- Kategori
- Güncel
Portakal Çiçeği Kokulu Nisan Esintileri

Ancak emek vererek, güzellikler yaşanabilir...
Bahar; bizim gibi orta yaş ve üzeri insanlar için bile, beklentiler, ümitler, heyecanlar mevsimi.
Balkonda, Nisan güneşini arkama verip, aslan ağızlarıma, incir ağacına, ilerdeki çam ağaçlarına bakarak çayımı yudumlarken o, muhteşem portakal çiçeği kokuları ile kendimden geçiyorum. Kuşlar bahar çoşkusuyla, en güzel şarkıları ile eşlik ediyor, Nisan sevincime.
Geçen yılların muhasebesi, bahar çoşkumun ara nağmeleri oluyor bu arada. Çocukluk günlerimden başlayarak bu güne kadar olan hayat serüvenim, bir film şeridi haline geliyor gözümün önünde...
Kendimi çok önemli bir savaş kazanmış, komutan gibi hissediyorum. Mücadeleler, hayal kırıklıkları, göz yaşları, hastalıklar, kavgalar, kendime ettiğim haksızlıklar, birilerinin kalleşliği...Yetiştirilme tarzımdaki yanlışlar, bu yanlışların hayatımdaki olumsuz etkileri...
Bedel ödemeden hiçbir şeye sahip olunamıyor. Sahip olanlar ise, değerini bilmedikleri için mutlu olamıyorlar.
Bedelini fazlasıyla ödediği halde, hakettiği mutluluğu yaşayamadan , bu dünyadan göçenleri veya gencecik yaşında yaşama elveda diyenleri düşündükçe, şükürler ediyorum Yaradanım'a...
Bir yandan da düşünüyorum. Ülkemin, aç, yoksul, çaresiz insanlarını. Düşündükçe de kendimi bencillikle suçluyorum ve anında mutluluk güneşim, önündeki kara bulutlarla gölgeleniyor.
Sonra yine düşünüyorum: Yanlış yöneticileri seçen, bakamayacağı çocukların sayısını olanca sorumsuzluğu ile çoğaltan, tembellikte ısrar eden, ruhsal ve maddesel pislikten bir türlü sıyrılamayan çoğunluklar yüzünden, ülkenin bu durumda olduğunu düşünüyorum. Bu arada emekli bir eğitimci olarak özeleştiride de bulunuyorum. Bizler müfredatdaki konuları yetiştirmek, birilerine hesap vermekte zorlanmamak için, öğrencilerimize önce "insan" olmayı öğretmeyi ya es geçtik ya da üstünkörü anlatabildik.
Onlara; konuşmalarımızla, davranışlarımızLa ne kadar örnek olabildik, ne kadar kitap, gazete okuduk, gündemi takip edebildik. Ve onlara ne kadarını aktarabildik. Dostluğu, paylaşmayı, ailenin önemini, ülke sevgisini, Atatürk'ümüzü, büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi "yaradandan ötürü yaradılanı hoş görmeyi" ne kadar anlatabildik...
İki yakamızı bir araya getirebilme çabası, kendi çocuklarımızın sorunları, kişisel sorunlar birer mazeret miydi?...
Mevcudu yetmişe dayanan sınıflarda bunları nasıl yapabilirdik. Yapmaya kalkışsak, egosunu tatmin etmek için, öğretmeni çocuk gibi azarlamaktan çekinmeyen hasta yöneticiler şevkini kırar. Aklı kıt, zamanı bol bazı veliler akıl hocalığı yapmaya kalkıp moralini bozar.
Herşeye rağmen; sana sevgiyle bakan, annesinde , babasında görmediği ilgiyi sevgiyi sende bulan, o dünya tatlısı güzel gözler için, verimli olmak adına elinden ne geliyorsa yapmaya çalışırsın.
Bireysel mutluluklar, yeterince duyarlı olan insanlara yetmiyor; hep birşeyler eksik kalıyor.
Şu sıralar sık söylenen bir söz var: "Hepimiz aynı gemideyiz" ...Batarsak lüks kamaradaki yolcu da, kazan dairesindeki adam da batacak... Birbirimizi uyarmaktan vazgeçmemeliyiz. İnsan olmanın gereğini, bireysel değil, evrensel düşünerek yerine getirebileceğimizi sanıyorum.
İşte, Nisan esintilerinden, sizlere aktarabildiklerim....