- Kategori
- Gündelik Yaşam
Protesto işe yarar mı?

Logar “cinayeti” ve ardından yapılan tartışmalar her zaman olduğu gibi çözümden çok uzak bir yolda devam ediyor.
Bir kısmımız her zaman olduğu gibi “kader” ya da “kaza” deyip olayı kabulleniyoruz, diğer bir kısmımız ise bu “cinayete” ve tepkisizliğimize isyanla meşgulüz.
Savunma durumunda olan, kent kültüründen nasibini almamış müteahhit ve yöneticilerimiz ise her zamanki pişkinliklerini aşmış durumdalar: “Her bireyin başına nöbetçi dikemezlermiş!”
Birisi “o zaman açtığınız çukurların başına nöbetçi dikseydiniz” dese ne cevap vereceklerdi çok merak ediyorum. O zaman belki aynı anda ne kadar çok çukur açıp kentlerimizi köstebek yuvasına çevirdiklerini anlarlardı.
Bu olaya “ne yapalım, kaza oldu” diyenler, bu olay kendi yakınlarının başına gelince bunun hiç de kader ve kaza olmadığını anlarlar ama bunu anlamaları ne ölene, ne de kalanlara bir yarar sağlamaz.
Gelelim tepki verme olayına.
Tepki ve protesto çağdaş ve insani davranışlar. Maalesef biz onun da dozunu bir türlü tutturamıyoruz. Doğru yapılırsa “protesto” çok demokratik ve doğru bir tepki türüdür.
Fakat “protesto”nun yarar sağlaması için diğer demokratik gelenek ve kurumların yerli yerinde olması gerekir. Sizce bu “gelenek ve kurumlar” Türkiye’de yerli yerinde mi? Güldürmeyin beni.
Nedir bu demokratik gelenek ve kurumlar? Kendisinin ve diğerlerinin hakkına saygı gösterme ve sahip çıkma, haksızlıklara sırf kendi için değil herkes için karşı durma, özür dileyebilme, istifa edebilme, kurallara ve hukuka saygı vs. vs.
Demek istiyorum ki, tüm bu gelenek ve kurumların eksik olduğu yerde protestolar da maalesef intikam ve linç girişimine dönüşüyor. Yeterince güçlü olursa bu protestolar sonunda bazı kelleleri alıyor ama, çözüm üretemedikleri için yerine gelenler de gidenlerden farklı olmuyor.
Peki ben bu söylemler ile şikayet ve yakınma dışında bir şey sunuyor muyum?
Demokrasi ve kent yaşamı, bir kurallar manzumesidir ve diğerlerinin haklarına saygı gerektirir. Demokraside kurallar çoktur ve onlara beğenilmese de uyulur. Bireyler ve kurumlar soyut ve hamasi söylemlere göre değil somut ve yazılı belgelere göre yargılanır.
Örneğin müteahhit, muallak ve sınırları belli olmayan “birey ve toplum güvenliğini tehlikeye düşürme” suçlamasıyla değil, kazı çalışmaları için alınması gereken, yazılı kurallarla sabit önlemleri almadığıyla itham edilebilmelidir. Ortada böyle yazılı kurallar yoksa, yani kent halkının sağlık ve esenliğinden birincil derecede sorumlu olan ve ihaleleri açan belediyeler sadece teknik şartname ve ucuzluk parametrelerine göre bu işleri dağıtırsa, işi alan müteahhitten kazı güvenliğine bütçe ayırmasını bekleyemezsiniz. İnsani ve vicdani açıdan bunları bekleseniz bile bu önlemleri almadığı için yasal olarak sorumlu tutamazsınız. Sonuçta insani kaygılarla alınmış veya alınmamış önlemler sadece vicdanları bağlar fakat halkın güvenliği müteahhitlerin vicdanına bırakılamayacak kadar önemli ve önceliklidir.
Öyleyse gelin belediye ve diğer kamu ihalelerinde halk güvenliği için bu tür SOMUT önlem standartları ve kural paketleri olup olmadığını araştıralım. Varsa uyulup uyulmadığını irdeleyelim, yoksa olması için baskı yapalım. Başka Dilara’ların kurban olmaması için yapılması gereken somut eylem budur.
Aksi takdirde öfke ve intikam histerisi ile birilerini linç etme girişimlerine devam eder ama düne göre bir adım bile ileriye gidemeyiz.