- Kategori
- Aşk - Evlilik
Saldım çayıra...

sahilde kahvaltı..
Uzun zaman geçti...
Çok uzun zaman...
Kelime kelime yazmayalı hisleri.. Her kelimenin cümleye bağlanmadan, bağımsız, kendiliğinden akıp dökülmesi parmakuçlarımdan... Cümleye bağlamadan kondurduğum üç noktalar...
Neler yaptım bu kadar zamanda? Kendimle çatıştım, evime çalıştım. Hala aynı yerdeyim, aynı şeyler ile uğraşıyorum. Sen neredesin...
Sen neredesin, onca gün ve boşluktan sonra.
Sen neredesin, zaman akıp giderken, biçilmiş ömürlerimizde kalanlarla.
Sen neredesin, gittin, yoksun. Alıp başını bunca zaman içinde zamandan öteye bir sırra.
Gittin.
Aramanı hiç beklemedim, sadece bir gün geçirdik, deniz kıyısında. Kokunu öyle çekmişim ki içime, hala yanımdasın gibi. Kaç sene geçti? Saymadım. Kaç gün, saat, dakika, saniye geçti? Bilmiyorum. Ben hala kendimle savaştayım.
Martılar uçar karşı sahile, orada parlar bir adamın kolundaki saatin camı güneş çarpınca. Burada açılır ışıklar. Pırıl pırıl parlar gökyüzü, deniz. Biz de ailecek bir sahildeyiz.
Kahvaltı? Tamam. Aile saadeti. Müthiş. Yine eve gidilecek, yine Kumru koşturacak. Akşam yemeğe misafir davet etmiş kocam. Neler hazırlasam? Bu nasıl bir döngüdür, tek yıkan akşam davet edilen misafirler... Onlarla dönen başka çarklar... Hayat.. Hayat..
Of, saçlarımı koklaman, beni çekip öpmen dün gibi aklımda.
Hiç beklemedim, ben varolduğumla böyleyim.
Aklım bende, fikrim sende. Böyle kalsın. Bir başka bahara dedim
Şimdi mi?
Saldım çayıra, Mevlam kayıra...