- Kategori
- Öykü
Seherin sesi-6

Uzun ve yorucu bir günün ardından sağ salim evlerine gelmişlerdi. Seherin için çok büyük bir huzur vardı. Kendisini çok mutlu hissediyordu. Ve bir türlü bu mutluluğunu tarif edemiyordu. Komşular evlerine dağılıp, atlar ve arabalar sahiplerine teslim edildikten sonra İbrahim SAYAR’da aynı sevinç ve mutlulukla evine geldi. O da mutluluğunu tarif edemiyor ve içi içine sığmıyordu. Seher, kocası İbrahim SAYAR’daki bu mutluluğu fark ediyor ve için, için seviniyordu. İbrahim hemen içeriden bir şilte çıkartıp, çardaklarının önüne serdi. Seher’im sen gel buraya otur. Ben bir çay koyayım diyerek içeri girdi ve ocağa bir çay suyu koyup, eşinin yanına geldi.
Çay demlenmiş, Seher ve İbrahim karşılıklı konuşarak içiyorlar ve her lafın arkası çocuğa çıkıyordu. Artık iyice kafalarına çocuk yapmayı koymuşlardı. Bu sırada Tuzcunun Salih ve Serçe Mehmet de geldiler. Seher bir koşu onlara da çay koydu. Çaylar içilirken, Tuzcunun Salih sebze konusunu açtı. İbrahim, köye ne zaman gidelim. Bunu konuşup kararlaştıralım da, o gün sabahın erkenin de gider, erkenden tohumu atar geri döneriz. Havalar daha sıcak gidiyor dedi. Seher Tuzcunun Salih’e bön, bön bakarak, ne sebzesi, ne tohumu Salih Ağabey dedi. İbrahim SAYAR, araya girip, Seherim sen bundan sonra çalışmayacaksın, her türlü çalışmayı ben yapacağım. Sen bana tarif edersin. Ben de senin tarifine göre yaparım. Ayrıca Limonlarında satma zamanı geliyor. Gittiğimizde Limonları da toplayıp satıverelim. Malumunuz, bu günlerde masraftayız, diye işi gevezeliğe vurmaya çalıştı.
Seher’i adlı mı bir gülme, İbrahim SAYAR, Seher niye gülüyorsun? Ben bu söylediklerimi yapamaz mıyım? Niye gülüyorsun. Seher biraz kendini toparlayıp, elbette İbrahim yaparsın. Bunca yıl çalışmayıp ta şimdi çalışacağım dersen buna elbette gülünür. İnşallah her şey gönlünce olur. Dedi. Sohbet uzadıkça uzuyor, Seher’in arada bir içi geçiveriyor ve uyukluyordu. Bu kadar geç yatmaya alışık değildi. Birde çok uzun bir gün geçirmişti ve yorulmuştu da. Salih Ağabey benim kusuruma bakmayın, ben içeri girip yatıyorum dedi. Tuzcunun Salih ve Serçe Mehmet’e iyi geceler dileyip, çardağın içine girip yattı. Misafirlerde biraz daha oturup, oradan buradan konuşarak, sonunda evlerine gittiler.
İbrahim SAYAR çardağın içine girip, yatağa girdiğinde gece yarısını çoktan geçmişti. Seher’i rahatsız etmemeye özen göstererek, her zamanki yerine geçip yatarken, Seher’in uyumadığını gördü. Ve sen niye uyumadın, hani uykun gelmişti, diye söylendi. Seher kıkır kıkır gülüp, gel sana bir şey anlatayım. Hani bizim köydeki Leyla var ya, onun kızı Ebe Emel’in söylediğine göre, bu günler bizim çocuk yapmamız için uygun. Ebe Emel’in dediğine göre; aybaşının başlangıcından 14 gün sonra kadının yumurtası olgunlaşır, birleşme olursa çocuk olması için en uygun zamanmış. Bizde çocuk yapmayı deneyelim mi? Demesi ile birlikte, İbrahim SAYAR sevinçten uçarak, Seher’in üzerine saldırdı. Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz diyerek sevincini belli etti. Büyük bir zevkle çocuk yapma (!) çalışmalarına başlamış oldular.
Ertesi sabah herkes, yatağından dinlenmiş olarak kalkıp, eski rutin hallerine döndüler. Seher’in evine Serçe Mehmet’in eşi Asiye ve Yetim Ziya’nın eşi Ayşe gelerek, haldi şu ilerideki cemil yaylasına gidip, biraz çay toplayalım, geçen gün komşular gitmişler. Çaylar tam olmadığı için toplamamışlar. Dedi. Bunun üzerine diğer birkaç komşuya daha haber salınıp, Yayla çayı toplamak için yola çıktılar. Seher’de tarif edilemez bir mutluluk vardı. Bunu arkadaşlarına da anlattı ve çocuk yapma çalışmalarına başladıklarını, en kısa zamanda sonuç almaya çalışacaklarını söyledi. Tüm komşular bu karara çok sevindiler ve Yayla Çayı toplamaya büyük bir keyif ile gittiler. Cemil yaylasına varıp, çay toplamaya başlayınca Seher başladı o güzel sesi ile türkü söylemeye
Kasım Karşı’dan alınan bir Divriği türküsü ile başladı.
Çocuktur bu ayrıcalık istemez
Çocuktur bu ne yağmur ne de yaş demez
Çocuktur bu neyin iyi kötü olduğunu bilmez
Doğruyu yanlışı anadan öğrenir çocuklar
Dayak ile çocuk ıslah olur mu
Kötü sözle doğru yola gelir mi
Çocuktur bu dur demeyi bilir mi
Her an sevgi ilgi ister çocuklar
Nice körpe kuzu kalmış anasız
Nice masum çocuklar da vardır yuvasız
Kimisi yetim kalmış kimisi de öksüz
Geleceğimizin umudu olan çocuklar
Acep nasıl büyürler bu garip çocuklar
Bilinçsiz bilgisiz nerde kalırlar
Aç-susuz yuvasız nasıl yaşarlar
Çalan çarpan sokaklarda yatan çocuklar
Anası olanla anasız çocuk hiç bir olur mu
Körpe kuzu anasından ayrı kalır mı
Kasım der ki çile çeken çocuğun yüzü gülür mü
Ter telef perişan olan çocuklar
Türküye tüm çay toplayanlar eşlik etmiş, türkü bitiminde de herkes Seher’i ayakta alkışlamıştı. Seher sevinçten uçuyordu. Komşularından, çocuk hususunda biraz çekiniyordu. Bu yaştan sonra ne çocuğu derler diye. Ancak hepsi büyük destek verince, o korkusu da kalmadı. Herkes birer çuval çay toplamıştı. Yakındaki kocaman Katran ağacının dibindeki çeşmenin başında toplanıp, buz gibi suyla ellerini yüzlerini yıkadılar. Aralarında sohbet etmeye başladılar. Hep birlikte Seher’den bir türkü daha istediler. Seher’de komşularını kırmayıp, yine Kasım KARŞI’dan alınan bir Divriği türküsünü başladı söylemeye
Dar günümde dost düşmanım
Teker, teker kaçtı benden
Genç yaşımda tüm saçlarım
Ağarıp ta uçtu benden
O büyüklük taslayanlar
Kalbinde kin besleyenler
Benden bir iş isteyenler
Yol gösterip kaçtı benden
Elimden bir tutan yoktur
Gaybetimi eden çoktur
Kimi avukat kimi doktor
Öğüt verip kaçtı benden
Ne bir selam veriyorlar
Ne halimi soruyorlar
Ne de gelip gidiyorlar
Bilmem ki ne isterler benden
Hep böyle mi kalacağım
Dert yükü mü olacağım
Kederimden öleceğim
Kasım der ne beklerler benden
Seher ve komşuları türkünün bitimi ile yola çıkmak için kalktılar. Hersek birer kere daha buz gibi sudan elini yüzünü yıkayıp, susayanlar suyunu içti. Çuvallar sırtlandı. Çuvalın içindeki Yayla çayı hafifti. Onun için kimsenin yükü ağır olmadığından, sohbet ederek yürüyorlardı. Seher bir kere coşmuştu. Biraz gittikten sonra bu seferde Ali KIZILTUĞ’dan alınma yine Divriği türküsü olan dam Üstüne Çul Sererler isimli türküyü okumaya başladı.
Dam üstünde çul serer
(Loylu da yar leyli de yar loy loy loy)
Bilmem bu kimi sever
(Halelim nenni de gınalım nenni de)
(Belalım nenni de nenni)
Bunun bir sevdiği var
(Loylu da yar leyli de yar loy loy loy)
Günde on çeşit giyer
(Halelim nenni de gınalım nenni de)
(Belalım nenni de nenni)
Onu (Şunu) bana verseler
(Loylu da yar leyli de yar loy loy loy)
Cihana bildirseler
(Halelim nenni de gınalım nenni de)
(Belalım nenni de nenni)
Gitsem yarin yanına
(Loylu da yar leyli de yar loy loy loy)
Sabahtan öldürseler
(Halelim nenni de gınalım nenni de)
(Belalım nenni de nenni)
Ağ taşı kaldırsalar
(Loylu da yar leyli de yar loy loy loy)
Yılanı öldürseler
(Halelim nenni de gınalım nenni de)
(Belalım nenni de nenni)
Küçükten yar seveni
(Loylu da yar leyli de yar loy loy loy)
Cennete gönderseler
(Halelim nenni de gınalım nenni de)
(Belalım nenni de nenni)
Seher söylüyor, komşularının bir kısmı sırtlarında Yayla çay çuvalı olduğu halde yürüdükleri patika yolda oynuyorlardı. İki saatlik yolu ne zaman geldiklerini bilemediler. Seher hemen eve gelir gelmez, getirdiği Yayla Çayını çardağın içinde bir köşeye, bir bezin üzerine serdi. Çay’ın gölgede kuruması gerekti. Yoksa kavrulur ve içim tadı olmazdı. İbrahim SAYAR ve arkadaşları yine çardağın önündeki şiltenin üzerinde sohbet ediyorlardı. Seher hemen bir çay suyu koydu. Bir taraftan yemek hazırlarken, bir taraftan da çayı demleyip, kocasının misafirlerine servis yaptı. Seher7in bu halini tüm komşular bildiği için. Kendisine çay için teşekkür ettiler. Seher de konuşmalara katıldı. Önümüzdeki hafta Cuma günü köye inelim. Tohumu atıp, aynı gün yine döneriz. Mıstılı’nın Fatma’ya da tembih ederiz. O sular. Seranın çevresi ve üzeri kapalı olduğu için içeriye tavuk vs. girmez diye söyledi. Tuzcunun Salih.
Akşam yine olmuştu. Bu seferde İbrahim SAYAR, Seher’e çocuk yapmaya kaldığımız yerden devam edelim mi diye sordu. Seher’in de kabul etmesi ile kaldıkları yerden Çocuk yapmaya(!) devam ettiler.
Yayla yerinde bir laf vardır. Ağustosun 15 inden sonra geceleri yayla sahil fark etmez
Derler. O nedenle, yayla geceleri iyice soğumaya başlamıştı. Nerdeyse Eylül ayı giriyordu. O nedenle herkes yorgan ile yatmaya başlamıştı. Hatta bir kısım yayla komşuları, çok sebze yaptıkları için sahildeki evlerine dönmeye başlamışlardı. Ama İbrahim SAYAR ve arkadaşlarının Eylül ayının ortasına kadar köye dönmeye pek niyetleri yoktu. Yine bir gün İbrahim SAYAR ve arkadaşları çardağın önünde oturup sohbet ederken, Omurtlak Hasan, ya şu ilerideki köy var ya, o çınar ağaçlarının altında hani havuzlar vardı. Yukarı doğru çıktın mı, tepedeki düzlükte Yağlı güreşler yapılırdı eskiden. İşte o havuzlara Alabalık getirmişler. Orada pişirip önüne getiriyorlar. Haydi, oraya Alabalık yemeye gidelim. Karıları da alalım. Sevinsin garipler dedi. Seher içeriden büyük bir hışımla çıkıp, niye garip oluyoruz Hasan, Omurtlak Hasan diye seslenince Hasan özür dileyip, ya öylesine söyledim. Elbette garip değil, bizim canımız ciğerimizsiniz deyip, Seher’in gönlünü aldı. Öğle olmak üzereydi. Hemen komşuları Yetim ZİYA’nın eşi Ayşe, Ali İhsan’ın eşi Güssü, Serçe Mehmet’in eşi Asiye, Omurtlak Hasan’ın eşi Güllü ve tuzcunun Salih’in eşi Zehra’ya haber salınıp, hazırlanmaları istenildi.
Herkes hazırlanınca hep birlikte yola çıkıldı. Yolları 7-8km. Kadar ve patikaydı. Yine muhabbet, yine şenlik yolculuk çok güzel geçiyordu. Tabi böyle bir yolculukta Seher’e türkü söyletmeden olurmu. Israrlar başlayınca da Seher başladı. Yine Kasım KARŞI’dan alınan bir Divriği Türküsünü söylemeye;
İntizar eylerim yâre
Sanmasın ki gülmüşüm ben
Yaralarım pare, pare
Sanmasın ki ölmüşüm ben
Kim ne derse desin bana
Değilim deli divana
Bilsin ki yar şu cihana
Sanmasın ki küsmüşüm ben
Sevdiğimi alamadım
Ben murada eremedim
Umduğumu bulamadım
Sanmasın ki yılmışım ben
Ne olmuş ki dostum bana
Karşı’yım ben acımana
İhtiyacım yok duana
Sanmayın ki ölmüşüm ben
Büyük bir eğlence ve neşe içinde köye varıldı. Çınarların altındaki değirmenden gelen ve havuzları dolduran suyun kenarına konulmuş masalara oturdular. Balıklar söylendi. Salatalar geldi. Serçe Mehmet ve Yetim Ziya garsona işaret edip, masaya birde büyük rakı getirttiler. İbrahim SAYAR, hemen rakıları bardaklara koyup, sakilik yaptı. Yemekler yenildi. Rakılar içildi. Hesaplar ödenip, kahveler içilirken, böyle aktiviteyi her hafta yapmaya karar verdiler. Herkes çok güzel vakit geçirmiş, hatta bayanlar üşümüştü bile. Geldikleri yer, yeryüzündeki cennetlerden biri olsa gerekti.
Hep birlikte, tekrar yola çıkılıp, yolda türkü söyleyerek, oynayarak vakit geçirip, akşam saatlerinde yaylalarına geldiler. Hiç kimsenin uykusu yoktu. Köşkün batı tarafındaki tepeye bir ateş yaktılar. Yetim Ziya elinde sazı ile geldi. Her zaman çalmazdı. Ama bu gün bir başka güzel geliyordu her nedense? Gündüzün devamı olan eğlence geceye de sıçramış, herkes halinden çok memnun, eğleniyordu. İşte yaylanın tadı şimdi gelmeye başlamıştı.