​ Seçime giderken / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '14

 
Kategori
Güncel
 

Seçime giderken

Her sabah  erken kalkarım, ama seçim sabahları daha erken kalkarım. Her gün bir gazeteyi takip ederim; ama o gün, günlerden seçim ise-genel, yerel farketmez- üç beş gazeteyi takip ederim. Özellikle köşe yazarları ne yazmış merak ederim. Şimdi zamanını ve ne seçimi olduğunu hatırlamıyorum, okuduğum gazeteyi ve köşeyi de hatırlamıyorum; ama verilen mesajı çok iyi hatırlıyorum. “Mühürü vuracağınız yeri iyi bilin!”

Yazar, beni affetsin ismini hatırlayamadım diye. Ama mealen şöyle bir olay nakletmişti: “Bir fabrikada, en son teknoloji ürünü makinelerden biri arıza yapar ve üretim durur. Fabrikanın teknik müdürü başta olmak üzere herkeste bir telaş, arızayı giderecekler. Ama ne mümkün! Olmuyor, ne yapsalar olmuyor. Sonunda ustabaşı bir öneri  getirir. Der ki, benim ustam, hala sağ  ve kendisi halen ustalık yapıyor. Bir de o,  baksın şu makinaya. Onca mühendis, onca teknikerin yapamadığını teknolojiden bihaber bir sanayi esnafı mı yapacak? Diye düşünürler, gelen öneriye  burun  kıvırırlar; fakat o kadar çaresizdirler ki, denize düşen yılana sarılır misali istemeye istemeye ustabaşının önerisini kabul ederler. Sonuçta usta gelir, makinayı inceler, birkaç dakika düşündükten sonra bana bir çekiç getirin diye emir verir. Getirilen çekici eline alan usta makinaya sadece bir çekiç darbesi indirir ve en son teknoloji ürünü makina çalışır. Herkes çok memnundur. Makina çalışmış ve üretime devam edilmiştir. Fabrika yetkilileri, ustanın para almayacağından emindirler; çünkü herhangi bir şey yapmamıştır. Altı üstü bir çekiç sallamıştır; ama onlar yine de nezaketen sormuşlar:

 “Borcumuz ne kadar?” Usta, onlara borçlarını  açıklamış:

“Borcunuz, bin yüz lira.” Herkes, şakınlıktan dilini yutmuş. Adamlar haklı, sadece bir çekiç darbesine bin yüz lira istenir mi? Parasız yapılacak işe bunca para neden istenir? Usta çıldırmış olmalıydı. İlk şoku atlatan Teknik Müdür olmuş, demiş ki ustaya;

“Yüz lira isteseydin, anlardım ve hiç sesimi çıkarmadan ödeme yapardım. Sonuçta ustasın, dükkanını bırakıp buraya geldin. Onun karşılığı olarak bu parayı isteyebilirsin” demiş ve devam etmiş. “Ama bu bin lira nereden çıktı onu anlayamadım.”

Ustanın, müdüre cevabı şu olmuş:

“Doğru söyledin. Yüz lira, benim işimi gücümü bırakıp buraya gelmemin karşılığı. Bin lira ise salladığım çekicin karşılığı.”

Müdür, öfklenmiş ve ağzından tükürükler saçarak,

“Allahın belası adam altı üstü bir çekiç salladın, ardından bizi soymaya kalktın. Senin yaptığın işi  herkes yapardı.”

Ustanın cevabı gecikmemiş:

“Doğru herkes çekiç sallayabilir. Önemli olan çekici nereye salladığındır ve bir seferde vuracağın yeri rast getirmektir.”

Türkiye, kazananın ve kaybedenin tam olarak anlaşılamayacağı yeni bir seçime gidiyor. İlk kez, bir yerel seçim, genel seçim havasında, hatta refarandum havasında, daha da ötesi olmak ya da olmamak ikliminde yapılıyor.

Bunca yıldır siyasetin aktörleri, çok kötü bir oyun çıkardılar. Senaryo kötüydü, reji ondan beterdi, kurgu desen tam anlamıyla rezaletti, kamera çok kötü bir çekim yapmıştı, yapımcı  bu kadar kötünün bir arada olduğu filme olmadık bir bütçe ayırmıştı. Bunların hepsi doğruydu; ama doğru olan bir şey daha vardı: Siyaset oyunun izleyicileri de yıllardır izledikleri bu uvertür filmi, her dalda Oscar ödüllerini toplamış bir film gibi izlediler. Film halen gösterimde, devam ediyor, izleyiciler bir kere bilet alıp izlemeye koyulmuşlar, bitmesini beklemekten başka çareleri yok. Ama yapabilecekleri bir şey var. Film  arası var ya, hani şu on dakikalık ara, işte on dakika arada izleyiciler neyi izlediklerini düşünebilirler.

İşte bugün, neyi izlediğimizi düşüneceğimiz gündür.

Ve ne demişti Attila İlhan  hatırlayalım: “Yarın, artık bugündür.”   

 
Toplam blog
: 22
: 501
Kayıt tarihi
: 26.01.08
 
 

Ben,"bir şey biliyorum, hiçbir şey bilmediğimi."Ben, bilimin en büyük yol gösterici olduğuna inan..