Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '14

 
Kategori
Güncel
 

Sakatfobikler ve hasarları

Sakatfobikler ve hasarları
 

Zaman zaman okur mektuplarını taşırım köşeme. Yaşanmışlıklar üzerinden olaylara tanık olmak belki yazarak anlattıklarımızından daha etkili olur diye.

Yine böyle bir mektubu paylaşacağım sizlerle.

Bu sefer ülkemizden değil mektup. Yurt dışından. Komşudan.

Mektubu isimsiz vereceğim çünkü o sadece yanından geçerken hasar bıraktığınız için kendini düzeltmekle uğraşan yüzlerce isimsiz insandan biri.

Sakatfobik insanların engellilerin yaşamını ne kadar zorlaştığını anlatan o mektubu önce okuyun sonra sakatfobik dünyanızı bir sorgulayalım.

“Ben bir engelliyim ve insanlardan farklıyım bana göre cok normalim yaşamım zor değil. Çünkü farklılığımı kabul edip hayata sımsıkı sarıldım. Sokaktaki insanlar sanki engellilerin hayatını zorlaştırmak için yaşıyor. Sokaktaki garip iğreti bakışlara alıştım artık ama biliyorumki sırf o bakışlarla karşılaşmamak için dışarı çıkmayan engelli insanlar var. Bakışlar şablon, alışılmış olsa bile ki yok öyle bir dünya bu sefer de çenesini tutamayanlar hayata küstürmeye çalışıyor insanı...

Geçen bir mağazaya girdim. Dükkan sahibi alışılmışın dışında bir ilgi gösterdi. Tabiki sebebini biliyordum.  Hiç dert etmem kendime bu tarz şeyleri kabine girdim bir elbise denemeye  kabin dediğim perdeden ibaretti 4 tarafı ses olduğu gibi duyulabiliyordu.  Yengem kabinin onunde beni beklerken  dükkan sahibi ona acınası bir sesle “ yazık kıza be içim acıdı düzgün yürüyemiyor bile  bu dükkanda neyi isterse onu veririm içim acıdı inan “ dedi. Bu lafları engelli birinin duyması ölüme eş değerdir desem fazla abartmış olmam. Kabinden çıkıp adama ağzıma geleni söylemek istedim ama yapmadım. Sonra da engelli insanlar neden içine kapalı diyorlar...

Belim eğri diye dik yürüyemiyorum dik yürüyebilmeyen bir insanın yanında heleki bu tanıdığınsa bu lafları etmemelisin eğer bir insansan.. 

Bir de öğretmenler. Ben okula gittiyimde çocuklar sınıfta düzgün bir şekilde oturmazlardı. Öğretmen görüncede “düzgün oturun yoksa beliniz arkadışınızın ki gibi olur” derdi onlara. Onlar da “ Allah korusun “ diyip düzgün otururlardı. Tamam doğru tespit ama böyle söylenilmesi bir engellinin içinde iz bırakır ki yıllar önce bu olay oldu ve hala o ses kullaklarımda çınlıyor.. O an ben kendimi nasıl hissettim bilemezsiniz.. Kullaklarımla duyuyorum liselerde de durum aynı bu sefer öğrenciler dışlıyor engelliyi. Engelli olduğu için sırasında kimse oturmuyor sanki cüzzamlı bir hastaymış gibi. Ne sohbet ediyorlar onla ne de  halini hatrını soruyorlar.. Gelecek nesil hiç umud vadetmiyor engelli birinin hayata tutunması için el uzatan insanlar yok. Ben kendi kendimi bağlıyorum hayata, insanlara  bakışlara, sözlere inat. Hayatımı, yaşam biçimimi, eksikliğimi seviyorum. Onlara inat daha çok geliştiriyorum kendimi ( inatçı engellilerdenim ) İşte böyle keşke yardım etseler kendi kendimi düzeltmek zorunda kalmasam. “

Okudunuz mu?

Yaşamından örneklerle mektupta özetle sakatfobiklere diyor ki gölge etmeyin yeter.

Gölge etmiyor musunuz?

Hadi canım;

Herkes, sakat kalmanın korkusuyla tüyleri diken diken olmuş vaziyetteyken üstelik!

% 70’iniz engelli komşu istemiyoruz derken de yalan söylüyordunuz o zaman.

Çocuklarınızla aynı okulda okumasın, aynı sırayı paylaşmasın diye %57’nizin ayrı okullar istemediği de mi yalan?

Yüzde %80’niniz gözünüzün önünde görmemek için evde çalışmasını desteklerken de mi yalan söylüyordunuz?

“Sakat kalacağına keşke ölseydi” de demediniz hiç. “Ben olsaydım yaşayamaz ölürdüm” cümlelerini de söylemezsiniz değil mi?

Sakat biri kızınızın ya da oğlunuzun sevgilisi olduğunda kazan kaldırmadınız da hiç!

Kolları olmadığı için resim yapmasını yeteneğine bağlamak yerine mucize olarak da görmediniz zaten.

Bu kadar lanetli, bu kadar korkulası, bu kadar çekilmez, bu kadar uzak durulması gereken bu insanların yaşamları ancak ölmek istediklerinde veya rehabilite edilip sizlerin tamlığınızı taklit ettikleri sürece sizleri ilgilendiriyor ve o zaman görmeye tahammül edebiliyorsunuz onları. Ya da para toplama kampanyalarınızda iyilikseverliğinizi sergilemek için ve tabi tamlığınıza şükretmek için aranıza alıyorken ikiyüzlülüğünüzle her şey yolundaymış gibi göstermenize de bu yüzden şaşmamak gerek.

Yaşamak için tam bir bedeni yoksa ya da vardı da sakatlanmışsa aranızda işi ne onların? Ona yakışan tek şey ölümdür, ötenazidir öyle değil mi?

Bu yüzden önce bakışlarınızla, sonra sözlerinizle yetmedi yasalarınızla uzaklaştırıp evlere mahkum edersiniz. Gördükçe korkularınız depreşir çünkü.

Dezevantajlı konuma düşmeleri onların suçu değildir oysa.

Sadece farklıdırlar. İstedikleri tek şey farklılıklarıyla yaşama karışmak.

Sorunu yaratan sizler onlara yaşam alanları tanımadığınız gibi sorunu onların bedenlerindeymiş gibi hissettirerek kendinize yaşam alanlarını genişletiyorsunuz.

Genişlettiğiniz alanlarda kurduğunuz kurgularla normale endeksli normalce yaşamaya devam edersiniz.

Oysa normal olan kimdir, siz mi sahte yaşamlarınızla yoksa gerçek yaşmalarıyla farklı olan mı?

Siz kendi normalinizle bilmek istemezsiniz de zaten. Bir kurguyu yaşamak işinize gelir. Kör algılarınızla şekilsel iyileştirmelerle de vicdanlarınızı rahatlatırsınız.

Onlarsa bu kurgunun içinde şekilsel iyileştirmeler olsa da sağlam bedenlerin algıları kör oldukça hep bir dal aramakla uğraşıp duracaklardır.

Her şeyle baş edilebilirler belki ama sakatlık fobisiyle nasıl baş edeceklerini bilmiyorlar.

Sizin bedenler üzerindeki gözleriniz, sözlerinize inat bu kurgulamış olduğunuz eksik dünyaya direniyorlar.

Baş etme yolları arıyorlar. Bu mektuplardan yüzlercesi aynı kırılmayı yaşıyor.

Bu kurguyu bir gün bozacaklar belki ama o zamana kadar bu kırılmalara neden olan ikiyüzlü sakatfobikleri örneklerle yazmaya devam edeceğiz.

Yaşadıkça'da yayınlanmış yazılarımdan biridir.

oyatekin@gmail.com                                         

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

OYA TEKİN / MEDYABEY.COM

Oya Tekin/ Yaşadıkça.com köşe yazarı

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

 
Toplam blog
: 295
: 3718
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara