüp bunu başarmış birisidir Faruk Süren), teknik heyet ve futbolculara olan güvenleri, daha sayamayacağımız bir çok etken ile Türk futbol tarihinin en başarılı kulübü olarak Galatasaray'ı yüceltmişlerdir.
Takipçilerinden Mehmet Cansun da aynı ekolden gelen, vizyonlu ve karizmatik bir isim olarak Lucescu ile gelen şampiyonlukta büyük pay sahibi olmuştur. Bu şampiyonlukta, Abdurrahim Albayrak, Hakan Şükür, Hasan Şaş, Ergün Penbe gibi üst düzey isimlerin de büyük emeği vardır. Tıpkı bugün ismini bile unuttuğumuz bir çok futbolcunun olduğu gibi.
Ancak ne olduysa Özhan Canaydın döneminde olmuştur. Galatasaray'ın "kara yılları" diyebileceğimiz Canaydınlı 4 yıl boyunca, Fatih Terim'in ikinci dönemi ve Hagi'nin teknik direktörlüğü o kadar kötü bir dönem olmuştur ki Galatasaray için, hiçbir iyi Galatasaray taraftarı bir zamanlar Fenerbahçe'de şampiyon olan Revivo, Baliç ve Abdullah'ın Galatasaray'da aynı anda bu takımda oynadığını, (hatta Hagi'nin efsane 10 numaralı formasının eski Fenerbahçeli Revivo'ya verilmesini) Olimpiyat Stadı faciasını, Ali Lukunku, Almaguer, Tamas, Christian gibi menerjer kazığı bile olamayacak kadar kötü transferleri, 100'ncü yılımızda Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını, 6-0'lık hezimeti, "ikincilik başarıdır" sloganını hatırlamak dahi istemiyor.
Bu yıllar aynı zamanda, kökleşen sistemli ve uzun vadeli başarı planlaması geleneğinin de yıkılıdığı yıllardır. 100 yıllık Galatasaray örf ve ananelerinin yeri geldiğinde çok ucuza harcanması da bu döneme denk gelmiştir. Kosecki gibi bir süper yıldızı bir gecede silebilen yönetim anlayışından, "kefen giyerim Galatasaray forması giymem" diyen Baliç'i getirebilen bir yönetim anlayışına geçmiştir.
Canaydı döneminde gelen tek şampiyonluk ise Gerets ile futbolcuların büyük hırs ve inadı ile gelen meşhur 20:45 şampiyonuluğudur. Bu şampiyonlukta da Adnan Polat'ın hırs ve egoları unutulmamalıdır.
Gelelim bugünlere.
Geçen senenin başında Kalli'nin gelmesi sonra kovulması, Cevat Hoca'nın son 6 maçta takımı şampiyon yapması, ardından Skibbe'nin gelmesi, yardımcılarının kovulması, sonra Skibbe'nin de kovulması, Bülent Korkmaz'ın gelmesi ve muthemelen onun da sezon sonunda gidecek olması...
Sadece bu süreç bile Galatasaray'daki sistemsizliğin en büyük ispatı. Adnan Polat'ın aslında sisteme inanan, uzun vadeli başarılar peşinde olan, günü kurtarma anlayışından uzak vizyonlu bir yönetici olduğunu düşünüyorum. Polat'ın etrafındaki insanların etkisinde kaldığı çok belli.
Daha önce de yazmıştım, Galatasaray'ın herşeye rağmen Bülent Korkmaz ile gelecek sene devam etmesi gerektiğini düşünüyorum diye. Hala fikrimi koruyorum. Çünkü bence asıl problem yönetimsel boyutta. Bülent gitsin, isterseniz Capello gelsin başarı sağlam sistemli temeller üzerine oturmadığı sürece günlük kalmaya mahkumdur. Bu noktada da iş yönetimlere düşer.
Birçok iyi yöneticinin de sabah akşam Galatasaray için çalışıp emek verdiğini biliyorum. Bakın tekerlekli basketbol takımı üstüste iki kez avrupa bir kez dünya şampiyonu oldu. Bayan basketbol takımı Avrupa şampiyonu oldu. Çok bariz görülüyor ki, başka branşlarda bir sistem, bir disiplin var ve başarı geliyor. Polat bunu başarmış. O zaman, şunu da düşünmeden edemiyorum, demek ki esas sorun futbol şubesinde. Polat'ın futbol şubesinin düzelmesi için de çaba verdiğine eminim.
Adnan Polat işe ayağını Florya'dan keserek başlayabilir. Futbol takımıyla bu kadar içiçe olmanın doğru bir metod olmadığını eski başkanlardan öğrenmiş olmalı. Tüm yetkiyi teknik direktöre vermesi en doğrusu olacaktır. Kalli, Sezgin, Cevat hoca, Bülent Hoca... Kim yetkili kim yetkisiz ayrılmalı. Disiplini sağlamak adına feda etmesi gerekenleri listeleyip uygulamalı. Hem yönetim hem teknik ekip hem de futbol takımı için şu anda göze çarpan en önemli eksiklik disiplin. İyi bir teknik direktör getirmek isterse getirebilir. Ancak mevcut kadro ve teknik ekibe başarı için gerekli ortam sağlanırsa başarının gelmemesi söz konusu değildir. Bülent, enerjisinin tamamını bu camia için harcayan birisi. Fedakar ve gerçek bir Galatasaraylı. Ancak teknik direktörlüğünde kendini geliştirmesi gerekli. Geniş olarak daha önceki konularda değinmiştim bu hususlara.
Kurumlar için başarı/başarısızlığın en büyük kaynağı yönetimdir. Doğru yönetilen her kurum başarıya ulaşır. Bu spor kulübü de olabilir bir şirket de. Kurumsallaşma denilen şey Galatasaray için şu anda buzlukta dondurulmuştur. Bir an önce eski ruhun, yönetim mentalitesinin geri dönmesi başarı için kaçınılmaz etkendir. Yoksa futbolcular, teknik heyet değiştikçe değişecek fakat yine de başarı gelmeyecektir.