Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
 

Saat sabahın ikisi, silah sesleri kulaklarımdan gitmezken düşünüyorum.

Saat sabahın ikisi, silah sesleri kulaklarımdan gitmezken düşünüyorum.
 

Siz sırtınızdaki onca ağırlıkla dağlarda,bizler ne yapabiliyoruz ?Aslanlarım benim.


16.06.2010

Bir önceki yazımda sayfamda mutlu şeyler yazmak dileğimden bahsetmiştim. Gelin görün ki olmuyor işte.

Göz göre, göre her gün bir evladımızı yitiriyoruz.

Ben bu satırları yazarken saat 1.30. Son dakika haberi olarak bir duyuru yapıldı. Şırnak’ın Uludere Gülyazı Köyü Karaçalı Mevkii’nde güvenlik güçleri ile PKK’lı teröristler arasında çatışma çıktı. 1 uzman çavuş şehit oldu, 1 köy korucusu yaralandı. Çatışmalar sürüyor.

Şırnak’a bağlandık.

Haberci elinde mikrofonu ile bilgi aktarırken silah sesleri bariz biçimde duyuluyor.

Aklıma gelen tüm bedduaları, kötü sözleri bir çırpıda söylüyorum.

Nedir bu ya!

Şehit haberleri sanki sıradanlaştı ve bu millet buna alıştı mı? Yazıklar olsun, hatta yuh olsun!

Bize neler oluyor böyle?

Yurdun her tarafından ölüm haberleri, yaralanma haberleri gelir oldu ve sadece biz duyarlı vatandaşlar bir şey yapamamanın acısı içerisinde kahroluyoruz.

Anaların ciğerleri yanıyor, babalar perişan.

Şehit cenazelerinde kalabalıklar gittikçe artıyor ve ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ sloganları yeri göğü inletiyor.

Şehit toprağa veriliyor sonra herkes kendi hayatına dönüyor.

Görev bitiyor.

****

Saat sabahın ikisi, silah sesleri kulaklarımdan gitmezken düşünüyorum.

Şu saatte kimileri rahat yataklarında mışıl, mışıl uyuyor, kimileri bir müzikholde atlıyor zıplıyor Yatlarda, villalarda bir şekilde hayatın tadını çıkarıyorlar.(Gözümüz yok Allah daha ziyade etsin.)

Dünya umurlarında değil.

Olan, yoksul halkın aslan yürekli fidanlarına oluyor. O yürekler ki, vatan sevgisiyle paha biçilmez zenginliktedir

O yürekler ki bir karış vatan toprağı için çarparlar.

Davullu zurnalı vatan görevine koşuyorlar, al bayrağa sarılmış cansız bendenler olarak dönüyorlar.

Ne için? Biz rahat uyuyalım huzurlu olalım, vatan toprakları mukaddestir diye.

Öte yandan;

Bir ananın yüreği dağlanmış, yanıyor alev alev.

Ocağından ağıtlara karışmış kara dumanlar gökyüzüne yükselirken, “yavrum, oğulum canım” diye kurumuş göz pınarları ile isyan ediyor.

Yavrusunu bir daha öpüp koklayamayacağının, sesini duyamayacak olmanın hüzün nehrinde çırpınıyor.

Saçını başını yoluyor.

Kimseler teselli edemiyor onu.

Yaşadığı her an bu acıyı kalbinin derinliklerinde hissedecek ve hiç kimse ona yavrusunu geri getiremeyecek.

Evlat acısını görmeyenler (ki Allah göstermesin) nereden bilebilirler şehit anasının böylesine yanmasını.

Eşini, babasını kaybetmiş olanların tüm acılarını.

Daha henüz anasının karnından doğmamış veya kucaktaki bebelere büyüdüklerinde babalar nasıl anlatılacak?

-“Yavrum, baban vatanımız için aslanlar gibi düşmanla çarpıştı şehit oldu” mu denilecek?

Yoksa”babana pusu kuruldu kalleşçe öldürüldü” mü denilecek?

Şu son on günlük bilançoya bakalım.


“Keşif gezisine çıkan askeri time ateş açıldı, 2 şehit üç yaralı.”

“Teröristler askeri birliğe roket attı, 6 şehit.”

“Balkonda oturan subay eşi roketle öldürüldü.”

“Mayına basan 2 asker şehit, 5 yaralı.”

“Askeri karakola ateş açıldı, 3 asker şehit.”

Hani nerede aslanlar gibi çarpışarak ölmek? Nerede ha?

Düşmanın bile belki bir şerefi olur ama bu kadar kalleşi olmaz. Bunlar düşman değiller.

Bunlar yüz yüze çarpışmaktan kaçan, korkalar, gözleri dönmüş kanlı katillerdir.

Kadına, çocuğa sivil halka gözlerini kırpmadan silah sıkan dağ haydutlarıdır.

Peki, anladık anlamasına da bizim ordumuzun komutanları ne iş yaparlar acaba?

Can Ataklı’nın sözlerinin bir kısmına candan katılıyor ve ben de isyan ediyorum.

Artık yeter ya! YETER!

Hükümet tutturmuş Gazze de Gazze.

Benim askerim haince öldürülüyor ve eşkıya şehirlere inmiş. Bana ne Gazze’den be!

Gazze’ye acıma hislerim nefrete dönüşmeye başladı.

Bakanlara tonlarca para harcanarak alınan arabalara, ailecek çıkılan dış gezilere sarf edilen, havaya savrulan paralara lanet olsun.

O paralarla askerin gereksinimleri alınabilir değil mi?

Daha modern teçhizatlı birbirine yakın karakollar yapılabilinir değil mi?

Gidiliyor, güya bir takım anlaşmalar yapılıyor da ne faydasını görüyoruz?

Bu herifler ellerindeki silahları, mayınları nereden temin edebiliyorlar?

Bu bilinmiyor mu?

Bal gibi de biliniyor.

Öyleyse Gazze diye yırtınacağımıza, bu silahları verenlere karşı neden katı bir politika yapamıyoruz?

Neden bunların üzerinde durulmuyor?

Neden halen o bölgelerde sokağa çıkma yasağı konulmuyor.

Neden sınır kapıları çok sıkı denetlenmiyor?

Neden karakollar birbirine bu kadar uzak yapılıyor? Asker baskına uğrayan karakola gidebilmek için sırtında kırk kilo teçhizatla 135 veya bilmem kaç kilometre yürütülüyor?

Puslu veya kötü hava şartlarında helikopterlerin iniş yapamayacağı göz önüne alınarak proje yapılamıyor?

Amerika’da veya dünyanın çeşitli yerlerinde 200 katlı binalar teknoloji sayesinde birkaç dakikada yerle bir edilebiliyorsa, o soysuzların barınakları havaya uçurulmuyor da bunca mermi yakılıyor?

Yıkabiliyorsanız, yapabiliyorsanız en azından o kayaları havaya uçurun. Dağları yıkın dümdüz olsun.

Offff! Of ya! Vallahi üzüntümden, kahrımdan ne diyeceğimi ne söyleyeceğimi şaşırdım artık.

Benim kuş kadar (askeri) aklım bunları düşünüyor da, yetkililer neden doğru dürüst düşünmüyorlar?

Sevgili okurlarım belki biraz çok konuşup saçmaladığım da oldu bugün ama mutlaka bir şeyler yapmalıyız.

Bu böyle devam etmemelidir.
 
Toplam blog
: 375
: 801
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

İstanbul Kadıköy doğumluyum. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, önya..