- Kategori
- Mizah
Şakalar
Bin dokuzyüzdoksandokuz derken bir de baktık iki bin oluvermiş. Millet yeni bir yıla, özel bir yıla, iki bin yılına giriyor, ben ameliyathaneye giriyorum. Sigara, kötü beslenme, hareketsizlik ve beş damarda sorun. Sizin anlayacağınız ikibin yılının birinci ayının yirmisinde bay-pas ameliyatı oldum. O günden bu güne kepek ekmeği yeme ve yürüme cezalısıyım. Ameliyatımın üstünden birbuçuk ay kadar bir süre geçmiş, artık yürümeye başlamıştım. Deniz kenarında yürürken, birlikte çalıştığımız Birgül öğretmenle karşılaştık. Bu öğretmenimiz aynı zamanda eşimin öğrencisinin hanımı. Şaka yapan, aynı zamanda şakaya da katlanan bir arkadaşımız. Selamdan-sabahtan sonra bana: -Ameliyat olmuşsunuz öğretmenim, pis kalbinizi temizletmişsiniz. Geçmiş olsun ziyaretinize geldik ama görüşemedik, dedi. Ben de “evet bay-pas oldum” dedim. Eve döndüğümde olanları eşime anlattım. O da bana “Birgül sana düpedüz pis kalpli demiş. Eğer bir daha böyle bir şey derse sen de ona ”ben kalbimi temizlettim, ama seninki daha pis duruyor” dersin dedi. Sonra mı? Sonra Birgül’le bir daha karşılaştık. Bu biiiir!
Öğretmen arkadaşımın, mahcup, utangaç genç kızına gördüğüm yerde takılır, nişanlandı mı, parmaklarında yüzük var mı diye ellerini uzattırır, kontrol ederdim. Bir gün karşılaştığımızda, sanki sevdiği birisi varmış gibi, dalga geçmek için: -Geçen gün parkta baş başa oturduğunuz kimdi, dedim. Aldığım yanıta bakın: -Hangi gün? Bu ikiiii!
Lokalde veya kahvede oyun oynayan birisinin yanına oturduğunuzda, eğer seyrettiğiniz kişiye uğursuzluk getirmişseniz o kişi size hemen “gemi gelmiş” der. Gemi gelmiş de siz gemiye bakmaya gideceksiniz, uğursuzluk da sizinle gidecek. Saf ve timiz bir arkadaşım oyun izliyor, fakat izlediği kişiye pek uğur getirmemiş. Oyuncu arkadaşım da hemen yanında oturan saf arkadaşıma “gemi gelmiş” dedi. Saf arkadaşım hemen kalkıp gitti. Birkaç dakika sonra gene geldi kalktığı yere oturdu. “Valla gittim baktım ne gemi var ve memi” dedi. Nazikçe kovulduğunun farkında bile değildi. Bu üüüüüüç!
Lokalde çay içiyoruz, şakacı başı Celal öğretmen anlatıyor: -Yaylada domuz avına gittik, domuz bize çok yakın, köpek şöyle Hüseyin gibi, (beni göstererek) domuz da şöyle sen gibi, şöyle sen gibi… gülüşmeler. Ben “eee sonra “diye soruyorum. Celal “köpek şöyle Hüseyin gibi, domuz da sen gibi, şöyle sen gibi, vuramadık domuzu” Celal’in bana “domuz” dediğini akşam evde çayımı içerken düşünebildim. Ertesi gün lokalde arkadaşlarla çay içiyoruz. Celal de geldi oturdu bizim masaya. Bu kez sözü ben aldım: -Arkadaşlar bu yaz ben de ava gittim. Domuza öyle yaklaştım ki, köpek şöyle Hüseyin gibi, domuz da şöyle Ramazan gibi… derken Celal çayından bir yudum daha çekerek “herhalde beni benzeteceği bir hayvan kalmadı” diyerekten sandalyede söyle bir gerildi: -Eeeee sonra ne oldu bakalım Recai abi dedi. Artık onu bir şeylere benzetme sırası bendeydi: -Domuz öyle yakındı ki sormayın. Köpek şöyle Hüseyin gibi, domuz da şöyle Ramazan gibi. Bir okka şişman insan pisliği de şöyle Celal gibi, aynı şöyle Celal gibi, hiç insan pisliği olan yerde domuz durur mu deyip kalktım yerimden, gülüşmeler, gülüşmeler. Yüzünüzden gülücükleriniz hiç eksik olmasın, hiç…
Öğretmen arkadaşımın, mahcup, utangaç genç kızına gördüğüm yerde takılır, nişanlandı mı, parmaklarında yüzük var mı diye ellerini uzattırır, kontrol ederdim. Bir gün karşılaştığımızda, sanki sevdiği birisi varmış gibi, dalga geçmek için: -Geçen gün parkta baş başa oturduğunuz kimdi, dedim. Aldığım yanıta bakın: -Hangi gün? Bu ikiiii!
Lokalde veya kahvede oyun oynayan birisinin yanına oturduğunuzda, eğer seyrettiğiniz kişiye uğursuzluk getirmişseniz o kişi size hemen “gemi gelmiş” der. Gemi gelmiş de siz gemiye bakmaya gideceksiniz, uğursuzluk da sizinle gidecek. Saf ve timiz bir arkadaşım oyun izliyor, fakat izlediği kişiye pek uğur getirmemiş. Oyuncu arkadaşım da hemen yanında oturan saf arkadaşıma “gemi gelmiş” dedi. Saf arkadaşım hemen kalkıp gitti. Birkaç dakika sonra gene geldi kalktığı yere oturdu. “Valla gittim baktım ne gemi var ve memi” dedi. Nazikçe kovulduğunun farkında bile değildi. Bu üüüüüüç!
Lokalde çay içiyoruz, şakacı başı Celal öğretmen anlatıyor: -Yaylada domuz avına gittik, domuz bize çok yakın, köpek şöyle Hüseyin gibi, (beni göstererek) domuz da şöyle sen gibi, şöyle sen gibi… gülüşmeler. Ben “eee sonra “diye soruyorum. Celal “köpek şöyle Hüseyin gibi, domuz da sen gibi, şöyle sen gibi, vuramadık domuzu” Celal’in bana “domuz” dediğini akşam evde çayımı içerken düşünebildim. Ertesi gün lokalde arkadaşlarla çay içiyoruz. Celal de geldi oturdu bizim masaya. Bu kez sözü ben aldım: -Arkadaşlar bu yaz ben de ava gittim. Domuza öyle yaklaştım ki, köpek şöyle Hüseyin gibi, domuz da şöyle Ramazan gibi… derken Celal çayından bir yudum daha çekerek “herhalde beni benzeteceği bir hayvan kalmadı” diyerekten sandalyede söyle bir gerildi: -Eeeee sonra ne oldu bakalım Recai abi dedi. Artık onu bir şeylere benzetme sırası bendeydi: -Domuz öyle yakındı ki sormayın. Köpek şöyle Hüseyin gibi, domuz da şöyle Ramazan gibi. Bir okka şişman insan pisliği de şöyle Celal gibi, aynı şöyle Celal gibi, hiç insan pisliği olan yerde domuz durur mu deyip kalktım yerimden, gülüşmeler, gülüşmeler. Yüzünüzden gülücükleriniz hiç eksik olmasın, hiç…