- Kategori
- Güncel
Pulitzer ödüllü gazeteciden Türkiye'ye şok suçlama...

Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour M. Hersh MB okurları içintanıdık. Kasım 2012’de “Suriye neden hedef, Ankara neye hizmet ediyor?” sorusuna makalesinden alıntılar yaparak yanıt aramıştım.
O zaman yazdığım yazıdan kısa bir bölüm paylaştıktan sonra devam edeceğim. “Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour M. Hersh’ in 5 Mart 2007’de yazdığı makalesinde dikkat çektiği Başkan George W. Bush,’un ocak ayında yaptığı konuşmasını anımsayalım. Bush,“Bu iki rejim -İran ve Suriye’yi kast ederek-, teröristler ve isyancıları Irak’a taşımak için kendi topraklarını kullanmasına izin veriyorlar. İran Amerikan askerlerine saldırılar için maddi destek sağlamaktadır. Bizim güçler saldırıları bozacak. İran ve Suriye’den isyancılara destek akışının bozulması gerekir. Irak’ta bizim düşmanlarımıza gelişmiş silahlar ve eğitim sağlayanları yok edeceğiz.” Diyor ve ABD politikalarının bugüne yansıyan ipuçlarını veriyor.
Hersh, makalesinde ‘Suudi Arabistan yönetiminin Washington’un da onayıyla Suriye hükümetini zayıflatmak için her türlü lojistik ve mali desteğin sağlanacağı bir stratejiyi kabul ettiğini’ de ifade ediyor. Stratejiye göre Suriye rejimine muhalif olanlar örgütlenecek, Elkaide vb. Radikal İslamcı gruplar Şii Suriye hükümetine karşı mücadele edecek, ‘Suriye’nin İsrail’le masaya oturması sağlanacaktı’.” (Yazının tamamı için BURAYAtıklayınız.)
Gelelim bugüne. Hersh yeniden medyamızda hiç olmadığı kadar yer buldu. 2012’de ülkemizde medya tarafından pek dikkate alınmayan Pulitzer ödüllü gazetecinin ortaya attığı iddiaya göre “Suriye’de kullanılan sarin gazı saldırısının Türkiye’nin bilgisi ve belki de desteği ile yapıldığı” ve “bunu öğrenen Obama’nın Suriye’ye müdahaleden vazgeçtiği” ifade ediliyor. Hersh’e göre saldırının amacı “ABD’yi Suriye’ye müdahale etmeye ikna etmek.” Olarak açıklanıyor. Hersh’in Ebu Graip cezaevi ile ilgili işkence ve kötü muamele görüntülerini yayınlayarak yaptığı haberlerinde zamanında yalanlandığını fakat sonra gerçek olduğunun anlaşıldığını anımsattıktan sonra devam edelim.
Sık sık geçmişe dönüp hafıza tazelemekte, Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesi Reyhanlı’da yapılan terör saldırısını anımsatmakta yarar var. O zaman süratle AKP/iktidar saldırının arkasında ‘Esat olduğunu’ açıklamıştı.
O zaman yazmıştım;“Türkiye devletini, hele de Suriye’de Esat’a karşı savaşanları destekleyen bir iktidarın yönetimindeki Türkiye’yi, savaşın içine çekmek için Türkiye topraklarında provoke edici eylemler olması bana şaşırtıcı gelmiyor.
TV ekranlarında ve sosyal medyada olayın faillerinin ‘Suriye’nin istihbarat örgütüyle bağlantılı olduğuna’ dair yapılan tespitler kolay yaklaşımlar. Olası Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi, savaşı sanal oyun sanıyorlar. Çocukları nasıl olsa asker değil, parayı bastırıp elleri silaha değmeden terhis oldular nasılsa…
Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesi Reyhanlı’da yapılan terör saldırısının kimlerin çıkarlarına hizmet edeceğinin iyi irdelenmesi gerekiyor.
Saldırının Türkiye’yi Suriye bataklığına çekme amaçlı olabileceği neden kimsenin aklına gelmiyor? Saldırıyı ‘Esat’ın Suriye’si veya onun istihbarat örgütü ile bağlantılı’ olarak düşünmek, Türkiye’nin Suriye’ye saldırmasının koşullarını yaratmak isteyen devletlerin çıkarlarına hizmet etmek değil midir? Oldubitti ile Türkiye’yi Suriye’de 2,5 yıldır süren savaşa çekmek amaçlı saldırıların neye hizmet ettiği gayet anlaşılır bir biçimde ortada.
Kaldı ki Esat’ın Suriye’sinin Reyhanlı’da yaşanan terör saldırısının arkasında olduğunu düşünmek, Esat’ın çıldırmış olması anlamına da geliyor ki, bu akla en son gelebilecek bir seçenek. Hele ABD Dışişleri Bakanı Kerry ile Putin ‘Suriye konusunda uluslar arası bir konferans düzenlenmesi konusunda anlaşmışken…”(İlgili yazı için BURAYAtıklayınız.)
Yerel seçimler öncesinde Dışişleri Bakanlığında toplantı yapan üst düzey yöneticilerin dinlenerek servis edilmesi üzerine kopan kıyameti anımsayın. Yayın yasağı nedeniyle içeriğine girmeyeceğim toplantıya dair Başbakan Erdoğan ses kayıtlarını kabul ederek, “Dışişlerindeki görüşmelerin sızdırılması alçaklık, ahlaksızlık, namusuzluktur. Bunların inine gireceğiz demişti.” (Geniş bilgi için BURAYA tıklayınız.)
Gelelim bugüne, El Monitör'ün internet sitesinde önceki gün yer alan habere göre, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT'in Daimi Büyükelçisi Tacan İldem, Reyhanlı saldırısını El Kaide'nin yaptığını itiraf etti. Dışişleri Bakanlığı ise haberi yalanladı..
Hersh’in iddialarına dönersek, Ankara ve Washington tarafından yalanlanmış olması gayet anlaşılır, olağan. Ortaya atılan iddiaların geçerliliği ve inandırıcılığı diplomatik deneyim sahibi olanların ifadesine göre “şüpheye yer bırakmayacak kadar gerçek” olarak değerlendiriliyor.
ABD’nin Hersh’in haberlerinde yer alan iddiaları yalanlamasının gerekçesi “Türkiye’nin NATO müttefiki olması ve Ankara’nın çıkarlarına karşı tutum alırsak yanımızda durmaz” diye ifade ediliyor. Yapılan yalanlamalara şaşırmadım. Suriye’de savaşan radikal İslamcılara ABD, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin yardım ettiği, silah sağladığı sıklıkla yerli yabancı medyada dile getiriliyor…
Bugün artık “Suriye ile fiili olarak savaş halinde olduğumuz” medyada yazılıp çiziliyor.Yurdum insanının ülke medyasının hali ortadayken, gerçekleri öğrenmesi ve doğru tutum alması pek olanaklı değil. Ne diyordu 2007 Ocak ayında Başkan George W. Bush“İran ve Suriye’den (Irak’taki) isyancılara destek akışının bozulması gerekir. Irak’ta bizim düşmanlarımıza gelişmiş silahlar ve eğitim sağlayanları yok edeceğiz.”
Artık şimdi oldukça anlamsız gelecek iki soru ile bağlayalım, “Türkiye ne yaptı?” 30 Mart’ta yurdum insanı, iktidarın bu politikalarına destek vererek ne yaptığının farkında mı?
İyi seyirler…