- Kategori
- Mizah
Şapka

O gün yine erkenden kalkmıştı. Karısı onun erken kalkmalarına söyleniyor “yaşlandın artık kabul et” diyordu. Uyanıp da yine söylenmesin diye gürültü yapmamaya çalışarak giyindi.
Karısının “yaşlandın artık” diye söylenmelerine aldırış etmeden, her gün olduğu gibi bu günde yürüyüş yapmak için sokağa çıktı.
Yürürken havanın serinlediğini fark etti. İçinden “hanım haklı yavaş yavaş ihtiyarlıyorum. Soğukta üşütüp hastalanmamak için bir şapka almak lazım” diye geçirdi.
Ne zamandır şapka giymek istiyordu.
Ömründe bazı okul, askerlik gibi alayım zorluklar dışında hiç şapka giymemişti.
Artık yaşlandım bir şapka gerekli” deyip, düşünürken yürüyüşe devam ediyordu Gözü vitrinlerdeydi. Şapka satılan bir dükkana rastlarım diye baka baka ilerliyordu.
O sırada önünden geçtiği dükkanın vitrininde bir iki şapka gördü. Durup vitrine baktı. Vitrinde güzel şapkalar vardı.
Dükkana girdi. Onu orada güzelce bir bayan karşılayıp “buyrun beyefendi” dedi.
Bizimki kendisine beyefendi denmesinden hoşlanmıştı. Öyle ya tabi “beyefendi” idi. Bunu herkes biliyor bir hanımı bilmiyordu. Hafiften gülümsedi; “sağ olun hanımefendi. Kendime uygun bir şapka bakmıştım” dedi.
Bayan “tabi efendim, size uygun çok güzel şapkalarımız var” dedi. Ve tezgaha iki üç şapka koydu. Özelliklerini anlatmaya başladı. “Şu gençler için, şu orta yaşlılar için, şu da biraz daha yaşlılar için çok güzel şapkalar” dedi.
Bizimki gerçi biraz yaşlı idi. Amma kendini daha genç hissediyordu. Bayanın orta yaşlılara diye gösterdiği şapkayı alıp giydi. Etrafına ayna var mı diye bakındı; yoktu. Bayana ”nasıl oldu?” diye sordu. Bayan büyük bir ilgiyle ”şahane oldu beyefendi, çok yakıştı. Mutlaka bunu almalısınız” deyince ihtiyarın koltukları kabardı. Bayanın söylediklerine inandı. Eee!! Ne de olsa gençken yakışıklı sayılırdı veya o kendini öyle zannederdi. “Teşekkür ederim hanımefendi, bunu alayım” dedi. Parasını verdi. Bayan “paket yapayım mı?” deyince o “teşekkür ederim, Yakıştı diyorsunuz. O halde burada giyeyim” dedi. Sonra dükkandan çıktı.
Yürüyüşten vazgeçmişti. Keyifle evine dönmek için yürüdü. Yolda vitrinlerde kendine bakıp şapkanın yakışıp yakışmadığını kontrol ediyordu. Arada bir durup bakıyordu.
Bu şekilde evine geldi, kapıyı açıp girdi.
Hanımı da kalkmış kahvaltı hazırlıyordu. “Erken döndün” dedi. Başındaki şapkayı görmemiş veya fark etmemişti.
Eşinin karşısında durdu “nasıl yakışmış mı?” diye sordu.
Eşi “neyi soruyorsun?” dedi.
Adamın canı sıkılmıştı. “Hayret başımdaki şapkayı fark etmedi” diye düşündü, yine sordu. “Şapka bana yakışmış mı?” dedi.
Eşi “sen yaşlandın, zaten hastasın” derken ihtiyar sözünü kesti. “Ben onu demiyorum. Şapka yakışmış mı onu soruyorum” dedi.
Eşi yine “tamam yalnız senin hastalığın” derken ihtiyar “yahu bırak hastalığımı. Ben sana şapka yakıştı mı, yakışmadı mı? Onu soruyorum” dedi.
Eşi “iyi ama sen daha iyileşmedin” diye söze başlayınca ihtiyar daha sinirlendi. Biraz yüksek sesle “hayatım bırak sen benim ihtiyarlığımı, hastalığımı. Şapka yakıştı mı yakışmadı mı sen onu söyle” dedi.
Eşi yine benzer cevap vermeye yeltenince, daha kızdı. “Be kadın sen soruma cevap ver. Yakıştı mı? Yakışmadı mı?” diye daha hiddetli sordu.
Kadın bir türlü şapkanın yakışıp, yakışmadığını değil de onun hastalığı ve ihtiyarlığını bahsederek konuya girmeye çalışıyordu.
Adam kıpkırmızı olmuş, sinirden tir tir titriyordu. Masanın üzerindeki şişeyi hışımla eline aldı.”Bak kadın” diye bağırdı. “Son kez soruyorum. Yakıştı veya yakışmadı de. Başka bir şey söylersen şişeyi kafanda parçalarım” dedi. Kadın korkudan büzülmüştü. Kısık bir sesle “bende onu diyorum ya” deyince ihtiyarın sinirleri boşaldı. Döndü şişeyi bıraktı.
Eşine bir türlü “yakıştı” veya “yakışmadı” dedirtmeyi başaramamıştı.
Şapkayı başından çıkardı. Gitti, sandık odasına girdi. Kendi öteberisini koyduğu sandığı açtı. İçindeki eşyaların en altına şapkayı koyup sandığı kapatıp kapağı kilitledi. Bir daha hiç şapka giymedi.
Çocukları “babacığım soğuklarda üşütürsün, başına bir şapka al” dediklerinde veya şapkadan bahsedilince, hiç duymamış gibi başka konulardan konuşuyordu.