- Kategori
- Yılbaşı
Şarap ve Su

Yılbaşıları klasiktendir, yıllardır evdeyimdir. Bildik şeyler hazırlarız, dostlar gelir yenir içilir, şarkılar söylenir, gitar çalarım...
Ama bu yılbaşında sessizlik hakimdi. Ne duvara yaslı gitarımı kutusundan alıp bir şeyler çalmak içimden geldi, ne de derinden kahkahalar atmak. Geleneğimizdendir, komşuda acı varsa hüznü bize düşer. Öyle de oldu; Gazze…
Sadece kaderi bozulmuş o kent değil, ülkemizi her geçen gün daha çok etkisine alacak ekonomik krizin ayak sesleri gelir, çok yakınlarda…
Ülkemiz bir grubun-yüzde beş!- yıllar süren dehşet çalışmaları sonucu sağın karanlık tutsak yüzüne itiliyor. Şimdilerde kibarlıklarından en küçük ödün vermeyenlerin gelecekte ellerinde balta olmayacağına bizleri kim ikna edebilir?...
Her şeye rağmen iyi şeylerin de var olduğunu söylemeliyim.
Derdim bunlar da değil…
***
Oturup bir mizah yazısı kaleme almak istedim. Hoş, çevremdekiler oldukça espritüel olduğumu söylerler. İnsanları, hani şöyle karınlarını tutarak güldürmeyi çoğu kez başarmışımdır. Yeterki kendimi kapıp koyuvereyim. Bu kez en azından yüzlerde hafif bir gülümseme niyetiyle bir mizah yazısı düşünürken, yine en kısa yol buldu beni: acılar öne çıktılar. İlk sözler onlarındı. Şimdi gri küller serpip devam etmeli yazacağıma.
***
Yılbaşı gecelerinin benim için yeni eğlencesi televizyonda bir süre zapingler yaparak dolaştıktan sonra, son derece sönük ve kötü programlar olduğunu anlayınca ART’deki sohbete takıldık kaldık.
“U” şeklindeki masa başında dizilmiş insanlar sohbetlerini yaparlarken dikkatimi çekti. Masadaki dört kişinin önündeki kırmızı peçeteler dikleştirilmiş durmakta, diğerlerinde masa üzerinde yatay durmakta. Şarap bardağında su görülmekte ama çok dikkatli bakınca kırmızı peçetenin hemen arkasında şarap dolu başka bir kadeh görülmekte. Muhtemelen kameraman uyarılmış, aman kadehlere el uzandığında başka yöne…
Sayın Genç bir ara sigarasını yaktıktan sonra eli rakı bardağına uzandı. Bardağı yerden aldı tam içecekken kameranın kendisini görüntülediğini fark etti. Bir an çelişkide kaldı. Ardından “ben buyum kardeşim!” der gibi içkisini yudumladı.
Şimdi birçok arkadaşım şaşırmış olmalı neyi anlatmaya çabaladığıma bakarken.
Eğer bunu aydın adı verilen herhangi birine anlatsanız aynen şunları size söyleyecektir: insanımız muhafazakarlaşıyor. O yüzden o insanlar öteki insanlara saygılarından ötürü böyle davranmışlardır.
Acaba?
İnsanlarımız gerçekten muhafazakarlaşıyor mu; yani kapalılaşıyor mu, yoksa kapanmış dünyalarından dışarı mı çıkıyorlar? Dışarı çıkmak hem fiili, hem de kafaların da dışarı çıkması.
Eskiden evlerden çıkmayan, ortalıkta pek görünmeyen insanların dışarı çıkmalarıyla ilgili olmasın sakın?
Ve son derece donanımsız, televizyonla uyuşturulmuş ama kızgın bir beyinle; “onlar da varken bende neden yok? Ben neden hayatın tatlarına erişemiyorum ve erişemeyeceğim? O kadınları öpemeyeceksem neden başkaları öpsün? Ben geleceğimi öbür dünyaya ertelemişken bu insanlardaki keyif ne?” diyen bu grubu yönlendiren yüzde beş gibi bir militarist saplantılı grup.
Bu yüzde beşin tüm tanrıyı ele geçiren ve onun adına işler çeviren yaptıkları ve yapacakları ülkemizi büyük bir maceraya sürüklemesin sakın?
***
Şarap ve su…
Kan ve gül…
Dünyanın en uyumsuz ikilisi: Şarap ve Su.
Yeni gelecek, işte bu uyumsuzluğun izlerini taşıyacak. Dam başlarında saksağanlar ötecek.
Ömer Hayyam gün gelecek bizler için gelecekten seslenecek. Ve hayretler içinde kalacağız: Nasıl söyledi onları kellesini kestirmeden.
Yüzde beş hiç uyumadı, uyumayacak.
Ve kıs kıs gülecekler: “Şarap ve Su! Nerelere kadar ilerlediğimizi bilin ve görün artık. Yahu bu kadar sünepe varken bu ülkede onlarla mücadele etmek çok sıkıcı oluyor. Ne istesek engelsizce başarıyoruz; oluyor. “
Yılbaşı gecesi erken yatıyorum, hemen on ikiyi geçerekten.
Kaybedenlere yazıldığımı fark ediyorum.
seçkim: http://www.dailymotion.com/relevance/search/chopin/video/x3ll4v_chopin-21me-nocturne-isabelle-oehmi_shortfilms