- Kategori
- Dünya
Savaştan kaçan çocuklar ve kadınlar

Günümüz savaşlarında, “ Bana dokunmayan yılan bin yaşasın,” safsatası geçerli değil.
Ormanı tutuşturmak kolay, söndürmek çok zor. Yangın komşunuzda ise ateşi size de düşer. Sınırlarımızdan içeri düşen ateş bunu gösteriyor.
İçinde bulunduğumuz Ortadoğu, zamana bir kez daha tanıklık ederek tarihsel dersler veriyor.
Komşumuz Suriye, 2011 mart ayından bu yana ateşin içinde. Kadınlar, kızlar, çocuklar, yaşlılar, yaralılar bulabildikleri yerlere kaçıyorlar ve sığınmaya çalışıyorlar. Durumları perişan.
Bu yazıda, kamplardaki acılardan küçük kareler bulunuyor.
Suriye krizi 4 milyon 250 bin kişiyi yerinden etti. Şimdiye kadar Suriye içinde devam eden savaşta, 100 binden fazla insan öldü. 2 milyona yakın kişi Ürdün, Türkiye, Lübnan, Irak, Mısır gibi ülkelere sığındı. Her hafta yaklaşık 6 bin Suriyeli ülkesini terk ediyor.
En çok sığınmacı 639.982 Suriyeli ile Lübnan’da. Ürdün’de 505.347, Türkiye’de 428.198, Irak’ta 159.792, Mısır’da 99.167, diğer Kuzey Afrika ülkelerinde 14.000 kişi. (The Guardian, 23 temmuz itibarıyla).
Ürdün, Suriye’den en çok sığınmacı alan ülkelerden biri. Ürdün’ün Zaatari kampı sınırda kurulu.
Dış ülkelerde Suriyeli sığınmacıların toplam sayısı 1.846.486 olarak veriliyor. Birleşmiş Milletler bu kamplarda yetersiz de olsa sağlık hizmetinin yanındaçocuklara eğitim veriyor. The Guardian sayfasında, canlı blog olarak Suriye Sığınma Kamplarından, eğitim, çocuklar, aileler ve problemler anlatılıyor, Suriye ve Suriyeli sığınmacıların durumları ele alınıyor. Çeşitli ülkelerden konu ile ilgili okuyucu soruları ve haberlere yorumlar sıralanıyor.
Suriye savaşı tam bir dram. Bir türlü ders alınamayan tıpkı Irak'ta olduğu gibi.
Savaşın acımasızlığı, vahşiliği insana İlkçağları, Ortaçağları hatırlatıyor . Acıyı yaşayan bilir, gerisi söz, edebiyat ve tarih. Özetleyerek çevirebildiğim bazı ilginç bölümlerden kareler şöyle;
“Kamplarda (Zaatari) kalan çocukların, geride bıraktıkları duygusal zekâlarını tekrar açmaya çalışıyoruz. Çünkü onlar çok korkunç olaylara tanık oldular. Şimdi bile aileleri ile birlikte olmalarına rağmen kendilerini güvende hissetmiyorlar. Kampta ilginç bir olaya tanık oldum, sınırın öbür yakasından- Suriye’den ailesi ile buraya sığınan bir çocuk üç aydır hiç konuşmuyordu, dili tutulmuş gibiydi. Ortamın sıcaklığından, burada edindiği oyun arkadaşlarından etkilenmiş olacak ki, birden bire konuşmaya başladı. Hepimiz bu durumdan çok etkilendik. Baba, anne çok sevindi. Çünkü hiç konuşamayacağını düşünüyorlardı…
Çocuklar katliamlara tanık oldu. Anneler, oğullarının öldürülüşünü gördü. Aileler, evlerinin yakılışını, yağmalanışını izledi.
Birleşmiş Milletler verilerine göre savaş sistematik bir şekilde kadınları hedef alıyor. Kadınlara, kızlara saldırılar, tecavüzler oluyor. Irza geçmek savaşın bir tür silahı sayılıyor. Savaşın dışında, aşırı yüklenmiş kamplarda da istismarların olduğu alınan bilgiler arasında.
Buradakiler son derece muhafazakar. Yaygın şiddetten, saldırılardan büyük bir acı çeken Suriyeli kadın ve kızlar, korkunun kültürel örtüsü altına gizleniyorlar. Aile sağlığı ile ilgili kurumun yöneticisi Dr Manal Tahtamouni, çoğu kadınlar tecavüze uğradığını saklıyor, başka kadınlara tecavüz sahnelerini anlatıyorlar, diyor.
Kadınlar erkeklerini , aileler babalarını kaybetti. Kadın erkeğini bırakarak geldi kampa. Kamptaki erkekler çalışamaz durumda. Çünkü ya yaşlılar, ya da yaralı. Çaresizlikten Ürdün’de çocuk yaşta kızlar evleniyorlar. Ürdün kamplarında kalmak erkeksiz bir kadın için çok zor. Kadınlar suistimal ediliyorlar.
Türkiye’de 23 Temmuz itibarı ile 428 bin 198 sığınmacı var. Reyhanlı’da sığınmacı olarak kalan Suriyeli bir helikopter pilotu anlatıyor; Reyhanlı’da patlamalar sırasında 52 kişinin ölümü ile Reyhanlı halkı arasında tansiyon yükseldi. Patlama ile ilgili Suriye sığınmacıları suçlandı. Halk sığınmacılar ve Türk hükümet aleyhine gösteriler yaptı. Birçok Suriyeli korkudan şehri terketti. Onlardan bir kısmı da Suriye’ye dönmek zorunda kaldı. Biz terketmedik. Sonradan halk, sığınmacıların patlama ile ilgilerinin olmadığını anladı. Öfkeleri geçti. Yine eskisi gibi bize karşı anlayışlı ve iyi davranıyorlar.
30 yıldır Filistin mültecileri ile başı dertte olan Lübnan, Suriye sığınmacılarını başlarda almaya pek gönüllü değildi. Baskılara dayanamayarak Suriye sığınmacılarını kabul etmek zorunda kaldı. Lübnan sağlık sistemi zayıf, aşırı yüklü. Geçtiğimiz iki ay, parası olmayan hastaların sokağa bırakıldığına tanık olduk. Lübnan’ın kendi toplam nüfusu 4.250.000. Çok sayıda sığınmacıyı kaldıracak durumu yok. Yusuf Basil’e göre, Lübnan’da hayat pek parlak değil. Neredeyse Suriye’den farksız. Bir kere hayat pahalı. Şii ve Sunni çatışması var. Karşılıklı kan , intikam ve öç almalar, adam kaçırmalar, bunlar medyada yer almıyor. Emniyet ve güven yok. Şii bir Suriyeli Sunni mahallesine, Sunni de Şii mahallesine ayak basamaz. İnsan, adımlarını atarken dikkat etmek zorunda.
Ürdün Zaatari Kampından;
8 yaşındaki kız kardeşim Rahaf hastalandı, Morrocan hastenesinde ilaç verdiler. Sonra Saudi hastanesine götürdüğümde yapılacak işlemin hastanelerinde olmadığını , Amman’da Ürdün Üniversite hastanesine götürmemi söylediler. Başkentte bir hafta bekledik. Sonunda kız kardeşimin kalbinden ameliyat edilmesi gerektiğini bunun da 7000 ile 10000 Ürdün dolarına mal olacağını anlattılar. Ve ödeme gücümüz olmadığından Kampa geri dönmek zorunda kaldık. Cebimde bir fenik bile yok. Kaldık buralarda.” diyor, Dera’dan sığınan Hamza Um
The Guardian’da konu ile ilgili blog karşılıklı soru ve cevaplarla uzayıp gidiyor.
Bunlar savaşın pek tahmin edilemeyen öteki yüzü. Savaş, her zaman ve her yerde aynı.
Savaş sadece topla tüfekle açıklanan bir olgu değil. Girmeye görsün, yıkımı insan ayırt etmiyor. Ha bu taraf, ha öteki yan…
Türkiye’nin alacağı dersler var. Hüseyin Seyfi.