- Kategori
- Edebiyat
Ruhumda sanat gezileri (1)

Üretmek ve paylaşmak.
Bilgiyi, düşünceyi, sevgiyi, güveni, dostluğu aklınıza gelen her şeyi paylaşabilmek. Ve bunun bir tanesini bile yapabilmek. Kanla, kasla, sinirlerle vs, oluşturulmuş bedenimizi, ruh denilen ayrıcalıkla besleyebilmek. Yaşam denilen kısa ve zorlu yolun acımasızca vuran dalgalarında, estetik ve güzelliklerle sörf yapabilmek. Hayal sınırlarının ufkunda, başka, başka ufuklara açılmak. Koklamakla solan nahif bir gül yaprağının bile yağını çıkaran insan..Ve yine o insanın bir gül kokusunda yarinin kokusunu hissetmesini anlayabilmek.
İstanbul'dayken kadavra müzesini ziyaret etmiştim. Daha doğrusu fena olurum diye gitmek istememiştim ama oğlum öylesine ısrar ettiki, mecburen ona eşlik ettik gelinimle. Dr. Günter Won Hegens ve ekibinin çok emek ve özel işlemlerle yapılmış çalışmasının ürünü olanYaşam döngüsü - sergisini keşke herkes görebilse-Gerçek, gönüllü kadavralarda her yönüyle insan mucizesini görmek çok etkileyici. Müzeden çıktığım zaman hissettiğim duyguları anlatamam size. Belki bakış açısına göre değişebilir ama, benim duyduğum sonsuz bir hayranlık ve Allah'a inancımın doruğa çıkmasıydı. Evet insan ve bütün yaratılalanlar anlatılamaz boyutta bir sanat eseri. (Keşke insanoğlu bunun farkında olabilse. En azından saygı duymaya kendini mecbur hissederdi.)
Sonra, maddi varlığımızın dışında bizi donattığı gözle görülemeyen ama bizi biz yapan manevi güzellikleri düşündüm. Her insanın iç dünyasının tek, tek resmi çekilebilse neler, neler görürdük diye hayal ettim. Kavgalar, hırs, kıskançlık, acımasızlıklarla kirlenmemiş rengarenk bakmaya doyulmayan o müze gezmekle bitmezdi herhalde.
Sonra bütün bu düşüncelerin ışığında uzun bir yolculuk başladı içimde. Aşk, sevgi, estetik vs, gibi güzel duyguların birleştiği olgu, sanat oldu ilk durağım.
Sanat o büyülü kelime. Yaratıcılık.Güzeli yaratmak. Estetik. Yani denge, oran, iyilik, doğruluk, duygu ve ahlak.
İnsan bir sanat eseriyse yaradanın, o zaman her insanın içinde bir sanat eseri olmalı, bana göre de var zaten.
Ama yaşam herkese eşit davranmıyor maalesef. Önce genetik verilerimiz, sonra doğmamıza sebeb olan ailemiz, çevremiz, bulunduğuğumuz toplum, yaşadığımız koşullar, ülkemiz ve yapımız, varolduğumuz değil varolabildiğimiz şekle sokuyor bizi. Bir kısmımız duygularının ne olduğunun farkına varamadan, vardırılmadan bir hayat göçü yaşıyor. Bir çoğumuz içinde varolanı ifade edemiyor. Çevre baskısı, korkular, yaşam kavgası, engellemelerle yok olup gidiyor.
Eskilerin deyimiyle yaşam zor zanaat.
Bütün bu zorlukların ışığında aslında sanat ve sevgi, hayatı yumuşatan, incelten ve mana katan en büyük etken ve birleştirici etken.
Biraz kenarından bulaşmış bir insan olarak ve yaşımın birikimleriyle rahatlıkla söylüyorum bunu. Hayatın bütün acımasızlık ve sertliklerine rağmen sertleşmemem ve ne olursa olsun sevgiden vazgeçmememde şiirin, müziğin etkisi yadsınamaz. Ben şanslıydım. Gerçek sanat insanlarıyla beraber olabildim. Onlardan öğrendiklerim, paylaştıklarım hazinem oldu. Beni çoğalttı. Bütün bunları sizlerle sizlerle paylaşacağım diğer yazılarımda.
Dilimizde, olmayacak şeyleri düşünenlere hayalci derler..Hatta bu kelime çoğunlukla küçümsenerek söylenir.Ama şöyle etrafınıza bakınız, oturduğunuz koltuk bile bir hayalin düşünceye sonrada eyleme dönmüş halidir. Sahip olduğumuz her şey böyle oluşmuş. Duyguların oluşumu tekamülü ve yücelişide böyledir. Yüce bir dağın doruğuna çıkarsanız duygularınızda, oradaki büyüleyici sessizlık ve güzellikte doğanın şarkısını duyarsınız rüzgarlarla.
Hayalci olmak değil, ama arada yorulan bedeni hayalle dinlendirmek kendi içindeki şiiri, müziği duymak, kimsenin bilmediği renklerle resimler yapmak, ve kendi romanını sevgiyle yazmak. Dışardaki dünya aynı kalsada, o yolculuktan döndüğümüz zaman dünyamıza belkide başka gözle bakmayı düşünebiliriz.
İşte müzikde sanatın böyle bir eylemi. Müzik insan ruhu üzerindeki etkileriyle, insanlık tarihi boyunca bilinmiş ve tarif edilmiştir.
Milattan 1000 yıl önce yazılan Konfiçyüs'ün eserleri arasında ''Büyük Bilgi ve Müzik hakkında Notlar ''adlı kitapta ''Musikinin, İmparatoru devirebilecek devlet düzenini değiştirebilecek bir güce sahip olduğu yazılır. Tabii Konfiçyüs bugünleri bilemezdi. Devlet düzeni ve kavram kargaşalarıyla değer yargıları ve sanatın ne hallere gelebileceğini de.. Şiirin, müziğin insanı olumlu yönde etkileyen ve karakter özelliklerini iyiye, güzele ve ahlaka doğru geliştirmesi onun ancak doğru yollarda gelişmesiyle olduğu bilinen bir gerçek.!!! Ve sanatın tıpkı bilim gibi sonsuz düşünce ve hayal özgürlüğünde geliştiğide.
Müzik, beste, şiir . Dostlarım; maddi varlığımızın nasıl yemek içmek vs gibi gereksinimleri varsa yaradanın aksi olan manevi varlığımızında beslenmeye ihtiyacı var. Maalesef teknolojinin durmadan geliştiği, maddiyatın egemen olduğu, ve yalnızca güçlünün siyasal sistemlerle yürüttüğü günümüzdeki hayat şartlarını hepimiz görüyor ve yaşıyoruz.
Ben bunlara girmeyeceğim. Çok değerli dost, yazar Muzaffer Cellek bey bana bir mesaj yolladı. Beni nasıl mutlu ettiğini ve bana nasıl bir itici güç verdiğini bilemezsiniz. Benim gibi insanlar maneviyatla güç kazanır. Ama sevgi sözcüğünün abartılı bulunduğu, sanatın manasının değiştiği bu günün dünyasında, bizim gibileri kendi dünyamıza hapsediyor biraz. Ben şanslı bir insanım. Dostluğu, sevgiyi, güzellikleri paylaşabildiğim güzel insanlarım var. Sert, katı ve acımasız dünyamızda manevi iç güzellikleri, ve onunla beslenmemiz gerektiğini hiç bıkmadan yazacağım, elimden geldiğimce.
Hepinizi gönlümle kucaklıyorum.
'''Eğer gerçek sanatsa kapısını çaldığınız, lütfen gönlünüzün düğmelerini ilikliyerek girin içeri.''.
''Varlığımı hapseden ne kadar zincir varsa, ruhumdaki sevgi ve sanat anahtarıyla açıldı''