- Kategori
- Deneme
Sebepsiz hüzünler

Kendimizle yüzleştiğimiz saatlerdir geceler, içinde sebepsiz hüzünler biriktirdiğimiz…
Yaşam hızla geçip giderken, ıskaladıklarımızın ya da erteleyip unuttuklarımızın pişmanlığıyla, gururu bir yana bırakıp yüreğimizin sesine sığınırız. Vakit çok geç de olsa takvim tutmazlığı bile anlamını yitirir bazen. Ve yalan olduğunu bildiğimiz masallara inanmak isteriz umutsuzca. Paylaşmak istediğimiz yalnızlığın aslında paylaşılmaz olduğunu öğreniriz…
Maskelerimizden kurtulmak istediğimiz saatlerdir geceler, gerçek yüzümüzle baş başa kaldığımız…
Yüzümüz gibi ruhumuz da çıplak ve savunmasızdır geceleri. Acılarımızla aramıza bir mesafe koyamadığımızdandır mutsuzluğumuz, biliriz. Yağmurda ıslanmış, üşümüş bir kedi yavrusu gibi ürkek bekleriz, açılmayacağını bildiğimiz bir kapının önünde. Bir el başımızı okşasa hazırızdır peşinden gitmeye, öylece, sorgusuz sualsiz…
Düşlerle gerçeklerin karıştığı saatlerdir geceler, içinde masumiyetimizi aradığımız…
Önüne geçemediğimiz bir hiçlik duygusuyla ve yanıtlarını bilmediğimiz sorularla düşeriz kendi içimizdeki kuyulara. Yukarı tırmanmak istedikçe ellerimiz kayar, yüreğimiz kanar, sesimizi duyuramayız. Bizi çekip çıkaracak bir eli bazen bir yaşam boyu bekleriz…
Herkesin kendi hikayesini yazdığı saatlerdir geceler; ne kaderdir yazdıran, ne aşk, ne de kaybedişler. Yaşarken kendi kendine yazılan. Sona doğru yaklaşırken, başa dönüp okuduğumuzda yaptığımız hataları düzeltme şansımızın olmadığı. Nokta koyup bitirmek yerine virgül koyup devam etmek en büyük hatamız oluyor. Yolun bittiğini fark etmeden yürümek gibi tıpkı. Birden uçurumun dibinde yaralar içinde buluyoruz kendimizi. Keşke ölebilsek… Ama mümkün değil!
Biz de yaralarımızla yaşamayı öğreniyoruz…
Kendi hikayemizin dışına çıkmamıza izin vermiyor hayat.