​ Sakla rakıyı, gelir zamanı! / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sakla rakıyı, gelir zamanı!

Sakla rakıyı, gelir zamanı!
 

1001 nci kaktüs'ün dikimi şerefine, balıklı, rakılı, şömineli müzikal gece geçirdik.Resimde İlker...


“Eskiye mazi, yenmişe de kuzu derler” demişler. İyi mi etmişler böyle demekle acaba? Bu lâfta, derin bir vefasızlık kokusu var. Di mi? Amma, geçmişte yaşananlar akılda kalıyorsa, vardır bir kıymet-i harbiyesi. Hele hele yaşananlar yanarlı, dönerli, ve de salçası kendinden, sekiz köşe göbekli, kendinden farlı, kendiliğinden çıt çıt’lı, (Ne demekse!) hardallı, ballı börekli ise, tadından yenmez hani!

Ne zaman Marmarisli İlker’e rastlasam, ayakları altında balıklar geziniyordur. Yürürken ayaklarına takılıyordur. Marmaris’i eskiden seller basardı. O da kaldırımlarda “ Kaldırım Balığı” tutardı, lezzetli diye de Başkan İsmet Karadinç’e haber salardı. Çünkü Başkan görürdü, sokak aralarında, sellerin arasında ve de elindeki oltasıyle İlker’i. ‘N’apıyor orda o, öğrenin gelin derdi etrafına!

Ne zaman dağ başlarında rakısız kalsa, bulur buluşturur, hayatın tadın-dan vazgeçmez, kesintiye uğratmazdı balıkçılığını.

Kısa adı İlker. Dağda bayırda gezer. Deniz dibi cinleri ile akrabadır. Elektrik mühendisidir. Kendisi elektriği de çarpar, “ Elektrikli Çarpan Balığı’ nı da çarpar. Esas mesleği balıkçılıktır. Elektrikçiliği hobi diye yapar.

Soyadı Hekimoğlu’dur. Doktorlukla alâkası yoktur. Balıkçılıkta doktorasını vermiştir. Yakasına mühendislik rozeti yerine, balık pulu takar.

Buluştuk kendisiyle. Eskileri de analım dedik. Mevsim bitiyor amma, her kadının mevsim mevsim güzelliği nasılsa, tabiatın öyle güzellikleri vardır.

Taaa Aksaz’a gideceğiz. Motorla denizden 2 saat ötede. Orada bir “Kaktüs Çiftliği” var. Ankaralı Ahmet Bey, her bulduğu kaktüsü getirip, bu çiftliğine diker. Koleksiyoncudur. O gün, 1001’ cisini dikmeğe gelmiş. Biz de dahil olduk. Bir kısmımız karadan ulaştık. O gün; O tek kaktüs'ü, şarkılarla, türkülerle yerine diktik. Kaktüs'ün şerefine sabahladık oralarda.

Havuz başında grill çevireceğiz. Parti var. Daha parti başlamadan havuzlara elbiselerle dalanlar oldu. Rakı güzel, hava güzel, tabiat mis gibi. Gril’in kokusu ortalığı sarmış. Bir yanda pişen köy ekmeğinin kokusu, bir yanda çalı çırpı ile tutuşan saç ekmeği ocakları.

Havada sevdalar bulut bulut. Gönüller de daha içmeden uçmaklı. Kadehler havada bir parlamış, kurtlar, börte böcekler ve sarı yapraklar kahırların inim inim inildemiş. Pamukkale lâkaplı Mustafa, kurusun diye asılan arkadaşının elbisesini yakmağa çalışıyor çakmakla. “ Niye yanmıyor diye de soruyor üstelik!” Öyle diye de, çakmağını bitiriyor.

Şarkılar türküler gırla. Kömür ateşi bile coşmuş, gözenekleri arasından nar nar yanıyor, nar nar bakıyor herkeslere. Üstelik kızıl kızıl.

Öte yandan koca kütükler yanıyor şöminede. Şömineli, sedirli, pöstekili odaya doluşuyoruz hep birlikte. Tepsi tepsi nar gibi olmuş etler, bu sefer şöminede ısıtılıyor.

O da ne? Bir sürpriz. Bir köşede piyano. Ne çiftlik evi ama! Birimiz trompeti, Ahmet Bey de mızıkayı kapıyor. Şömine ışığında ne söylenir? “ La violetera” Çiçekçi kız filmindeki şarkı o.

Sofra hiç boş kalmadı amma, rakılar bitti. Etrafta tek bir ev bile yok. Tabiatın ortasındayız. Üç saat ötede Fethiye var. Vakitler gece yarısını geçmiş. Ne olacak şimdi?

İşte, Hekimoğlu “ Ben bir dolaşayım bari” diye çıktı gitti odadan. Kimse de nereye? demedi. Şömine coştukça coştu. Geceleri ayazmış buraları. İyi geldi iliklerimize.

İlkercik, tam yarım saat sonra, elinde iki şişe rakı ile gelmez mi? Hepimiz sarılıp bayram ettik hem şişeye hem de kendisine. İnsan bayramlaşırken, akrabasına bile bu kadar sarılmaz sevinçten. Oh be!

Kimi sevda eker tarlalar, buğdayları ile. Kimi sevda çeker, ekecek bir şeyi yoktur. Kimileri ümitlerini diker aralıklı aralıklı. İlker dostumuz, çalı diplerine, ağaç kovuklarına rakı ekmiş boş zamanlarında buralarda, gezerken. Dağlara tepelere, fundalıklara, taşların dibine. “Sakla rakıyı, gelir zamanı” diyor. Bulunduğu mecliste lâf biter, içki bitmez. Onlar da bitse, içki eksilmez. Bir yerlerden bulunup, böylesi karşına gelir işte.

“Rakı eken, zevk biçer” sözü de İlker’e aittir. Bazen rakıyı, turistlere buldurur. Not aldırır turiste “ Aaa, Marmaris’in taşı toprağı içki” diyerekten. Fena mı? Memleketi tanıtıyor. Bunun adı, rakılı kültür turizmi.

Şimdilerde eski dostlar bir araya geliyor işte böyle. Marmaris’te yaz devam ediyor. Pastırma sıcakları var daha. Rakınız mı bitti? İlker varsa yanınızda, mesele yok. Kendisi olmasa da nâmı var. Birinden biri söylenir muhakkak. Dillerde pelesenk olmuştur artık: “ Ollum İlker. Rakı bitti nerdeeeeeesiin!”

Ört ki, ölem!

RESİMALTLARI: 1- Bu sahilden, çiftlik evine ulaşılır 2- Kaktüslerin yetiştirildiği özel donanımlı kümbet 3- Havuzbaşı 4- Nefis binbir çeşit kaktüsler 5- İşte Çiftlik sahibi Ahmet Bey 6- Çiftlikten bir köşe 7- Los Amigos’lar… 8- Gril yapılan yer 9- Çiftlikten bir köşe 10- Marmaris’ te akşam 11- Bir başka köşe

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..