Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ocak '17

 
Kategori
Güncel
 

Savaşın ayak sesleri

Savaşın ayak sesleri
 

Net Gazete


Kurulmuş dünya düzenleri, yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor ve maalesef Türkiye'de bu şekillendirmelerin fay hatlarından birisinin üstünde yer alıyor.

1. Dünya Savaşı zamanında cetvelle çizilmiş olan Ortadoğu haritası, artık bu sınırları çizenlerin enerji pastalarından pay alımlarında, istedikleri avantajı sağlamamaya başladı. Mevcut durumun, batı için git gide, ileride tehlike arz edecek hale geleceği ön görüsü, coğrafyada yeniden kartların karılmasına ve yeniden eski avantajları geri getirmeye yönelik bir şekil almasına dönüştü.

Arap Baharı diye, ortaya çıkan sözde demokrasi ve insan hakları, özgürlük arayışları, sonuç olarak, Kuzey Afrika'da özellikle Libya'da, daha sonra Mısır'da ve gel gelelim Irak ve Suriye'de, Arap kabusu, Arap kışı oldu. Sonuçta, eski hallerini bile arayan topluluklar, küçük derebeylikler, örgütler koloniler, kan, daha fazla mağdur ve bir o kadar da silah satışında artışı beraberinde getirdi.

Çin'in yükselişi, önlenemezdi. Çin'i bu hale getiren de, yine batının kendisi olmuştur. Avrupa  ofis, Çin fabrika olduğundan ötürü ve güç her zaman üretenden yana olacağı için de, uzun vadede, Avrupa ve ABD 'nin Çin'in ucuz işgücünü kullanma politikası, gerçek yüzünü göstermeye başladı. Sonuç Pasifikte gerginlik, Güney Çin Denizi'nde, Çin'in ABD ve Japonya'ya karşı meydan okumaya başlaması ve ekonomik olarak da Çin'in elinde bulunan USD tahvilleri...

Gerek Brezinski, gerek Kissinger ki, bu kişiler dünya stratejik düzenlerinde söz sahibi, akıl hocası konumundadırlar, önem bakımından Türkiye'ye yazdıkları kitaplarda bile bırakın pargaraf açmayı, cümle içinde bile biri iki kelime ile geçiştirmektedirler. Öte yandan İran'dan bahsederlerken, fasıl bile açmaktan çekinmiyorlar.

Bir Türk olarak tabi içerliyorum bu duruma, Osmanlı'nın bakiyesi bir millet, önemli bir coğrafyada, habire terör saldırısına uğruyor ama kaale bile alınmıyor. Zannediyorum ki, bu durum Türkiye'nin bugüne kadar etliye sütlüye karışmamasından kaynaklanıyor ya da, dış politkada oyuna seyirci olduğundan ötürü hasıl oluyor.

Lakin ironiktir ama en fazla terör saldırısına da maruz kalan ülke Türkiye'dir. Bu bir yerde , birilerinin ayağına eline bastığımızında işaretidir. Rahata alışmış olan devletler artık kendi silahlı kuvvetleri yerine, terör örgütlerini kullandıkları için, daima terör seçeneği ile, bölgeye, ülkeye şekil veymeye çalışıyorlar.

Şu gayet açıktır ki, Türkiye artık seyirci kalmaktan kendini kurtarmıştır. Madem etraf değişecek, o zaman, kapımın önünde benim sözüm, benim mahallemde benim de sözüm geçmeli demektedir.

Batı, Ortadoğu'yu, Westfalya düzeni haline getirip, küçük devletçikler oluşturup, kendisi için söz dinleyen, uslu çocuklar oluşturmak derdindeyken, bölgedeki insanlar ve özellikle Türkiye bu duruma karşı çıkmaya başlamış ve ezberbozan dış ilişkiler kurmaya başlamıştır. Çevre ülkelerde daima şii terör örgütlerini yöneterek, kendi iç düzenini korumaya çalışan İran ise, bana kalırsa bu işten en fazla zarar gören ülke olacaktır. Çünkü, Rusya sünni, şii ayrımı yerine, Türkler Klubü ile İran arasında bir seçenek yapmaya yavaş yavaş gelmektedir. Suriye görüşmelerinin Astana'da yapılması da bu bakımdan anlam kazanmaktadır.

Renia saldırganın iddia edildiği üzere Kırgızistan dan gelmesi de, (Kırgızistan'daki Fetö etkisini dikkate alırsak) , ayrı bir tartışma konusudur ve sanki eskiden beri var olan ama farkında olunmayan Türkler Klubüne bir çatlak vermek için de, işaret olabilir.

Oluşturulmak istenen düzenler, birbirleriyle çakışmaktadır. Özellikle yaramaz çocuk Türkiye ile güneyindeki komuşları arasına bir Kürt Duvarı çekilmek istenmesi ve bu duvarında ileride Türkiye'nin Güneydoğusunun üzerine yıkılacak şekilde dizayn edilmek istenmesi apaçık ortadadır. Türkiye'nin El-Bab'tan sonra Menbiç'e yükleneceği kuşkusuzdur. Afrin ve Kobani'ye yükleneceği kuşkusuzdur. Çünkü bu kantonlar, Türkiye 'ye karşı  terörist devşirme bölgeleridir. Burada yetişen teröristler, Türkiye'den toprak koparma niyetlerini gizlememektedirler. Avrupalıların yaptığı yanlışlık ise, toprak bütünlüğünün kutsaliyeti kavramına yabancı kalmalarıdır. Onlara göre, kendi ülkelerinde olmasında, diğer bölgelerde, kopartılan bir toprak veya değişen sınır, DÜNYA DÜZENİ olarak görülmekte ve çağın gerektirdiği normal birşeymiş gibi görülmektedir.

Neden Türkiye Avrupayı ve ABD'yi bu girişimleri destekliyor diye sorulursa, Rusya'yı suçlayacak değildir herhalde. Çünkü, zayıf ve Avrupa ile ABD nin uydusu küçük bir ülke, Rusya için tehdittir. Gürcistan, Ukrayna örneklerini verebiliriz. Türkiye Montrö Antlaşmasını, Gürcistan ve Ukrayna krizlerinde bile dikkat ve hassasiyet ile uygulamıştır.

1 Mart Tezekeresi, Montrö Antlaşmasının ısrarla ve hassasiyetle uygulanması, Avrupalılar ve ABD için Türkiye'ye kuşkuyla bakma nedenlerinden birisidir. Hal böyle olunca potansiyel tehdit haline gelmiş bir müttefik olmuştur onlar için.

Türkiye'nin parçalanması ve bölgede ses çıkaramayacak şekilde hırpalanması ve başına da Feto gibi bir manyağın halife gibi getirilmesi, (Fetöcüler biliyorsunuz Atatürk'e, Türkiye'ye İngilizleri davet etmiştir, Atatürk İngiliz ajanıdır diye karalamışlardır. Aslında kendilerinin yapmak istedikleri budur. Kendileri ABD, İngiliz ajanıdır.) , onlar için en iyi çözümlerden birisidir. Böylece, istedikleri şekilde İsrail'e hareket serbestisi yaratıp, bölgede tek egemen güç, Jandarma güç (Westfalya Düzeni) İsrail olacaktır. Öte yandan ABD Çin ile gireceği ve Rusya ile gireceği mücadelede, (Baltık Denizi ve Pasifik Okyanusu) Ortadoğu'yu da İsrail kontrol edecek ve bölgeden yeni bir gücün çıkmasına engel olacaktır.

İran bu işin neresindedir ? İran her zaman müslüman dünyasına sünni, şii olarak baktığından ötürü, öncelik olarak, sünni bir Türkiye'nin güçlenmesini, hele hele Türk Klubünün kendinin farkına varmasını asla istemez. Dolayısıyla, Türkiye'de hasıl olabilecek bir bölünme ve iç savaşta, içerideki şii güçlerini harekete geçirerek, koparılacak toprakta, kendi lehine çalışan görmek için elinden gelen gayreti gösterecektir.

Türkiye bu aşamada, Rusya ile iyi geçinmeli, hırpalanmış ve yaralanmış Suriye ile iyi geçinmeli, kendisine düşman olan Irak yönetimiyle de, mesafeli bir duruşla, bazen aba altından sopa göstererek de olsa, ilişkilerine devam etmelidir. Lakin, Rusya ile ilişkiler, toprak bütünlüğümüz açısından son derece önemlidir. Rusya'nın destek vermediği bir düzen kalkışması, Türkiye tarafından rahatça baştan savılabilir. bildiğiniz üzere, bugün Suriye'de hem kara, hem de hava operasyonları yapabiliyorsak, bu ABD'den veya NATO'dan aldığımız güçle değil, Rusya ile oluşturduğumuz sağlam ilişkilerden dolayıdır.

Rusya'da tabi, bize güvenmelidir. Sırtından hançerlenmek istemez. Çünkü yukarısı Baltık Denizi ve Doğusunda gerilim artmaktadır. Güneyini düşünmek zorunda kalmayacağı, güçlü bir müttefik demesek de, bir tarafsız ülke olsun ister. Ama bu tarafsız ülke 1930-40 ların Belçikası gibi palyaço bir devlet olmamalıdır. Belçika'da İsveç'te tarafsızdır ama iki tankla, işgal edebilirsiniz.

Sonuç olarak, eğer taraf tutmak istiyorsanız, onun ya da bunun tarafını değil, Türkiye'nin tarafını tutmalıyız. Olağanüstü günler, olağanüstü şartlar gerektirebilir. Bazen barış için, savaşmak gerekebilir. Bazen basitlik ve merkeziyetçilik, olağan üstü hallerde, işe yarayabilir. Çabuk karar alabilme ve çabuk karar verebilme yetisi, böylesi günlerde, devlette olması gereken önemli bir dinamiktir. Bürokrasi ve demokrasi savaş hallerinde ne kadar az işlerse, sonuç o kadar kısa zamanda alınır. Yoksa, demokrasi ve özgürlük insan hakları diye diye, Suriye'deki savaş, 7. yılına girmiştir. Gerekli müdehale için, karar alınamadığı, zamanlar sorunu ve yangını büyütür diye düşünüyorum.

 

   

   

 
Toplam blog
: 116
: 735
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1994 Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat bölümü mezunuyum. Aynı üniversitede Genel İktisat Polit..