- Kategori
- Siyaset
Saatin alarmı çalıyor, duymaz mısın?

Geçen Cumartesi günü Milliyet Gazetesinde bir başlık “bu referandum yapılamaz!”. Gerekçe ise şöyle Anayasa Hukuku Profesörü Cem Eroğul'a göre 'Halkoylamasına sunulan metin değiştirilemez, ancak Meclis burada yetkisini aşmıştır. Ayrıca da bir metni halkoylamasına sunma yetkisi de sadece cumhurbaşkanındadır, Gül de bu yetkisini kullanmamıştır'.
Yahu şimdi meşhur demokrasi savaşçısı arkadaşımıza desek ki “biz, size gerçek demokrat olabilmek için aydınlanmış olmak, akıldan, bilimden korkmuyor olmak gerek, yani gerçek anlamda vatandaş olmak gerek diye defalarca söyledik. Siz, bizi dinlemediniz ve ülkeyi böylesi komik durumlara düşürüyorsunuz” yine köpürecek.
Kardeşim, sen demokrasiyi sadece oy olarak görürsen olacağı bu…
Aydınlığın ışığından korkarak, yönünü aydınlığa değil de karanlığa çevirerek demokrat olmaya çalışırsan olacağı bu…
Hâlâ ne diye inat edersin, onu anlamam. Hâlâ ne diye demokrasi çığıtkanlığı yaparak bu adamların peşinden koşarsın, onu da anlamam.
Adamların sizi gördüğü ve düşündüğü yok ki… Çünkü bu adamlar Osmanlı’nın defolu takliti olan Özalizmin fotokopisi gibi dolaşıyorlar ortada…
Osmanlı ve Özalizm ne zaman halkı düşünmüş ki bunlar seni düşünsün… Bunlar kendi çocuklarının istikbâlinin peşinde…
Bunlar millet aç gezerken, sırf hanımını mutlu etmek için Çankaya Köşkünü 30 milyon YTL’ye yenilemeye çalışanlar, senin benim paramla…
Sen nasıl mutlu ediyorsun, evindeki hanımını? İki tane zeytin, bir tane ekmek arada sırada birkaç yüz gram bol yağlı kıyma götürdüğünde mutlu oluyor değil mi senin hanımın?
Cumhuriyet dedikleri şey nedir bilir misin sen?
Ya, Cumhuriyet ile saltanat arasındaki farkı bilir misin?
Seni asıl insan yerine koyanın Cumhuriyet olduğunu görmez misin de Osmanlı’nın defolu taklidi olan Özalizmin fotokopisi gibi olan bu adamlar tarafından dahi yönetilmeyi kendine yakıştırabiliyorsun…
Bu kadar mı kapadılar senin gönül gözünü, bu kadar mı bıktın bu dünyadan, bu kadar mı sıkıldın Tanrının en değerli yarattıkları olan biz insanlara verdiği aklını kullanmaktan?
Yoksa öğretmediler mi sana aklını kullanman gerektiğini, seni seçim sandıklarının peşinden otobüslerle oraya-buraya koşturmak için çabalayan ve de mutlak itaat ettiğin insan müsfeddeleri…
Lütfen, aydınlıktan korkma, ondan sana zarar gelmeyeceğini gör artık…
Lütfen, asıl korkulması gerekenin beynin, aklın, düşüncelerin karartılamsı ve onlara sansür uygulanması olduğunu gör artık…
Bunu kendin için istemiyorsan da, kendi çocukların ve onların çocukları yani senin torunların için iste..
Lütfen, aç gözlerini ve aklını artık…
Uyan artık manevi dünyanda da, sabah uykudan uyanmanın gerçek anlamda uyanmak olmadığının bilincine vararak…
Sen böylesine uyumaya devam ettiğin sürece; gözlerin kapalı olarak daha çok koşarsın seçim sandıklarının peşinden, neye oy verdiğini öğrenecek zamanın dahi olmadan…
Bir seferde olsun şu alarmı yataktan kalkıp susturmayı deneyemez misin? Çünkü yataktayken susturduğunda yeniden uyuyorsun da ondan böyle bir öneri getirdim sana, yoksa sana saygımda eksiğim-kusurum yok…
Ben ne istediğimi çok iyi biliyorum, sadece ve sadece kul olarak görülmeye isyan etmeni istiyorum.
“Hadi kahvaltıda görüşmek üzere” dersem çok mu ileri gitmiş olurum sence?
“Acaba seni incitir miyim bu önerim ve davetimle? Acaba seni kul gibi gören diğerleri gibi işine karışmış olur muyum? Acaba onların kötülük çizgisine girmiş olur muyum, tüm güzellikleri seninle paylaşmak için çabalayan bir insan olarak ortaya attığım bu masumane isteğimle?” şeklindeki sorular beni rahatsız etmesin değil mi?
Çünkü hissediyorum, sen artık beni anlamaya başladın…
Hadi arkadaşım bekletme artık beni ve aydınlık sofrasındaki malzemeleri; çünkü sen yemezsen hep başkaları götürüyor malı…
Aman geç kalayım deme, sofrada daha seninle öğle ve akşam yemeklerinde neler yiyeceğimizi, soframızı nasıl donatacağımızı tartışacağız kafa kafaya vererek..