- Kategori
- Psikoloji
Sabırla beklemek

Hatıralarımı yazma.
Yine bir duman çöktü sokağa, kent tutuştu. Bütün sığınaklarda seni arıyorum nerdesin. Aklıma dökülen hatıralar hattında bir yangın, bir yaylım ateş başlıyor, nevroz diyor birileri. Dün bir demirciydim, ufku eritirdim durmadan. Bugünse ateş altındayım, hatıralarımı yazma. Bir rüya görüyorsun terlemişsin sırılsıklam. Vurulup düştüğüme inanmak istemiyorsun. Oysa bir kente girişin provası oluyor ölümüm. Yeis yok, bir misillemedir bütün hatıralarım. Ama yıkık bir duvar var karşıda ve bir kadının cesedi üstünde uçuşup duruyor takvim yaprakları. Seni bekliyorum orda, meydan saatinin altında. Bir James Dean filmine gideceğiz, gelirsen. Cehennem hızıyla çarparken mutsuzluğun çelik zırhına, üst üste yaşanacak tüm imkansızlıklar. Böyle olmalıydı ve oldu işte diyecek oğlum. Babamsa bir ağıta benzeyecek, küllerimi avuçlarken. Bütün köprülerimi dinamitledim ve geldim işte, bir kente girmemiz nasıl gerekiyorsa öyle. Apansız çıkmalısın karşıma, ki unutulmuş bir karşı çıkış olmalı dünyaya, seninle her karşılaşmamız. Mağlubuz. Durmadan kazanan bu hayat, basit bir üçkâğıtçı sadece, bir sahtekar. Beş benzemezle rest çekiyorum ama o biliyor bunu ve çekiliyor oyundan, yokum diyor. Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim. Bugünse ateş altındayım, hatıralarımı yazma. Hatıralarımı yazma, tarih sanıyor birileri.
A.Telli
Zaman algım teklemeye ve bana ait olmaktan uzaklaşmaya başladı. Yaşlandığımı hissediyorum demek istiyorum, yaşlanmak istiyorum. Birkaç bin yıldır aynı noktada asılı kalmaktan, değişmemekten, değişenleri kaybetmekten yorulur oldum. Yüreğimin orta yerinde duyar, duyumsar oldum kaybedişlerimi ve beceriksizliklerimi. Başıma belalar açmada tam bir ustayım ve bunun ötesinde erişebileceğim bir mevki mevcut değil.
Bu yarı açık cezaevine düştüğüm ilk günlere özgü içimdeki sıkıntı ile kızgınlık, baş başa verip tepeme üşüşmekten hiç çekinmez oldular yeniden, canımı acıtıyorlar. Esirgeyen ve bağışlayan, üstelik sığınabildiğim tek varlığımı arıyorum, bütün bunlardan sıyrılıp kurtulmak için. Bu noktaya gelene kadar yaratıp biriktirdiğim her şeyi ve geriye kalan tüm insanları yakıp, yıkıp, yok ediyorum. Anımsayabildiğim tüm güzel anıları defterlere yazar gibi unutuyorum sessizce. Kendimi küçük bir tanrı gibi görüp birkaç defa kurduğum taze hayatları anlatır oldum. Şimdilerde herhangi bir hayat, basit bile olsa gözüme çok uzak, silik bir ütopya gibi geliyor.
Özlendiğimi ve gözlerle, dokunuşlarla arandığımı duyumsuyorum sık sık. Uzun ve antik bir çağdan kalma bir duyguydu bu, daha düne kadar. Kimi zaman geri dönmeyecek bir zamana yolculuklar yapan, unutulmaya yüz tutmuş bir mucit edasıyla hüzünleniyorum. Oysa ki tüm benliğimle biliyorum, yaşadıklarımla özlemlerimin toplamının benim geleceğim olduğunu. Hazin ama korkuyorum, tüm bunların yok olup, geriye yaşanmışlıklar müsveddesinin elimde kalıvermesinden.
Esaretin bitimine yakın bir zaman diliminde acılar ve özlemler daha ağır daha ulaşılmaz gibi görünen tuhaf bir dereceye ulaşacaktır herhalde. Ne tuhaf ‘gittikçe yalnızlaşıyorum, bir sen varsın’ dizelerinin benim için gerçeklik haline dönüştüğünü görmek.
Düşünüyorum ve dağlara şiirler okuyorum, yağmur altında ıslanarak.
Hatırlıyorum. Gelişmekte olan kişiliğimin başından geçen yangınları, depremleri, felaketleri. Suskunluktan vazgeçip konuşuyorsun yorulmamacasına. Daha çok okuyup daha çok anlıyorsun. Eskisi gibi gördüğün her şeyi ezberine almıyor, alamıyordu belki hafızan ama, geriye kalanları da unutamıyordun. Büyüyordun haykırarak, sarsılarak. Adam oluyordun belki. Belki nasıl olacağını görüyordun ağlayarak. Seviyordun, terk ediyor, unutuluyordun. Hayat yetişemeyeceğin kadar hızlanıyor, kaçıp gidivermek için seni kolluyordu. Ve tabi ki bütün bunlardan geriye bir tek şey kalıyordu, can alıcı, can sıkıcı, dilinin ucunda cevabını yakalayıp, bir türlü cümlelere dönüştüremediğin, salt sorunun cevabı olana ulaşamadığın soru; "sen kimsin?"
Mutlulukla, coşkuyla, arzuyla, özlemle, yığın taşmasına dönüşen yazmalara devam ediyorum.
Tekiner® - 02032004
Edit £ 22092007
Yine bir duman çöktü sokağa, kent tutuştu. Bütün sığınaklarda seni arıyorum nerdesin. Aklıma dökülen hatıralar hattında bir yangın, bir yaylım ateş başlıyor, nevroz diyor birileri. Dün bir demirciydim, ufku eritirdim durmadan. Bugünse ateş altındayım, hatıralarımı yazma. Bir rüya görüyorsun terlemişsin sırılsıklam. Vurulup düştüğüme inanmak istemiyorsun. Oysa bir kente girişin provası oluyor ölümüm. Yeis yok, bir misillemedir bütün hatıralarım. Ama yıkık bir duvar var karşıda ve bir kadının cesedi üstünde uçuşup duruyor takvim yaprakları. Seni bekliyorum orda, meydan saatinin altında. Bir James Dean filmine gideceğiz, gelirsen. Cehennem hızıyla çarparken mutsuzluğun çelik zırhına, üst üste yaşanacak tüm imkansızlıklar. Böyle olmalıydı ve oldu işte diyecek oğlum. Babamsa bir ağıta benzeyecek, küllerimi avuçlarken. Bütün köprülerimi dinamitledim ve geldim işte, bir kente girmemiz nasıl gerekiyorsa öyle. Apansız çıkmalısın karşıma, ki unutulmuş bir karşı çıkış olmalı dünyaya, seninle her karşılaşmamız. Mağlubuz. Durmadan kazanan bu hayat, basit bir üçkâğıtçı sadece, bir sahtekar. Beş benzemezle rest çekiyorum ama o biliyor bunu ve çekiliyor oyundan, yokum diyor. Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim. Bugünse ateş altındayım, hatıralarımı yazma. Hatıralarımı yazma, tarih sanıyor birileri.
A.Telli
Zaman algım teklemeye ve bana ait olmaktan uzaklaşmaya başladı. Yaşlandığımı hissediyorum demek istiyorum, yaşlanmak istiyorum. Birkaç bin yıldır aynı noktada asılı kalmaktan, değişmemekten, değişenleri kaybetmekten yorulur oldum. Yüreğimin orta yerinde duyar, duyumsar oldum kaybedişlerimi ve beceriksizliklerimi. Başıma belalar açmada tam bir ustayım ve bunun ötesinde erişebileceğim bir mevki mevcut değil.
Bu yarı açık cezaevine düştüğüm ilk günlere özgü içimdeki sıkıntı ile kızgınlık, baş başa verip tepeme üşüşmekten hiç çekinmez oldular yeniden, canımı acıtıyorlar. Esirgeyen ve bağışlayan, üstelik sığınabildiğim tek varlığımı arıyorum, bütün bunlardan sıyrılıp kurtulmak için. Bu noktaya gelene kadar yaratıp biriktirdiğim her şeyi ve geriye kalan tüm insanları yakıp, yıkıp, yok ediyorum. Anımsayabildiğim tüm güzel anıları defterlere yazar gibi unutuyorum sessizce. Kendimi küçük bir tanrı gibi görüp birkaç defa kurduğum taze hayatları anlatır oldum. Şimdilerde herhangi bir hayat, basit bile olsa gözüme çok uzak, silik bir ütopya gibi geliyor.
Özlendiğimi ve gözlerle, dokunuşlarla arandığımı duyumsuyorum sık sık. Uzun ve antik bir çağdan kalma bir duyguydu bu, daha düne kadar. Kimi zaman geri dönmeyecek bir zamana yolculuklar yapan, unutulmaya yüz tutmuş bir mucit edasıyla hüzünleniyorum. Oysa ki tüm benliğimle biliyorum, yaşadıklarımla özlemlerimin toplamının benim geleceğim olduğunu. Hazin ama korkuyorum, tüm bunların yok olup, geriye yaşanmışlıklar müsveddesinin elimde kalıvermesinden.
Esaretin bitimine yakın bir zaman diliminde acılar ve özlemler daha ağır daha ulaşılmaz gibi görünen tuhaf bir dereceye ulaşacaktır herhalde. Ne tuhaf ‘gittikçe yalnızlaşıyorum, bir sen varsın’ dizelerinin benim için gerçeklik haline dönüştüğünü görmek.
Düşünüyorum ve dağlara şiirler okuyorum, yağmur altında ıslanarak.
Hatırlıyorum. Gelişmekte olan kişiliğimin başından geçen yangınları, depremleri, felaketleri. Suskunluktan vazgeçip konuşuyorsun yorulmamacasına. Daha çok okuyup daha çok anlıyorsun. Eskisi gibi gördüğün her şeyi ezberine almıyor, alamıyordu belki hafızan ama, geriye kalanları da unutamıyordun. Büyüyordun haykırarak, sarsılarak. Adam oluyordun belki. Belki nasıl olacağını görüyordun ağlayarak. Seviyordun, terk ediyor, unutuluyordun. Hayat yetişemeyeceğin kadar hızlanıyor, kaçıp gidivermek için seni kolluyordu. Ve tabi ki bütün bunlardan geriye bir tek şey kalıyordu, can alıcı, can sıkıcı, dilinin ucunda cevabını yakalayıp, bir türlü cümlelere dönüştüremediğin, salt sorunun cevabı olana ulaşamadığın soru; "sen kimsin?"
Mutlulukla, coşkuyla, arzuyla, özlemle, yığın taşmasına dönüşen yazmalara devam ediyorum.
Tekiner® - 02032004
Edit £ 22092007