- Kategori
- Aşk - Evlilik
Sadece evlendik!

Loş ve hoş bir mekan. Her detay düşünülmüş. En romantiğinden hikayeler ile çeşit çeşit tekliflerden, sevdiğinizin seçtiği bir şekilde evlenme kararı aldınız. Aylardır, yıllardır tanıdığınız ya da henüz kısa bir süre önce tanıştığınız ama yine de hayatı birlikte, topluma uygun yaşamayı tercih ettiğiniz karşı cinsiniz ile evlendiniz.
Nikah ya da düğün töreninden önce aynı evdeydiniz belkide. İlk defa aynı evde yaşamaya başlayacak da olabilirsiniz. Bütün bunların neticesi artık resmi evlilik yani toplumun kabul edeceği resmi bir birliktelik içerisindesiniz. Şimdi ne olacak?
Bu kararı alasıya kadar sizi endişelendiren her ne varsa aklınızın bir kenarında birikmiş bekliyordur. Hatta o birikintileri arada bir su yüzüne çıkartacak organik ruhunuzu kurtlandıracak bir sürü eşiniz dostunuz da vardır. Üstelik iki tarafta kendi işlerine gelen, zihninde bastırdığı düşünceleri kendi yerine kuran insanların tetiklemesi ile patlamaya hazır bekler haldedir.

İki insan, iki ayrı hayatken bir hayatın içine sığmaya çabalarsınız. Birbirinizi tanıdığınız, en muhteşem halleriniz ile bir arada geçirdiğiniz sevgililik, nişanlılık dönemlerinizden başka bir insana dönüşmenize şahitlik etmeye başlayacaksınız. Hazır olun. “Değiştirebilirim ya zamanla alışır” diye kurduğunuz cümlelerle sakın yola çıkmayın. Bu kocaman bir yalandır.
iki insan olarak, iki ayrı aile, sosyal çevre ve kültürde yetişen insanlar olarak kendinizin birlikte yaratmaya çalışacağı bir aile için çabalayıp duracaksınız. Her birimize öğretilen doğrular diye adlandırılan, olması gerekenler listesine yatkın değilseniz, işiniz zor. İmzadan Önce ve İmzadan Sonra denilen tarihsel çelişkinin içinde “Seni artık tanıyamıyorum” cümlelerine hazır olun derim.
Arabanızın kapısını açan, masaya ilişirken sandalyenizi tutan, gittiğiniz bir mekanda tuvalete giderken size eşlik eden, bilinen ya da bilinmeyen tüm görgü kurallarına uyumlu olduğunu düşündüğünüz, her planına sizi dahil eden, o hayalinizdeki prens bu alışkanlıklarını sürdürebilecektir mutlaka ama….”Ama” kurtgillerin saldırılarıyla dönem dönem kendi için bir takım alışılmışın dışında kararlar alacak, hareketlerinde değişiklikler oluşacak, dalgalanmalar yaşayacak, doğru yanlış kavramları değişecektir.

Aileler arası müsabakalardan mağlup çıkmak onu yoracak ve yorgunluğa sebep olan, özgürlüğünün kısıtlandığını düşündürecek her cümlenin, hamlenin sonunda “evlilik ilişkiyi bozuyor” yalanına inanmaya başlayacak ve tavır alacaktır.
Öyle “Benim sevgilim asla değişmez, ben asla değişmem” cümlelerini kenara bırakın. Bu mümkün olsaydı ki bunun bir formülü var aslında ama işimize gelmiyor,o zaman belki her şey yolunda gidebilirdi. Kimse bu mevzuları tartışmaz herkes anormal mutlu yaşardı. Ellerinizdeki parmaklar kadar gerçekten mutlu olduklarına inandığın evlilikleri sayar mısınız lütfen? Kaç oldu? Üç mü? Beş mi? Sekiz? İki?
Sonra sürekli dünya güzellik yarışması ve moda haftasına katılacakmış gibi bakımlı şık hanımefendiler, prensesler kadar kibar ve nazik, sizi fazla sorgulamayan, iğnelemeler ile ufak kontrolleri önceleri batmayan, tüm kadınlardan daha çok seksi bulduğunuz muhteşem kadınlar, bütün bu alışkanlıklarına devam edebilir. Bunu daha çok kendileri için yapıyorlar haberiniz olsun. Belki de Cem Yılmaz’ın söylediği gibi gri eşofman altı ile koltukta çekirdekte çitleyebilir. Saçlarını en son ne zaman taradığını hatırlamayabilir. Önceleri sorun olarak görmediği bir takım arkadaş çevrelerinizin arasında kendince uygun olanlar listesi hazırlayabilir. Annenizin prenses geliniyken, kanlı bıçaklı hale gelebilir. İyi örnekler üzerinden konuşacağız bugün elbette. Kötü örnek çok.
Spor salonlarından çıkmayan fit erkekler zamanla Türk kası yapıp aynaya bakmadan, sizin aldığınız bir iki kilonuz için kırıcı olabilir. “Annecim” diye hitap ettiği annenizin en sevilen damadı rolünden çıkıp, yine mi annen geliyor cümlelerini sıklaştırabilir.
İşe giderken hatta arkadaşlarıyla dışarı çıkarken oldukça şık ve bakımlı giyinip, sizin yanınız da gayet özensiz ve itici görünebilir. Bütün bakımsızlığına rağmen, yine de sizi bakımlı görmeyi tercih ettiğinden dolayı sizi eleştirebilir. Bütün bu değişkenlikler bir çok yazı da parça parça konuşulabilir. Bu gün konumuz bu değil.

Şimdi gelelim evlilik nasıl bir şey? Biz ne anlıyoruz? Nasıl yaşıyoruz? Nasıl yaşatıyoruz? Hayatının sürecinde sadece bir insanın hayatına eşlik etmesini istemek ile evlenirsin. Hayatını ona satmazsın ya da bahşetmezsin yani. Aslında evlilik ikinci bir hayat değildir. İnsanlar bunu yanlış anladıkları için mutsuz evlilikler yaşanıyor.
İki ayrı insanın, iki ayrı hayatı hep vardır. Bir evin içerisinde ortak yapılan paylaşımların arttığı hatta iki bedenden bir yada bir kaç beden yaratmak suretiyle bir aile modeline geçiştir evlilik. İkinize ait ayrı ayrı aileleri de evlendirirseniz işler daha da karışır biraz hepsi bu.
Evliliklerinde mutsuzluk yaşayanların çoğunun hatası kendi hayatlarını unutup içlerinden birinin seçtiği hayata eşlik edebilme çabasında olmasıdır. Kimin karakteri daha baskınsa ona göre işler yürütebiliyor bazen. Tamamı olmamakla birlikte kadınların bizim toplumumuz tarafından erkek üstünlüğü, erkek sorumluluk bilinci kriterlerine inandırılarak büyütülmesi en büyük tehlike. Erkekler için en büyük tehlike de üstlerine yüklenen sorumlulukların gerekliliklerine inandırılmaları, kadın korunur, kollanır, sahip çıkılır, kimseye kaptırılmaz, şımartılmaz, erkek azıcık pohpohlanır, koşulsuz itaat edilir, kadın yerini bilir, kadın evinle ilgilenir sen de evi geçindirirsin yargıları değil mi? Yahu kim koydu bu kuralları?
Şirket anlaşması, ortaklık gibi olmaz evlilik ama bizim ülkemizde yaşanış sekli bu. Ayrı ayrı kadının ve erkeğin rolünün olması bile işleyişin yanlış olduğunun ispatıdır. Netice de iki insan evlenir. Cinsi unutun, iki insan bir hayatı yaşamaya karar almış. Kendi hayatlarının içerisinde bir yaşayabilecekleri alan açmışlar. Hepsi bu. Bir evlilikte eğer bir bebek düşünülüyorsa, kadına biçilebilecek en mecburi rol, bebeği doğurmak ve sütü ile beslemektir. Başka hiç bir şey mecburi olamaz. Bu da doğal kuraldır.
Kadın bir adamın, bir evin, bir çocuğun tüm bakımını karşılamak zorunda değildir. Doğurmak ve ilk döneminde süt gereksinimini sağlamanın dışında üzerine yapışmış bir görev yoktur. Birlikte alınmış bir karar sonunda kadın doğurur, bir süre doğal yollarla da besler ama başka türlü bakım ve yetiştirme görevleri erkek ve kadın için eşittir. Aynı yaşam alanında yaşıyor olmak ikisini de o alanın temizliğinden, bakımından sorumlu tutar. Kimin uygun vakti varsa ortak yenebilecek bir yemek için görevi üstlenir. Evlilik eksik kalanları tamamlama isteği ile de oluşan bir kavram değil midir biraz?

Evlilik anlaşmasından önce yalnız yaşayan erkek ya da kadın, hayatını devam ettirebilmiş olarak bir araya geldilerse o halde birlikte işleri daha da kolaylaştırabilirler.
Gelelim evilik ile değişen sahiplenme ve güven problemlerine. Daha önce de belirttiğim gibi kimse kimseye sahiplendirilmedi, satılmadı, hediye edilmedi. Birlikte yaşamaya karar almadan önce herkesin var olan hayatının içinde kendi sorumuluğunu alabildiğini düşünürsek, mevcut işinde devam eden, sosyal çevresinde her hangi bir değişikliğe uğramamış, başkalaştırılmamış, hayatı değiştirilmeye çalışılmamış kadınlar daha yüksek özgüven sahibidir ve bir erkeği sahiplenmek inancı içinde değildirler. Kendine olan güven ve saygıları ile karşısındakinin hayatına, yaşayış şekline, var olan alışkanlıklarına saygı duyar. Aynı tablo erkek için de geçerlidir.
Güvensizlik sorunu olan insanların kendinden şüpheleri vardır her zaman. Bir ilişki “acaba” demeye başladığınızda bitmiştir zaten. Kısaca geçmiş olsun demek istiyorum. Öyle büyük dedektiflik çalışmaları için enerji sarf etmenize gerek kalmaz. Bitmiştir. Uzatmalar yüzünden kendinizi haklı çıkartacak bir çaba içerisinde olursunuz. Alışkanlık haline gelmiş, mevcut düzeni bozma korkusundan başka bir davranış değildir. Bahane ve kusur arayışı içinde yaşamaya başlayanların kendilerine yaptıkları eziyeti, anlamlandırmakta zorlanıyorum.
Şunu söyleyebilirim. Arkana yaslan ve sakinlikle sessizliğini dinle. Şüphe hissediyor musun? Etrafında gördüğün başka bedenlere ilgi duymaya başladın mı? Ufak ufak alışkanlıklarını değiştirmek, düzenini bozma isteği oluştu mu? “Çekilir dert değil de işte bağlayıcı şeyler var” demeye başladın mı? Ortak paylaşımlarınız azaldı mı? Farklı alanlar ilgini mi çekiyor? Yalnız olarak daha fazla zaman geçirme arzun mu oluştu? Arkadaşlarınla eskisinden fazla vakit geçirmek mi istiyorsun?
Kalk ve aynaya bak? İstediğin hayatı mı yaşıyorsun? Eşin istediği hayatın içinde midir sence? En güzel anıları biriktirdikten sonra aldatmak gibi düşmanlık oluşturacak bir davranışı hak ediyor musun? Peki eşin hak ediyor mu?
Şimdi bu sorulara cevabın çoğunluk evetse, insanın en değerli hazinesi zamandır. Ne kadar olduğunu bilmediğin zaman için bir takım kuvvetsiz bağların var olduğuna inandırdığın zihninle kimsenin hayatını çalma. Kendi hayatını da harcama. Acıtma. Kanatma, Hırpalama. Güzel bir başlangıca en çok yakışan şekilde güzelce hayatlarınıza geri dönebilir, ortak hayatınızdan vazgeçtiğinizi paylaşabilirsiniz.
Bir süre sancısını çekersiniz. Günlerce perişan olabilirsiniz ama inanın bana insanlığa bahşedilmiş en büyük nimet, unutmak ya da acının hafifletici nedenleri ile zamanla yeni duruma alışabiliyor olmaktır. Herkes sürecini dolu dolu yaşar ve bir süre sonra “iyi ki” cümleleri kurmaya başlarsınız.
Yukarıdaki sorulara yanıtlarınız hayırsa, doğru bir hayatın içerisindesiniz demektir. Öyleyse keyfini çıkartın derim.
Dedektiflik oynamak yerine, daha eğlenceli durumlar için enerji tüketin derim. Düğünlerin bol yaşandığı günlerde küçük bir rehberlik olsun dedim.