- Kategori
- Dostluk
Ressam, heykeltıraş İsmet Bilen…

Yıllar yıllar önce İzmir’in Bostanlı’sında bir sanat evi vardı, bahçeli iki katlı evin sahibi sanata olan sevgisinden dolayı sanat ile ilgilenenlere açmıştı evini, işte orada tanımıştım İsmet’i…
Pek genç bir üniversite öğrencisiydim, evin önünden geçerken annemle bir hamlede içeri dalmıştık, resme olan yeteneğim ve ille de bir şeyler yapma isteğim ile annemin hep var olan desteği ile…
Resim, heykel tutkunları vardı etrafta, şairler de… Her yaştan, her cinsten sanata bir şekilde bulaşmış kişiler…
İsmet mi aklımı çeldi, ben mi cazibesine kapıldım tam emin değilim ancak resim yerine heykel çalışmaya karar verdim!
Ahh o gençlik halleri, o ne bencilliktir ki göz kendinden başkasını pek de görmez! Şimdiki aklım olsaydı o selam sabahlaşıp, üç-beş muhabbeti paylaştığım bir sürü yaşlı-genç insanlarla daha derin sohbetlere dalmaz mıydım, isimlerini en azından bir yerlere not almaz mıydım!
Dinlemekten ziyade kendini anlatmak istenilen yaşlar işte!
Neyse…
İsmet ile beraber heykel çalışmaya başladım. Verdi’nin minyatür bir büstüydü, unutmam mümkün değil!
Çamurun el ile helmelenmesi, ana parçalar oluşturulduktan sonra detaylara geçilmesi, çay kaşığı ucuyla dahi bazı şekillere can verilmesi…
Bunlar yaşanırken yapılan sohbetler…
O an için biraz fazla gelmişti bana gerçekten!
Henüz pek hamdım, İsmet’i bir yere kadar anlıyor, bir yerden sonra şaşıyordum!...
Ah İsmet’ciğim, hamlığımdan dolayı hakkını yemişliğim için özür dilerim!
……
Çalışmayı bırakmam, biliyor musun, sırf bu yüzdendi!
……
Sakla dediğin yazıları ve şiirleri de saklayamadım bugünlere, taşınmalar arası yok olup gittiler…
……
“Melek” yakıştırmasını yapmıştın bana, inan pek ağır gelmişti o zamanlar, sonraki yıllarda pek inandığım dostlar tekrar ettiklerinde onlara teşekkürle yaklaşmış olma durumumu ilk fark ettiğimde evrene bir selam ve öpücük göndermiştim sana ulaşsın diye, özür mahiyetinde! Yüreğine değdi mi bilemem…
……
Seni anlayalı epey bir vakit oldu lakin sana ulaşamıyorum!
Yurt dışına gitmiştin, Google’da aradım, öğrendim ki İstanbul’a dönmüşsün, birkaç yere telefon ettim, resimlerini satan birkaç kişi ile görüştüm, gazetelerde röportajlarını okudum ama sana ulaşamadım!
Bir bilen olursa yerini adresini diye yazıyorum bu yazımı, İsmet Bilen isimli ressam ve heykeltıraş dostuma bir “merhaba” demek, bir özür dilemek ve toyluktan sıyrılmış bir muhabbeti paylaşmak amacıyla…
……
İnternet aramalarımdan ve dahi tarzını bildiğimden İsmet’in işi olmaz sanal paylaşım siteleriyle, bu nedenle yazım da çarpmaz pek muhtemel onun gözüne, ancak tanıyan birilerinin gözüne çarparsa lütfen kendisine iletsinler, “Gülgün diye biri seni arıyor!” desinler…
……
Umarım seni artık anlamış olduğumu sana ifade etme lüksüne sahip olurum, diğer türlü ise: İsmet’ciğim, seni pek geç anladım, o geniş bakış açını, o aşk kavramını, sevginin bencillik olmadığını, sanatın sınır tanımadığını ve sanatçı ruhun normlar dışı olduğunu öğreten öğretmenimsin!
Sana çok teşekkür ederim!
Gülgün Karaoğlu
Kasım,01/09