- Kategori
- Güncel
Seçilmişleri atanmışlara kul etmemek…

Şöyle geçmişe doğru bir yelken açarsak, ülkemiz tarihinde demokrasilere vurulmuş kılıç darbelerini görmek sanırım o kadar zor olmayacak…60, 70, 80, ve 28 Şubat süreci olmak üzere çeşitli dönemlerde demokrasisi kesintiye uğramış olan deneyimli bir ülke olarak sanırım bu sözün ne anlatmak istediğini geniş manada çözümleme şansına sahip olabiliriz.
Bu süreçlerde atanmışların hakikaten seçilmişlere kulluk yaptırma hesaplarını gördükçe Sayın Başbakanın sözünün adeta cuk diye oturduğunu söylemek pekte haksızlık olmazsa gerek. 27 Nisan e-muhtıranın yanında Ergenekon, Balyoz gibi davalara konu olan olguların geçmişin kırıntıları olduğunu ve hala vesayet rejiminin birilerinin tekelinde olduğuna inanmak isteyen kesimlerin, her ne pahasına olursa olsun asıl olan bizleriz söylemleri içerisinde bu ülkeye neler kaybettirilmeye çalıştıklarını görmek zor değil.
Bide bunlar yetmezmiş gibi 30 yıldır baş etmeye çalıştığımız ve her sonuca ulaşmaya yaklaşmışken tekrar başa döndüğümüz (döndürüldüğümüz ) terör sorunu içerisinde bu coğrafya üzerinde oynanan oyunu sanırım herkes görmekte ve hatta ötesi sorgulayıp sonuca ulaşması için taşın altına elini ciddi manada koymaya çalışmasına şahit oluyoruz.
Peki, üç dönemdir seçilmiş olan hükümetin yaptıklarını sorgulama hakkımız yok mu? Elbette ki olacaktır olmalıdır da, çünkü seni ben seçmişsem bana ne kazandırıp ne kaybettirdiklerinin hesabını yaparak bir sonraki döneme ya tamam ya da devam vizesi vermek benim en asli vatandaşlık görevlerim arasındadır. Hiç alternatifi var mı yok mu? Bakmam nasıl ki ben getirdiysem götürmesini de bilirim. Nitekim örnekleri de geçmiş hükümetlerde mevcut. Sanırım burada da “seçenleri seçilmişlere kul etmeme anlayışı” da cuk diye oturuyordur.
Şimdi ister istemez son günlerde tanık olduğumuz bazı olaylar aklımızda soru işaretleri oluşturmadı değil. Sen hak, hukuk, adalet diyorsan bunun yükümlülüklerini de yerine getireceksin, adaletin terazisi tek taraflı çalışmaz, eğer çalışıyorsa ortada bir sorun var demektir ve sen hala bu sorunu çözememişsindir. Hukuk sen ben ayrımı yapmamalı en azından bugüne kadar yapıyordu ise de bugünden sonra yapmamalı önce önümüzde aydınlanması gereken bir Uludere acısı var sanırım birileri bedel ödeyecek ama bunların kim oldukları henüz karara bağlanmamış gibi gözüküyor merakla bekliyoruz.
Bir de bir “mit yeniği” var ki işte asıl bu zihnimizi kemirmeye neden oluyor. Elbette ki istihbarat güçlerinin en önemli görevleri arasında ülke bütünlüğüne tehdit unsuru olarak belirlenmiş her türlü cenah hakkında legal veya illegal olsun, kendi belirlemiş olduğu yöntemler doğrultusunda çalışmalarını sürdürmek en asli görevleri arasındadır. Kimsenin buraya kadar bir itirazı olmadığı kanaatindeyim. Eğer benim geleceğim için ecdatlarımın kanıyla çizilmiş sınırların bütünlüğünü korumak için yapması gerekenler var ise ve yapmışsa bu ülkemin bütünlüğü adına alkışlanacak bir durumdur buraya kadar sorun yok. Lakin ortada bir panik var ki bunu anlamak gerçekten zor. Evet, bu ülke üzerinde kimi istihbarat güçlerinin hala etkin varlığı olduğu ve her fırsatta hasta adam yakıştırmasını fırsat bilerek bizi tekrar yatağa bağlı bırakma anlayışı içerisinde olanlar, iyileşmeye yüz tutuğumuz bu günlerde panik içerisinde olmaları gayet normal karşılanmalı. Ortalıkta ses kasetleri, belgelerden geçilmeyen bir dönemden geçiyoruz, bu süreçte tabii ki de lehte veya aleyhte kimi bilgilerin sızması olağan, lakin bunun önünü almakta senin en güvendiğin kurumun çalışanlarının hesaplaması gereken en önemli nokta. Anlaşılan o ki bu noktada hala bir zafiyet bulunmakta içerden veya dışarıdan her kimse bunun ifşa edilmesi zor olmazsa gerek. Şimdi eldeki belgelerin ne olduğu hakkında fikir yürütmekten ziyade savcıların söylemlerine dikkat edersek önemli bulgular olduğu aşikâr, basit bir örnekle bunu geçiştireceğim nasıl ki sen geçmişin “yeşillerini” sorgulama hesaplarını yapıyor isen, bunun arkasından yeni “yeşiller, maviler, kırmızılar.” türemesine de müsaade etmeyeceksin. Bununla beraber ülkenin refahı adına verilmiş sözlerin arkasına da bu ülkenin 780.000 metrekaresi üzerine de ameliyat ettirmeyeceksin. Ben bir Türk olarak Kürt ve Arap’la bu toprakta yaşamayı kabul ediyorsam bugünde Kürt kardeşimde, Arap kardeşimde benimle birlikte bu topraklarda eşit haklarda yaşamayı kabul edecek.
Sonuç olarak ülkemiz üzerindeki bu sis perdesinin en kısa sürede tatminkâr bir açıklama ile kalkmasını diler, huzurlu günler dilerim.
Hamdi YÜCESOY