- Kategori
- Gündelik Yaşam
Sabah sabah muhabbete bak!
Kauçuk döşenmiş yürüyüş parkurunda geldi kumru tam yolun ortasına sıçtı. Küçücük kumrudan o kadar büyük pislik çıkması beni şaşırttı. Vay canına, dedim.
Dedim demesine de sonra zihnimi durduramadım. Zihnimde başladı boktan bir muhabbet. Bokla ilgili ne kadar yaşanmışlık varsa hepsi sıraya girdi. Birkaçını paylaşmak isterim sizlerle.
Öncelikle kendimle yola çıktım bu muhabbete. Ne güzel, rahatlıkla yapıverdi işini; benim canım çıkıyor şu kabızlıkla dedim. Belki size abartı gelecek; ama ben tuvalette kitap- dergi okumaktan, çay- kahve içmeye vardırdım işi. Yine de zaman zaman isteksiz de olsa başvuruyorum bu taktiğe.
Sonra Argos geldi aklıma. Ona da iki kere gazete ile vurmaya kalktım. Bunlardan biri; salon halısının tam ortasına okkalı bir şekilde sıçtığında oldu. Aslında her ikisinde de onun suçu yoktu. Fakat bunlar ayrı bir yazı başlığı altında verilebilir. Şimdilik es geçelim en iyisi.
Bir de küçük (yani şakayı kaldırabileceğini düşündüğüm ) öğrencilerime, herhangi bir şeyden dolayı ceza vermek istediğim de yaptığım şuydu:
“ Tahtaya çıkarırdım. Birkaç( örneğin sinek, keçi, kedi, köpek gibi) hayvanın bokunu çizmelerini isterdim. Ardından da bilemeyeceklerini düşündüğüm bir ülkenin bayrağını çizmelerini isterdim. “ Bilmiyorum! “ dediklerinde; “ Sen her b..u biliyorsun da bunu niye bilmiyorsun? “ diye aklımca onları mahcup ederek, aynı şeyi yapmayacaklarını umardım.
Aslında bana çirkin diye öğretilen bu sözcükleri; o günlerde söylerken de, bugün yazarken de utanıyorum. Bu yerinde bir utanç mı? Bilemiyorum.