Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '09

 
Kategori
Deneme
 

Sana geldiğimde...

Sana geldiğimde...
 

...


Babacım,

Sen gideli tam ondokuz yıl oldu...

Çocuk yıllarımda pek farketmesemde gidişini son on yıldır çok özlüyorum seni...

Geçen yıl, çok uzun bir aradan sonra varınca memleketime, uyuduğun tepede kaldı aklım.

Senin en sevdiğin arkadaşın ve ben... Ankaradan yola çıktığımızda utana sıkıla,

-kirve, bana babamı anlat lütfen demiştim...

Yol boyunca seninle ilgili hikayeler dinledim... Masal gibiydin baba... Bir varmış bir yokmuş misali...

Gelirken sana yazın sıcağında; dikenlerin bacaklarımıza batmasına aldırmadan yürüdük dalgın dalgın...

Hani şu öğlenleri altında çay demlediğimiz koca ahlat ağacının gölgesine geldiğimde sende vardın yanımda...

Ama bu defa kızgın değildin ve ben, son hızla kaçmıyordum senden... Köşedeki en büyük ahlat ağacı kurumuştu babacım... Çok üzülmüştüm onu gördüğümde oysa ne çok sarılmıştım koca gövdesine... Ne çok analık yapmıştı o çocuk sevdalarımıza... Yağmurlarda kovuğuna, sıcaklarda gölgesine saklanırdık, sonbaharda anlatılmaz lezzette meyvesini sunardı bizlere ve şimdi sadece izi duruyordu kurak toprakta... Tıpkı senin gibi...

Onca yolu senin için gelmiştim ve bunu biliyordun...

Biz yolu yarılarken eminim sen en tepede durmuş o güzel gülümseyişinle bekliyordun bizi...

Abbas kirveyle hiç konuşmadık yol boyunca... O da dalgındı ve belli ki eskilere kaymıştı aklı...

Yaklaştıkça, kalbim nasılda çarpmıştı. Sanki o an! açacaktın kollarını basacaktın bağrına... Sakalların batacaktı yüzüme... Tütün kokun gelecekti burnuma... Topraklı ellerinle alıp kucağına oturtacak, saçlarıma dokunacaktın... Gülümseyip; nasılda büyümüşsün görmeyeli diyecektin... Ben gözlerine bakacak, sonrada sımsıkı sarılacak, kokunu içime çekecektim doyasıya...

Başucuna vardığımda dizlerimin bağı çözülmüştü... Ninem, sen ve hiç görmediğim ablam oradaydınız... Issız bir tepede, kavurucu sıcağın altında ve çocukluğumun en korkulu yerinde...

Çocukken çok korkardım buradan acaba, seni buraya alacağını bildiğimdenmiydi ki...

Dokunduğumda mezar taşına, tutamamıştım kendimi... Sesim çıkacak, Abbas kirve üzülecek diye atmaya çalıştığım çığlıklar bedenimi sarsmıştı içten içe... Sararmış otları toplarken kabrinin başında sanki canın yanacakmış gibi tane tane koparıp okşuyordum seni...

Gözyaşlarıma engel olamıyordum artık ve sadece babacım diyebiliyordum....

Hani çocukken derdimi anlatmaya çalıştığımda, sadece ağlar ve baba demekle yetinirdim ya onun gibiydi halim...

Anlatsam dinlerdin dimi babacım...

Sarardın...

Kucaklardın tüm hasretinle...

Ne kadar kaldık orda bilmiyorum... Abbas kirve, ilerdeki ağacın yanına gitmiş arkasını dönmüş uzaklara dalmıştı seni düşlerken... Gidesim gelmesede nafile gitmeliydim... Öperken başucundan eminim ki sende sarıp sarmalamıştın beni...

Ve vardığımda kirvemizin yanına hıçkırarak ağladığını duymuştum... Omuz omuza verip son bir vedayla bakmıştık yattığın yere... Orada durmuş öylece ardımızdan bakıyordun sanki...

Ve yine hiç konuşmadan dönmüştük tek tek ellerinle dikip büyüttüğün bahçene...

Gitmiştin... Ve gitmeden diktiğin ceviz fideleri koca koca ağaçlar olmuşlardı... Üstlerinde her zamanki gibi sincaplar vardı... Sesini duyar gibiydim... Bana, küçük sincabım deyişini...

Sesin kulaklarımda... Burnumda tütüyorsun babacım... Çok özledim biliyorsun değil mi...

Resim; google resimlerden alınmıştır.

 
Toplam blog
: 20
: 720
Kayıt tarihi
: 27.02.09
 
 

Hangi sözcük anlatır ki benliklerimizi... Ya da kim tanır ki kendini tam manasıyla... Bazen, hırçınl..