​ Primat sanat / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

07 Ocak '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Primat sanat

Primat sanat
 

Sayın Say, kendi kaleminden bir anlatı hazırlayıp Milliyet gazetesinde yayınlamış. Kısa ve öz bir anlatımla, çocukluğunda bugünler için düşündüğü geleceğin yerine oturmuş kabuslardan söz ederken, bugünden geleceğe umudunu yitirmeden yeni idea’larından söz etmiş: Anadolu’da felsefe ve sanatın özgürce yapıldığı, konuşulduğu okullar açmak. (Nedense bu okullar, “tatil, gezi denince hep Ege’de olur” şablonuna uyarak, Ege kıyılarında olacakmış. Ulaşım kolay, havaalanı bol, kaçması kolay vs. olmasından sanırım. Ege kıyılarına Akdeniz kıyıları denmesini anlamsız buluyorum)

Sayın Say Anadolu köylerine kadar gidip insanlara piyano çalmış bir sanatçıdır. Fikirleri ve eylemlerinin yerine, diğer “asil sanatçılar” gibi, ya Paris’in kokuşmuş ara sokaklarına saklanmayı veya o uçak senin bu otel benim gezgileriyle zengin sanatseverlere kendini sunarak sınırlı görkemli yaşamayı tercih edebilirdi. Sayın Say şunu biliyordu: sanatçı toplumuna karşı sorumlu olmalıydı.

Kızının geleceği için duyduğu kaygılarla ülkesinin geleceğine duyduğu umutsuzluklar birleştiğinde düşüncelerini olduğu gibi söylediğinde, televole mantar kültürünün ona anlayış göstermesi beklenemezdi.

Sekesenlerde Osmanlı restorasyonu yapan 12 Eylülcüler ve ekibi(tutucu, biraz da çaresiz halkın büyük bölümü) solcuları ve az miktarda sağcıları kesip biçip yemekle kalmış olsalardı bu bizim işimiz derdik. Ama işin rengi 90’lara doğru anlaşılınca baktık ki, arabesk müzik ve arabesk yaşam kültürü, çocuklara çığlık çığlığa en ilkel primatların sevebileceği şarkılar söyletip “sedalı’kuşlu’puşlu” sabah ve gece televoleci programlarla kafalar üretme işinde de profesyoneldiler.

Terörün en büyük zararı, Türkiye’nin gündeminden düşmeyerek bu adamların işlerini rahat ve devlet desteğiyle yapmalarına da olanak vermesiydi.

Sanatın para, sanatçının ahlaksız ve bencil, aydının kendine muzdarip olmasına şaşmamalıydı. Bir toplum kabadayılıktan söz etmeye başladığında artık kabadayılığı dillenmişti. Bundan nemalananlar da sanatçı olduklarını düşünüyorlardı.

Restorasyoncular, ellerinde kutsal kitabımız Anadolu alanlarında, alınlarında yaşamak fazlası yazmayan kitlelere konuşurlarken, çok büyük birer kurtarıcı olduklarını düşünüyorlardı. Her şeyde muhteşem bir huzur ve başarı sağlamışlardı. Sanat karın doyurmayan çalgıcı işiydi onlar için.

Üzerine basıp geçtikleri, büyük önderin, “sanatsız bir toplumun yaşam damarı kopmuştur” desturuydu. Restorasyoncuların sanattan ve sanatçıdan anlaması beklenmiyordu, çünkü primatlara geri giden yolculuğumuzda balondan ilk atılacaklar onlardı. Nasılsa çevrelerindeki aydınlara danışırlar, büyük birader Oxofor’da danışır, Türk kültürüne yön verirlerdi. Alanlar coşmuştu zaten. Sanat, pazarları TRT’de onlar için karın ağrısıydı.

Tüm bu on yıllar yaşanırken, üstün insanlar aydın ve sanatçılarımız neredeydi?

Size kısaca söyleyivereyim: Paris’in aşk kokan sokaklarında, Newyork’un lüks lokantalarında ve tabii ki zengin azınlığın kollarındaydılar.

Benim halkım diyenlere bomba, kara damlar veren güçler işlerini öyle rahat yapıyorlardı ki, onlar da mecburen öyle olmuşlardı.

Bu işin haklı haksız tarafı yoktu, bu işin arınma tarafı vardı. İşte sayın Say’ın yapmak istediğiyse buydu. İçlerindeki belki de en saf ve ak olan kendisi olmasına rağmen bunu yapmak istiyordu.

not: seçkim; http://www.youtube.com/watch?v=qFruKvAq8PQ

http://www.youtube.com/watch?v=4ohr4P8E_io
sağlıcakla kalın.

 
Toplam blog
: 470
: 551
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..