- Kategori
- Şiir
Savaşan büyüklere

Gök gürültüsü duruşunla
Utancı vurma yüzüme...
Soğuk gülüşümde
Depremler var
Ve yarınlarımda yıkıntılar
Küçük bedenin daha güçlü benden
Korkusuz !
Ben koca gövdemle
Aciz, korkak.
Yüreğin kadar büyük olmak isterdim
Ah şu utançlar yok mu?
Size sunulan dünya yok mu?
Ellerimle durdurmak isterdim çocuk
Yap-boz oyunlarıyla vermek isterdim
Savaşları.
Küçük bir fırçanın gökkuşağından kovası olmalı
Ağıt yerine kahkahalarınız boğmalı sokakları
Güneş gözlerine hapsolmuş oysa
Soğuk bedenin saklar sıcaklığı
Aç gözlerini çocuk
Kurşun çiy olup düşmüş gül tenine
Bedenin, gömleğin, kaşın, dudağın kireç beyazı
Saçlarında, yıkılan duvarın tozları
Bir nefes çek barış çiçeğimden
Zeytin ağacımın dalına kur salıncağını
Çıkmaz sokaklarımda aç kurtuluş tünelini
Kurşun rengine inat;
Misketlerini yuvarla, gözün mavisi
Ses ver çocuk ;
Bir ananın çığlığına kar gülüşünü
Bir babanın yangınına dök
üç tekerlekli bisikletteki terini
Okul bahçesinde öğrendiğin şarkılarını söyle
Kardeşlerin için..
mermi seslerine inat
Kalk çocuk.
Ağır gelir o kurşun sol yanına
Kan yerine boya de gömleğimdeki
Şaka yaptım de...
konuş çocuk.
Hesabını sor bedava hayatların.
Kapalı gözlerin,
Soluksuz göğsün.
Beyaz görüntünde
kırmızı kırmızı sızmakta ölüm
Hayat ağır gelecekti belki ama
ölüm daha da fazla gelir kimsesiz düşlerine.
Sen küçük melek
Elinde ki elma şekerinin ucuna
Kuyruklu yıldızı takıp
Dünya uyurken
gümüş tozlarını serp
‘Barış Pırıltısı’ dolsun nefsimize
Hadi kalk çocuk
Topacın hala dönüyor başucunda
Köşebaşında bir top kalmış, kan lekeli
Sahipsiz oyunlar
Üç taş kimsesiz
...
Ağlama çocuk
Toprağına serpiyorum her akşam yıldızlarla ninnileri
Sabahları seriyorum yanan yüreğimi
Ahhh be çocuk... ahhhh
Hadi kalk,
Tüm yaramazlığınla
Şaka yaptım de...
Ses ver çocuk.
Savaşan büyüklere hatırlat
‘ ÇOCUK OLMAYI’
Arzu Altınçiçek