- Kategori
- Güncel
Savaşın ayak sesleri..

Halk mı? paralı asker mi ????
“Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'ndeki güvenlik toplantısına, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu da katıldı. Başbakan Erdoğan başkanlığında basına kapalı olarak yapılan güvenlik zirvesinde Suriye'deki gelişmeler ve terörle mücadele konularının gündeme geldiği bildirildi.” 10 Mart tarihli basında yer alan bu haber ve CİA başkanın gizlice ülkemize gelip ve başbakanla görüşmesi, yaklaşan savaşın ayak seslerinin sıklaştığını gösteriyor.
Bugünkü görüşmelerde belli bir pazarlığın yapıldığı ve süren bu pazarlığın ülkemize maliyeti bakımından ağırlığı, bir koyup üç mü alacağız? Yoksa üç koyup bir mi alacağız? Basit mantığı içerisinde kısa bir zaman içinde anlamış olacağız.
İlk körfez krizinde aynı şekilde Turgut Özal’ın çok hevesli bir biçimde “Bir koyup üç alma” politikasındaki yanlışlık zamanın Genel kurmay başkanının dik duruşu ve istifası ile bir anlamda giderilmiş ve savaş dışında kalmışken, günümüzde en azından ABD açısından böyle bir tehlike söz konusu değildir.
1 Mart 2003 tezkere reddi ile şok olan ABD işi bu sefer sıkı tutmuş ve 2007 yılına kadar yapılan hazırlıklar sonucu sözde Ergenekon davası ile Türk silahlı kuvvetlerinde Orta Doğuda olası bir işgal planında Türkiye’nin katkısını reddedebilecek komuta kademesi enterne edilmiş ve dikensiz bir gül bahçesi oluşturulmuştur.
Türk medyasında oluşturulan yandaş ve besleme yazıcı ve çiziciler Türk kamuoyunda amansız bir psikolojik baskı hareketi uyguladılar ve halen de devam etmektedir. Sözde Ergenekon ana davası ve alt davalarında hep iddianameleri gerçekmiş, olmuş, bitmiş ve sanki orda yazılı suçların işlendiği gibi bir algıyı toplumda kabul ettirme çabaları yoğun bir biçimde devam etmektedir. Türkiye’nin geçmişinde yaşanmış istenmeyen ne kadar olay, suikast ve istenmeyen durum varsa, her konuşmalarında getirip Ergenekon’a bağlamak, itiraz edeni de “darbeci” olmakla suçlamak genel geçer bir tutum halini aldı. Mahkemeler ilerledikçe, savunmalar yapılıp, iddialar tek, tek çürütüldükçe tutukluların “insanlık onuru” ile nasıl oynandığı ortaya döküldükçe toplumda Ergenekon namı ile bilenen davaların inanırlığı, ilk başlardaki % 70 kamuoyu desteğinden % 20 lere kadar gerilemiştir.
Aslında gündem o kadar dolu ve yoğun ki, yetişmek nerdeyse imkansız hale geldi. Ancak bilenen ve gözlenen bir olgu var ki, tüm bu olaylar arasında ülkem yavaş, yavaş Suriye ile bir savaşın tam eşiğine gelmiş durumdadır. Her ne kadar Beşer Esad demokratikleşme için adımlar atsa da ok yaydan çıktı bir kere, ABD, CNN’in itirafları ve EL Cezire’deki namuslu basın çalışanlarının istifaları da göstermektedir ki, Hollywood platolarında hazırlanan düzmece görüntüler ile Suriye’de olup bitenlerin perde arkasının da ortaya çıkması ile, Suriye’ye askeri bir harekatın düğmesine basmıştır. Bu harekat diğerlerinden farklı olarak taşeron eli ile gerçekleştirilecek ve bu taşeronda büyük bir olasılıkla ülkem olacak..
Yandaş ve besleme medya yazıcıları ve “TV bülbülleri “ var güçleri ile gündemi çarpıtmak ve 3-4 program önce söylediklerini inkar yolunu seçerek yeni gündemler ve yeni göz altı dalgaları yaratma peşinde olanca hızları ile devam etmektedirler.
Ne diyelim “ Gazamız mübarek olsun” çünkü tersine bir şeyler söylemek % 49.90’ın iradesine tahakküm olarak algılanır ve “Kara propaganda” veya “ hükümete karşı darbe” yapmakla eş değer görülebilir..
14.03.2012/Ankara