- Kategori
- Siyaset
Rant merkezleri

Türkiye'nin en çok gelir getiren kurumlarının başında hepimizin bildiği gibi devlet kurumları ve belediyeler geliyor. Belediyelerdeki ihalelerin birçoğu rant sağlıyor. Rant ekonomisini biraz daha irdeleyelim. Belediyelerin kurumsal sitelerine girdiğimiz zaman ''ihale duyuruları''başlığı altında yapılacak ihaleleri ve gereken şartlar yazılır.
Sistemin biraz daha içine girersek ihaleyi kimlerin alacağı çoktan belli olmakla beraber bu firmalar hazırlıklarını çoktan yapmış ve belkide icraate bile geçmiştir. Örnek verelim Devlet İlköğretim ve Lise kitaplarını ücretsiz dağıtıyor. Bu uygulamanın ilk başlandığı yıllar 2002'de ilköğretim, 2006'da lise kitapları basım ve dağıtım ihalesi yapıldı. Daha ihale gerçekleşmeden basında gördük ki kitaplar basılmış ve devletin depolarına nakledilmiş. İhaleyi alacak firma kendinden emin ne de olsa basmış kitapları getirmiş.
Böyle büyük ihalelerde hükümetler veya hükümete bağlı kurumların patronları rantın nereye kime akacağına karar verir. İhaleler prosedür gereği mecburiyetten yapılır. İhale çok büyük değilse zaten hiç kimsenin haberi bile olmaz ihaleden. Biraz daha küçük ihalelere dönelim. Burda ki sistem dahada basit işler. İhalenin alınması için en az 3 firma yazılı teklif verir ve en düşük teklifi veren ihaleyi alır. Buradaki 3 firma olayı kafanızı karıştırmasın. İhaleyi alacağı belli olan firma, kendisine yakın firmalara kaşe ve imza onaylı yazılı teklif hazırlattırır. Bu teklifler kendi vereceği teklifin çok üstündedir. Doğal olarak herşey kılıfına uygun olarak yapılır.
Bu rant ihalelerinin biraz daha dışına çıkalım. Her iki yılda bir lise ve yüksek okullar için KPSS yapılır. Üniversite mezunları ise her yıl bu sınava girerler. Sınavların sonunda Ösym'nin yaptığı merkezi atama sonucu atanabilirlerse atanırlar. Geriye kalanların artık memur olabilmesi için ''Dayı'' bulmaları gerekmektedir. Ya dayıyı bulacaksın yada açıkta kalacaksın. Kimileri milyarlar vermeyi bile dener memur olabilmek için. Eğer hiç bir yerde dayın yoksa o zaman yapacak bir şey yok. Ne de olsa ''Her üniversiteyi bitiren iş bulacak diye bir şey yok'', ''Senin çocuğunda işsiz kalsın''...
E oldu olacak birde açlık sınırı hesaplaması yapalım. Her şeyi pozitif olarak düşünerek hesap yapalım. 2 kişilik bir ailemiz var. Yeni evli çiftimizin ikisini de asgari ücretler çalışıyorlar farz edelim. Asgari ücret şuan net 521 lira. İkisi de çalıştığı için bu rakam 1042 lira. Oturdukları evin kirası da düşük olsun, 500 lira. Elektrik+su+telefon+doğal gaz eşittir 200 lira. Unutmayın herşeyi pozitif düşünüyoruz. Geriye kaldı 342 lira. Gıda harcamalarına da 200 lira dersek her ay 142 lira para kalıyor. Yani bir çeyrek altın alıp bir köşeye koyabilirler. Bunun dışında bu çiftimiz hiçbir sosyal aktiviteye katılmayacak, giyim harcaması yapmayacak. Ne de olsa alt gelir gurubu olduğu için zaten böyle harcamalarda bulunmak gibi bir alışkanlıkları yok.
Birde herşeyi negatif olarak düşünelim. Emekli bir milletvikilinin maaşı 4.785 TL.Bu vekilin eşi çalışmıyor ve 3 çocuğu var.Çocukları öğrenci ve yurtdışında eğitim görüyorlar. Her çocuğun masrafı aylık 1000 lira ve geriye kalan 1.785 lira. Sayın vekilin oturduğu sitedeki villanın masrafı(aidat, güvenlik, vb.) 1000 lira. Ee geriye kaldı 785 lira. Otomobilinin masrafı, eşinin kişisel bakım giderleri, evin genel harcamaları derken elde maaştan geriye kalan ''0'' lira.
Şimdi bu gelir dağılımında adaletsizlik değilde ne? Üstteki örnekteki çiftimiz her ay bir çeyrek alıp bir köşeye katarken, Sayın vekilin elinde para kalmadığı gibi eksiye düşüyor. Borç batağına saplanması an meselesi. Hükümet bu işe derhal el atmalı ve bu adaletsizliğin önüne geçmeli...