- Kategori
- Gündelik Yaşam
Savaş dediğin önce insanın içinde başlar.

Tarihte ilk savaş diyebileceğimiz çatışma yani İnsanoğlunun ilk cinayeti; kardeşin kardeşini öldürerek işlediğiymiş.
Böyle diyor kutsal kitaplar ve yine bu cinayetin sebebi kıskançlıkmış, kişisel çekememezlikmiş diyor.
Adem peygamberin oğulları Habil ile Kabil oysa iki düşman değil sadece iki kardeşti. Aynı annenin karnında aynı memeden süt içen ve aynı göğe bakan iki kardeş…
Ne peki?
Kardeşi kardeşe öldürtecek kadar büyük, yenilmez şey ne peki? El kadar bebekleri parçalayacak kadar, bir halkın geleceğini yıkacak kadar, milyonları korku içinde her gün parça parça öldürecek kadar büyük bu duygu ne?
Herkes soruyor birbirine, nedir savaş? Türk dil kurumu ne demiş diye bakıyorum, tarih kitaplarına, ansiklopedilere, ben de soruyorum bilenlere nedir bu savaş?
Bazı yerde Uğraşma, kavga, mücadele diyor, bazısında bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen mücadele diyor, devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele diyor.
Diyor da diyor, ama gerçek nedenlere bakınca durum hiç uzaktan göründüğü gibi durmuyor..
Savaştık yıllarca önce bir karış toprak için, sonra bir karışta var olma duygusundan kurtulmak, bu kez metrekareler için, bilinmeyenin dayanılmaz ıstırabının peşi sıra getirdiği din kavramında en doğru benimki diyebilmek ve korktuğun kaderinde yalnız kalmamak için, gruplardan çıkıp devlet olduğunda yaptığın yenilikler, elde ettiğin değerli değersiz varlıklar, gelişim araçlarına olmayan veya daha fazlasını olmasını isteyenlerin bencil göz dikmeleri için.
Savaş dediğin önce insanın içinde başlar.
Önce beğenmediğin, istemediğin seni mutlu veya tatmin etmeyen, olumlu veya olumsuz düşüncelerinle savaşırsın.
Sonra etrafına döner yüzün, gözlerin dışarıyı görmeye başlar, bu kez dışarıdaki düşüncelerle, fikirlerle, şartlarla, beğendiğin veya beğenmediğin nesnelerle savaşırsın.
Sonra vücut bulur o nesneler ve kişilerle savaşırsın.
Sonra bu döngüde senin yanında bulunmak isteyen diğerlerini, kendi içinde aksaksız işleyen sistem düşüncesinin bir araya getirmesiyle, daha küçük gruplarla savaşırsın.
Sonra hatta daha da büyüyüp kitlelerle savaşırsın.
Ve ne kadar cani olursan ol, ölümün, işkencenin, yok etmenin, yıkımın ne kadar beterini yaşatırsan yaşat başını yastığa koyduğunda veya bir taşa, bir kayaya, toprağa sadece insansın.
Farkın yok insani özelliklerin namına diğerlerinden, farkın yok yoksullardan, kimsesizlerden, engellilerden, özürlülerden.
Aynı uyku alemine dalıyorsun, rüyaların renkli veya değil, sen özgür veya değil, çok zenginsin veya değil, çok ünlüsün veya değil!
Savaştık dostlarım…
Savaştık akla mantığa gelmeyecek stratejik denilen kararlar için.
Peki tek başına değil ya savaş, aslında askerler, komutanlar değil, bir toplum savaşıyor.
Eski zamanlardaki gibi aman zarar gelmesin, tarafsız bölgede savaşalım değil metropolde savaşıyor, siviller zarar görmesin askeri olsun değil, bebekler annelerinin kollarında savaşıyor.
Mühimmat ölüyor, asker ölüyor, esin veren komutanlar liderler ölüyor, annelerinin kollarında bir nesil ölüyor.
Dön bak ne için savaşıyorsun?
Neden bir dünya olarak büyümüyor, gelişmiyor, geliştirmiyorsun? Uçurumların neden bu denli geniş, neden farklı kişi ve toplumlara güvenmiyorsun?
Tek bir cevabı var…
Araya kişiler girer, silahlar girer, toplumlar, dinler, kültürler girer, hatta anneler girer, kardeşler girer ama asıl savaş bir noktada kişinin kendi ego savaşıdır.
Bu kişi bazen orduda bir asker olur, bazen bir lider, bazen bir başkan… bencilce isteklerini almaya çalışan, çatışmayı bilmeyen, uzlaşmayı bilmeyen savaşın gerçek anlamını katliam ile bağdaştırmış bir insan…
Diyorum ya Savaş dediğin önce insanın içinde başlar.
Bugün bakın ne çok gelişmişiz Habil ve kabil den bu yana, teke tek değil top yekun savaşmışız. Yeni teknoloji ve silahlarla ölümün en korkunç yüzünü meşrulaştırmışız.
Sevinin dostlarım, bu gidişle dünya, yeni savaşlarla gelişmeye devam edecek… ve görünen o ki bu gelişim sonsuza kadar sürüp gidecek. Olan yine günahsız masumlara olacak ve her lider kendi egosunun esiri olacak.