​ Rodin'e borçluyum / Heykel / Seramik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '10

 
Kategori
Heykel / Seramik
 

Rodin'e borçluyum

Rodin'e borçluyum
 

Düş Yoksunu Nurşen Görşen


Yontu ustası Rodin'le karşılaşmam sanıyorum Varlık Dergisi sayesinde olmuştu. Yapıtları, ilk geçlik yıllarıma sunulmuş bir armağan gibiydi. Özellikle kadınları... Nasıl anlatılır bilmem, rüyalarıma konuk olurlardı. Daha sonraları bendeki güzel kadın tanımı Rodin heykelleri ile özdeşleşti. Kadında güzelliğin bir çift güzel bacak ve kıvrak bir bendenden çok daha başka bir şey olduğunu anlamam yıllarımı aldı. O yıllarda estetik öylesine ön plandaydı ki, duyguyu aramaya kesinlikle zaman yoktu benim için.

Toplum olarak Rodin'i, Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi önündeki düşünen adam heykelinin kopyasıyla tanırız. Demek, bendeki yerleşkesi kadın cenahından olmuş.

Heykellerinin asıllarını görmem olası değildi tabii, sadece fotoğrafları bile yetiyordu. Sanki böyle biraz gayret etsem, bu heykellerden biri canlanacak ve gençliğimin ortasına düşecekti!
O zamanlar ustanın yaptığı Musa heykeline çekici fırlatıp, "Konuş ya Musa, " dediğini bilmiyordum. Bunu öğrendiğimdeyse müthiş keyiflendim, Rodin'in duygusunu yakalayabilmişim demek. Rodin heykellerinin canlanabileceğine dair düşsel bir olasılık var demekti. Bir tors için, "Bu torsun bir yerlerinden kan aksaydı, ifade ettiğinden daha fazlasını dile getirmiş olmazdı, der.

Rodin de kendisinin olmayan Varren Başı heykeli için, ( Yunan'lı genç kız başı ) "Onu o kadar beğendim ki, bana ait olduğunu düşlemeye başladım, " demişti. Demek ki, bu konuda da yalnız değildim, aramızdaki fark; ben onları canlı istiyordum, hepsi bu...

Rodin, başlı başına kolay anlaşılabilir bir öğretidir de aynı zamanda. Heykeli, biçimlendirilmiş düşünce olarak tanımlar. Ne kadar güzel ve anlaşılabilir bir tanım. Heykeli öğrenmek isteyenlere de doğayla başbaşa kalmalarını önerir. " En önemlisi şunu unutmasınlar: İnsanların öğretebileceği şeyler sınırlıdır, Doğa'nın öğretecekleriyse sonsuzdur."
"Başarısızlığa uğrayınca cesareti kırılan insan gerçek sanatçı değildir; kendi sanatı için acı çekmeyi bilmek gerek." Bunların yanında, belki de günümüzün en önemli hastalığına işaret eder; " Sanatta, yalnızca anlayabildiği şeyleri benimsemek insanı güçsüzlüğe sürükler."

Rodin sadece heykelde değil, edebiyatta da şiirselliği yakalamış görünüyor. Bir modeli için,
" Yanık, sıcak tenliydi; güneşin yurt tuttuğu topraklarda doğmuş kadınların teni gibi altın parıltıları saçıyordu." (Bizim kadınlarımızdan bahsediyor olmalıdır.) "Bütün bedeni ayva tüyü kaplıydı ve günışığı altında yaldızlı bir ışıltı sarmalıyordu sanki onu, ışıkla örtünmüş dersiniz."

Kendisi için söyledikleri de aynı yalınlıktadır, " Kendi çalıştığım sanat alanlarında, kendi sesimi dinlemediğim zaman asla başarılı olamadım."

Sonuçta, Rodin de diğer büyük santçılar gibi çektiği acıları, " Anlaşılmamış olmak ve uzun yıllar mücadele verdikten sonra gerçek anlamda özgür kalabilmek ne hüzünlü!" Diye anlatır.
Bu konuda bizim usta, şair İlhan Berk'in söyledikleri de Rodin'le örtüşür: "Yıllarca küçük bir yeraltı suyu gibi yaşayacaksın; bir gün yeryüzüne çıkma özlemini de hiç yitirmeyeceksin; sonra da bunu büyük bir alçak gönüllülükle kabul edeceksin. Günün birinde bir gün ışığı gördüğünde de, bir kıyıya çekilip oradan bakmasını bileceksin."

Günümüzde son derece ucuza kullanılan "sanatçı" tanımının aslında ne menem zorluklarla, ne akıl almaz içsel derinlikler barındırdığını bilmeliyiz.

Bu yazı Rodin'e borcumu öder mi sizce?
 
Toplam blog
: 23
: 703
Kayıt tarihi
: 03.07.10
 
 

Eski adıyla İ.İ.T.İ.A, yeni adıyla Marmara Üniversitesi İşletme mezunuyum. Çeşitli ulusal dergile..