- Kategori
- Güncel
Yüz karası değil, kömür karası"

Hep yerin altındaydık; ne farkeder?
"Yüz Karası Değil,Kömür karası;Böyle Kazanılır Ekmek Parası”
Orhan Veli, böyle anlatmıştı; madenciyi. Ne kadar doğru söylemiş. Gerçekten, ama gerçekten, madencinin yüzündeki yüz karası değil; ama bu devletin yüzü, baştan aşağı, baştan kara..
Türkiye, tarihinin en büyük maden kazasını dün yaşadı. Hala ilkel şartlardaki kömür ocaklarına her gün binlerce insan ölüme indiriliyor.İşin acısı onlar da biliyor ölüme indiklerini, ekmek parası için bu ölüme mecbur olduklarını.Yerin bilmem kaç metre derinliğinde, bilmem kaçıncı galeride ölüm gelip bulmazsa onları yine fazladan bir gün yaşamış olacaklar, ya yakalarsa onları ölüm??? İş kazası denilip geçilecek... Acımız büyük denilecek... Olayın üzerinden birkaç gün geçince her şey unutulacak... Birkaç güne kalmayacak, Soma da unutulacak... Belki o maden ocağı da kapatılacak, hemen ardından kaçak çalışan ocaklarda madenciler yeniden ölüme indirilecek... Görün, bakın o ocak kaçak çalışmaya devam edecek... Ölen öldüğüyle, dul kalan dul kaldığıyla kalacak, babasız çocuklar büyüyecek Soma sokaklarında, daha öncekiler gibi. Zonguldak'takiler, Amasya Yeni Çeltek'tekiler, Yozgat Sorgun'dakiler ve daha başka yerdekiler gibi. Babaları, kocaları, evlatları göçük altında kalanlar bu dünyada göçük altında yaşamaya devam edecekler.
Kaza deyip geçemeyiz. Kader deyip kabullenemeyiz.
Kaza olur, olabilir. Önemli olan öngörülü olmaktır. Trafo patlayabilir, yangın çıkabilir. Ama otomatik olarak devreye girecek yangın söndürme sistemleri de pek ala kurulabilir. Yangın esnasında duman çıkmaması kaçınılmazdır. Ama dumanı çekecek, aspiratör sistemleri ve bacaları anında çalışacak şekilde kurulabilir. Denilebilir ki, trafo patladı, elektirikler kesildi; bütün bunlar için elektrik lazım. Elektirk enerjisi sağlayacak yedek sistemleri birkaç dakika içinde kendiliğinden devreye sokacak sistemler kurulamaz mıydı? Elbette kurulurdu. Madenci değilim, iş güvenliği uzmanı da değilim; o yüzden belki diye yazıyorum. Belki de bütün bu sistemlerin kurulması yasal olarak zorunludur. Ama her zaman olduğu gibi projeler, sistem diye sunulmuştur, gelen denetim elemanları da proje üzerinden denetleme yapmıştır. Ya da eksiklerin giderilmesi için rapor tutulmuş, işletmeye ek süre tanınmış, eksiklerine rağmen çalışmasına göz yumulmuştur.
Soma’dakiler de, daha öncekiler gibi göz göre göre öldüler. Kara Elmas’tan gelecek bol sıfırlı paranın hayaliydi, insan hayatını değersiz kılan. İşte o zihniyet, ölü madenci isimlerini sadece bir mezar taşından ibaret saymaktadır. O zihniyet, bol sıfırlı kazancı, son yıllarda enerji yatırımlarında gördü. Devletten özelleştirme istediler; yok pahasına aldılar. Sendikasız içşi çalıştırmanın yollarını aradılar; taşeron sistemiyle bu yolu buldular. Hukuki sorumluluklarımız olmasın dediler; taşeron sistemi içiresine bunu da yerleştirdiler. Örneğin Soma’daki işletmenin iş güvenliğini, işletmenin kendisi değil de, taşeron firma sağlıyordur. Sorumluluk şu an itibarıyla birinci derecede iş güvenliğini sağlayan o taşeron firmadadır. Taşeron firmaların çoğu başka taşeronun taşeronu oluyorlar. Söz konusu sorumluluk olduğu zaman topu birbirlerine atıyorlar, topu atacak kimse kalmayınca son çare olarak topu taça atıyorlar.
Devlet eliyle türedi zenginler yaratmaya devam edildikçe, iktidarlar kendi zenginlerini yaratmak için birbirleriyle yarışmaya devam ettikçe, o zenginlerin sırtı sıvazlandıkça, velhasıl onlar zenginleşme yolunda emin adımlarla ilerledikçe bu düzen böyle devam edecek, “yedi nüfuslu haneye üçbuçuk tayin yetecek.”
“Pirelerin filleri yuttuğu”bu düzen işlemeye devam edecek... Bizler de özlemlerimizle yaşamaya devam edeceğiz. Garip, ama gerçek. Çoğunlukla özlemlerimizin ne olduğunu da unutacağız. Sonra hatırlayacağız özlemlerimizi ve kimi zaman mırıldanarak, kimi zaman haykırarak; kah sitem ederek, kah isyan ederek; bazen karamsarlıkla, bazen de coşkuyla “memleket isterim” diyeceğiz.
Cahit Sıtkı’dan öğrendiğim memleketi istiyorum; tek şikayetin ölümden olacağı memleketi... Ama Soma’daki gibi değil, Zonguldak’taki, Kozlu’daki, Amasya’daki, Yozgat’taki gibi değil; yani şimdi ve öncekilerinde olduğu gibi değil. Hani derler ya “hayırlı ölümlerin” olduğu bir memleket istiyorum. İşte o zaman, tek şikayet ölümden olsun.
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.