​ Ruh ve beden sağlığı / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '09

 
Kategori
Psikoloji
 

Ruh ve beden sağlığı

Çevremize baktığımız zaman ne kadar çok hasta insan görüyoruz değil mi?
Bunların bir çoğu gerçekten bedenen hastadır. Yine bir o kadarı ve hatta daha da fazlası ruhsal sağlığı iyi olmadığından bunun etkileri beden sağlıklarına yansımıştır. İşin garip ve bir o kadar da acı tarafı yine insanlarımız bunun farkında olmayışlarıdır. Dale carnege bir kitabında " hastanelerde yatan birçok insanın asıl sorunu bedensel değil sinirseldir" der.

Bazen yaşamak öylesine zor gelir ki bize, dipsiz bir kuyunun ta derinliklerinde hissederiz kendimizi. Oradan başımızı kaldırıp yukarıya baktığımızda da, ne bir mavi gökyüzü nede pırıl ğırıl bir güneşten eser yoktur artık. bedenimiz bir külçe gibi otururuda oturduğu yerde, beynimiz düşüncelerimiz kimbilir nerde hangi bilinmezlerde.

Artık olumsuz düşünceler beynimizi ve bedenimizi esir almıştır. Düşüncelerimiz boğulurken olumsuzluklar denizinde, bedenimizin herbir organında da artık alarm zillleri çalmaya başlamıştır. Miğde, kalp ve diğer herbir organımız dayanamaz bu kötü gidişe.

Evet, bir çoğumuz birçok kereler aynı hüzün durumlarını yaşamışızdır. Çünkü yaşantılarımız acı ve sevinçlerimizin bir bütününü oluşturur. Sadece mutlu olmak veya sadece mutsuz olmak insanın tabiatına doğanın gidişatına aykırıdır. Sevinçler gibi acılarında biz insanlara öğrettiği birçok dersler olmalı diye düşünüyorum. Eğer biz onlardan gerektiği gibi faydalanmasını öğrenirsek, gerektiğinde bir limondan limonata yapabilmenin olgunluğuna erişirsek sanırım işte ancak, o zaman herhlükarda mutlu olabilmenin erdemini de yakalamış oluruz diyorum.

Sorunlarımız ne olursa olsun biz bilmeliyiz ki kesinlikle birçok çözüm yolları vardır. Çünkü yaratan biz insanlara en büyük hazineyi beyni ve onun bir ürünü olan düşünce gücünü bahşetmiştir. Ancak araştırmalar gösteriyor ki insanlar bu güne kadar beyinlerinin sadece yüzde yirmibeşini kullanabiliyorlar. Oysa, kullanılabilecek geride daha yüzdeyetmişbeşlik kısmı keşfedilmeyi bekliyor. Belki de bugüne kadar tanıdığımız bütün filozoflar, alimler hergün bilime yenilikler katan bilim adamları ve sanatçılar beyinlerini zorlayarak nice yenilikler üretmişlerdir.

Tabi ki herbirimizin bir bilim adamı ve sanatçı olma zorunluluğumuz yoktur. Fakat hiç değilse günlük yaşantımızda karşılaştığımız sorunlarımız karşısında aciz kalmayıp sınırlarımızı zorlayalım lütfen.

Gerek iş gerekse, ailevi sorunlarımız karşısında o köşeden bu köşeye gidip gelerek kendimizi kaybetmektense, bir hamal gibi onları sırtımızda taşıyarak altında ezilmektense, daha başka ne yapabilirim diyerek o güne kadar hiç denemediğimiz yolları deneyip küfemizdeki sorunları tek tek önümüze koyalım ve bakalım bunlar gerçekten bizi ezebilecek kadar ağırlar mı? diye kendimize soralım. Unutmamak gerekir ki dünyanın en aptal insanları hep aynı şeyi yapıp da farklı sonuçlar bekleyenlerdir.

İçinde bulunduğumuz her sorunlara tek yönlü ve sadece kendi açımızdan değil birde dışarıdan bakmasını deneyelim. Görünen nedenlerin arkasındaki nedenlere ulaşarak olayları ve bu olaylar karşısında insanların gösterdiği tepkileri kavrayıp ona göre bir çözüm yolu bulmak daha akıllıca olur sanırım.

Biz karşımızda sadece görmek istediğimiz şeyi görürüz. Düşünce gücümüzü sadece olumsuzlukları görmek için kullanırsak elbete ki yalnız onları görürüz. Bir düşünürün dediği gibi, " İnsan kişiliği tıpkı çakıl ve kumlar arasında ki altına benzer siz onun sadece çakıl yönünü görmek isterseniz onu görürsünüz, altın yönünü görmek isterseniz altın yönünü görebilirsiniz." der.

Düşüncelerimiz neye odaklanmışsa onu görürüz ve o kadar mutlu olabiliriz. Düşüncelerimizi hapsetmeyelim lütfen olaylara ve insanlara geniş bir açıdan bakmasını bilelim.

Bu durumda bedenimiz de düşüncelerimizin gösterdiği istikamette hareket edecek. Böylece günlük sorunularımıza daha enerjik ve iyimser odaklanarak, çözüm yollarının tıpkı ekmek kızartma makinasından fırlayan ekmekler gibi bir bir önümüze geldiğini göreceğiz.

Unutmamalıyız ki, yaşam başlı başına bir mücadeledir. Kazanılan her mücadelede yaşantımıza yeni bir güç katacaktır. Bunun ödülü ise bedensel ve düşünsel bütünlüğümüz, kısacası mutlu bir yaşamın ta kendisidir.

Ne dersiniz bu hayat mücadeleye deymez mi !...

 
Toplam blog
: 9
: 663
Kayıt tarihi
: 26.02.09
 
 

Merhabalar sevgili arkadaşlar, ben kırkbeş yaşında bir bayanım. Çocuk gelişimi ve eğitimi bölümünden..