- Kategori
- Kültür - Sanat
Sanat gezegeninde... kum...

Bu çalışmam; şiir ve edebiyat çalışmasından çok (proleter) emekçi sınıf değerlerimizin, doğru bir dünya görüşü içerisinde degerlendirilip geliştirilmesi inancıyla, olmamız ve olması gereken ölçülere küçük bir dokunuşumdur. Yitikliğimizden değil olmamız gereken yerde olmak için; emeğimizin, yaşamımızın, yarınlarımızın, düşlerimizin bizim adımıza bizden çalınmasına karşı çıkışın bir fısıltısı olabilmektir benimkisi.
...Büyük uğultulara dönüşecek olan küçük fısıltılardır...
Biz insanları diğer canlılardan üstün kılan, gelişmiş ve gelişebilen insansal duyumlarımızın, doğamızın zorunluluk yasalarına büyük bir haz ve zevkle, derinden derine ahenkli ince sezgilerle sevecen uyumlu, evrensel doğasını tanıyıp değiştirme yetileriyle bezenmiş, kendi emeğiyle doğasını yaratabilen varlıklar olmamızdandır.
Toplumsal yaşamın maddi zenginliklerini üreten emek, aynı zamanda insanın üretim bilinci ve yaşam kalitesini de yükseltir, buna paralel entelektüel unsurlarda, toplumsal kültürlerinin zeminleri üzerinde şekil alarak varlıklarını sürdürdükleri inancındayım.
Sanat ve sanatçı yaşamakta oldukları toplumun kültür ve ideolojik atmosferini solumak zorundadır. Sanatçı varlığını sürdürüp geliştirme olgularının (zanaat-üretim-emek) dışında, başka bağlantılarda; gizem, sır ve sanatçıya özgü doğaüstü sezgilerde aramamalı.
Yaşamakta olduğumuz toplumsal sürecin sanat ve edebiyatı, burjuva tanımların korkak ve içler acısı aldatıcılığı, yetersizliği, utanç verici ahlaki değerlerdeki çökmeler; düşünceden konuşma diline kadar uzanan bir bozulma ve bozuk bir değişim süreci sergilemekte. Bu süreç, içi boşaltılarak ve anlam karmaşası içerisinde ulaşabileceği en uç noktasına ulaştırılmış, en gerici sınıf ideolojilerinin sanat ve edebiyatı olmaktan öteye bir şey değildir.
"Hiçbir zaman yaşadığımız doğa dışında ve ya doğada, kişi, kurum ve sınıflar hiçbir şekilde doğaya, topluma ve insan düşüncesine egemen olamazlar."
Doğa üzerine kurduğumuzu sandığımız egemenlik (uzay çağında olsak ta) öncelikle tüm yaratıklardan kanımız canımız ve beynimizle evrenin bir parçası olup yaşayan tüm canlılardan daha mükemmel bir üstünlüğe sahip bulunmamızdan kaynaklandığını bilmeliyiz. Bu üstünlüğümüzün sonucu, doğamızın yasalarını tanımak, insana ve insanlığa yakışan biçimleriyle doğru olarak evrensel yaşama uygulamak zorundayız.
Son derece karmaşık organizmalar bütününün en yüksek yetkinliklerinden söz edildiğinde, dünyayı yeniden kuracak olan proletaryanın ve onun büyük düşünür ve bilim adamlarının insanlığa kazandırdıkları kıskanılacak derecede büyük olan diyalektik-materyalist felsefeye dokunmadan geçilmez.
Bu felsefi görüş; insan emeğinin mükemmel kültürel değer ve miraslarının tarihsel gelişim ve değişim süreçlerinin, doğada – toplumda – insan düşüncesindeki biçimlenmesidir. Toplumsal üretim ve emek, insanın gelmiş olduğu şu evresinde dahi muazzam oluşumuyla ne kadar övünse yeridir.
Proleter sınıf ideolojisinin felsefe , kültür, sanat ve bilimin kapitalizm şartlarında dahi katetmiş olduğu mesafe övgüye değer. Emek, ancak ve ancak en özgür gelişme ortamını Diyalektik-Materyalist dünya görüşünün ışığı altında, sınıfsız toplumlara doğru uzun ve zorunlu evrim süreci içerisinde daha bir yetkinleştirerek daha büyük değerlere erişecektir.
“ Elin, konuşma organlarının ve beynin birlikte eylemiyle yalnızca her bireyde değil, aynı zamanda toplumda da, insanlar giderek daha karmaşık işleri yapabilecek, giderek daha yüce hedeflere yönelecek ve erişecek güce vardı. Emek de kuşaktan kuşağa değişti, daha yetkin ve çok yönlü duruma geldi. Avcılığa ve hayvancılığa tarım, örgücülük ve dokumacılık, metallerin işlenmesi, çömlekçilik, gemicilik eklendi. Ticaret ve sanayinin yanısıra, en sonunda sanat ve bilim ortaya çıktı, kabileler, uluslar ve devletler halinde değişti; hukuk ve siyaset gelişti; bunlarla birlikte insan kafasında insani şeylerin gerçeği aşan yansıması ortaya çıktı.”
“ Toplumun hızlı gelişmesinin bütün kazançları zihne, beynin gelişmesine ve etkinliğine dayandırıldı; insanlar, faaliyetlerini, gereksinmeleriyle açıklamak (gene de bunlar zihinde yansır ve bilinçleşir) yerine, düşünceleriyle açıklamaya alıştılar. Böylece; zamanla, özellikle antik dünyanın batışından bu yana zihinleri etkilemiş olan idealist dünya görüşü meydana geldi.”. “Bu idealist dünya görüşü, insanlara hâlâ o kadar egemendir ki, Darvinci okulun en materyalist doğabilimcileri bile insanın kökeni konusunda hâlâ herhangi bir duru görüş oluşturmaktan acizdirler, çünkü bu ideolojik etki altında, bu konuda emeğin oynadığı rolü kavramıyorlar.”
F. Engels.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de idealist dünya görüşünün ezici baskısı üst yapı kurumlarının aracıyla geniş yığınlar üzerinde üstünlük kurmuş konumda bulunmaktadır. Aydın bireyler olduğunu söyleyen yığınlar, modern yurttaş kavramlarının hayaliyle asalak üretemeyen insan yığınları haline gelmiş vizyoncu, post-modernizasyoncu, post-yapısalcı, bunalımlı dönemlerin vazgeçilmez doğa üstü nitelik taşıyan akademisyenleri, devrimci geçinen entelektüel aydınlarımız, insan emeğinin toplumlara neler kazandırdığını ve kazandıracağını hala kesin ve net bir biçimde anlamaktan uzak ya da anlamak, anlatmak işlerine gelmemektedir.
Doğa, toplum, insan ve insansal tüm oluşumlar dünyası ilkelere uymaz, ilkeler ancak doğaya, topluma ve tarihe ancak ve ancak, doğru ve olumlu yönde uydukları ölçüde doğrudur.
Yaşanmış ve yaşayacak olan toplumlar üzerindeki egemenliğini sürdürecek olan idealist dünya görüşünün en güçlü kan damarlarını ise küçük burjuva aydınları ve entelektüel unsurları oluşturur.
Bu, idealist gerici, şoven kültürel sanat ve edebiyat faaliyetlerinin, emekçi yığınlar üzerindeki olumsuz etkilerine karşı doğru ve etkin mücadele sürdürülmediği, yapılanların ise toplumsal emek ve emek değerlerinin ve üreten yığınların, emekçilerin çok ama çok uzağında olması bu düşüncelerin tutarsızlığının en açık göstergesidir.
Toplumsal emek dünyamızın en acı ve en çok kahredici gerçegi ... EMEK HENÜZ KENDİ EVRENSELLİĞİ VE KENDİ SOYUTLAMASI İÇİNDE KAVRANAMAMIŞTIR ... ( Bizat işçi sınıfı tarafından) ve kavranamamaktadır, bilinçli olarakta kavranmasına engeller oluşturulmaktadır.
...DÜNYA’YI ve EVREN’İ YENİLEYİP TEKRAR KURACAK OLAN ve KURAN TOPLUMSAL EMEKTİR...