- Kategori
- Siyaset
Sanayi toplumu … Türkiye ve Aydınları

Sanayileşme demek, aynı zamanda burjuvalaşma/işçileşme, yani şehirleşme (kentleşme) demektir. Klasik toplumsal gelişme şaması, kırsal / feodal ümmet toplumundan, kentsel / burjuva millet toplumuna dönüşmeyi öngörüyor. Bir devrimin ardından gelen sıçrama ile”kutsal” monarşiler yıkılır yerine “laik” cumhuriyetler kurulur. Kapalı feodal ekonomiden açık liberal ekonomiye geçiş ile süreç tamamlanır. Esas unsuru din ve dinsellik olan feodal kültür yerine, esas unsuru laiklik olan ulusal kültür bileşimi oluşur.
Bu aşamaya ulaşmış batı toplumları, kapitalizmin sömürü düzenini uygulayabilmek adına, bu yolda olan milletlerin sanayileşmesini önlerler, sadece kendi kültürlerini ihraç ederler. Bu iş içinde büyük bir iştahla ülkelerinde yetiştirdikleri beyni yıkanmış aydınları kullanırlar. Özellikle Tanzimatla birlikte Osmanlıyaya yapılan da budur. Avrupada yetişip oranın kültürü ile yoğrulan, beyni yıkanmış, milletinden uzaklaşmış, Türk olmayı adeta küçültücü bir şey olarak algılayan aydınların Osmanlıyı getirdikleri yer ortadadır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık çabaları sürerken bu aydınlar Amerikan veya İngiliz mandası olmanın daha yararlı olacağını savunmaktan vaz geçmemişlerdir. Çünki onlar kimlikleri her ne kadar Osmanlı (Türk denmeyi çoğu kabul etmez) ise de, beyinleri batı kültürleri ile yıkanmış adeta Osmanlı ülkesinde onların bir temsilcisi haline gelmişlerdi. Tabii bu kategoriye girmeyen bir kısım aydının neler çektiğini Osmanlının son dönemlerini inceleyenler çok iyi bilirler.
********
Türkiye’de yavaş yavaş kırsal / feodal toplum yapısı çözülmüş, şehirleşme başlamıştır. Ne var ki gerçek, ulusal, yoğun ve yaygın sanayi kurulamadığı için, kırsaldan kentlere yığılan kalabalığın işçileştirilmesi / burjuvalaştırılması, özetle şehirlileştirilmesi mümkün olmamıştır. Kente göçenlerin çoğu, şehirlileşemediklerinden köylerinin bir benzerini kentin varoşlarında kurmuştur. Bu kuşak ne yazıkki ne köylü, ne kentli olabilmiştir.
Ayrıca, ulusal demokratik devrimlerin itici gücü olan ulusal burjuvazi, ülkemizde bir türlü palazlanamamıştır. Gelişmişlik hep bir kültür sorunu gibi algılanmış, batı taklitçisi aydınların gerek işin ekonomik boyutunu gerekse ulusun tarihten gelen kültürünü yok saymaları ile kendileri gibi taklitçi bir aydın kuşağının geleceğe egemen olacağı düşünülmemiştir.
Batı, en büyük düşmanı Mustafa Kemal olarak görür. Bunun bir sebebi yok olmak üzere olan bir ulustan bağımsız bir Türk devleti oluşturmasının yanında ölene kadar, öz kültürü ile barışık, bir aydın kuşağı yetiştirmek, ülkeyi hızla sanayileştirmek, batı toplumlarına eş değer bir toplum meydana getirmek olan çabalarıdır.
Atatürk’ün ölümünden sonra batının da desteği ile ön plana çıkan taklitçi aydınlar ve sanatçılar, hızla halka yabancılaştılar, onunla dirsek temasını kaybettiler. Bu yüzden, örneğin Japonya, gelişmiş ülkelerin sanayisini inceleyip ekonomik kalkınmaya yönelirken, Tanzimat, Meşrutiyet hatta Cumhuriyet aydınları (Atatürk dönemi dışında) o ülkelerin kültürlerini ve kültür kurumlarını içimize aktarmayı kalkınma için yeterli saymıştır.
*********
Ne yapmak lazım?
Önce şehirleşmenin rayına oturtulması lazımdır. Bu iş geniş öçüde ulusal sanayiin geliştirilmesi ile olur. Sanayileşeceğiz ki, o şehirde oturanlar toplumun üst yapısını oluşturabilsin, o düzende yaşamayı, gereğince davranabilmeyi öğrenebilsin. Ancak bu da yeterli değildir. Mutlaka ulusal kültür bileşimi ile tamamlanması gerekir. Aksi halde aydın ve halk arasında hep bir ikilik olur ve daha kötüsü de tarihin derinliklerinden gelen kültürümüzü unuturuz.
Çok özendiğimiz batı aynısını yapmıştır. Hem sanayileşip birer sanayi toplumu oldular, hemde tarihlerini ve kültürlerini yok saymadan, yeni koşullara uygun bir sentez ürettiler. Gerçek çağdaşlık, gerçek ilerleme, onlara kayıtsız şartsız biat etmek, ellerinde bir kukla olmak değil, uyguladıkları yöntemi kendi koşullarımıza uygulayıp, kimliğimize ve geçmişimize uygun, geleceğimizi garanti altına alan orijinal bir sentez üretebilmektir.
Bu pencereden baktığımızda, günümüz iktidarının kıblesi batı, saatleri Newyork’a, Londra’ya, Brüksel’e ayarlı aydın yöneticileri ile ne kadar başarı sağlarız, ayrı bir yazı ve tartışma konusudur.
2009-12-20