Şehir damları mapushanem olmuş / Doğa Sporları / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '08

 
Kategori
Doğa Sporları
 

Şehir damları mapushanem olmuş

Şehir damları mapushanem olmuş
 

Körtekli sıtta Zirve Öncesi


Hafta ortasında Aladağlar’a gitme telaşı ile hazırlıklara başladığımda, en çok yeşil gözlerine duyduğum özlemle beraber anılabilirdi dağlarıma duyduğum özlem. Sana duyduğumdan daha fazla gibi gelmişti dağlarıma duyduğum özlem. Her hafta dostlarla geçtiğimiz yeşilin koynundan akıp giden parkurların yanında, dağlarımda kayların sert ve gri mizacına senin yeşilini, yüreğim kadar büyük ama dağlarımın büyüklüğü yanında çok “küçük şeylerin büyük umutlarını” beraberimde omuzlanmaya niyetlendim.

Aşağıda ki satırlar döküldü senin küçük dileklerinle beraber hazırlıklarımın heyecanına kekik kokusu serperken;

"Küçük şeyler dilemişti" son gidişinde benden ...
"Elmalı kekler, sıcak bol tarçınlı salepler, yağmur kokusu, pazar kahvaltıları..."

Küçük mutlulukların büyük umutlarını taşıyorum buradan uzaklara,
Dağlarıma gidiyorum...
Yükseklerinden tüten dumanlar gibi,
Kayalarına yapışan buzlar gibi,
Dudaklarımdan süzülen buharlar gibi,
Gündüzüne çöken sis, gecesine yağan ayışığı gibi,
Zirveler gibi,
Senin gibi,
Dağlarıma gidiyorum...
Umutlarımın yeşilini,
Gönlümün yeşilini,
Zerdali güzeli gözlerinin yeşilini,
Yükleyip omuzlarıma dağlarıma gidiyorum...

"Küçük şeyler dilemişti" son gidişinde benden ...
"Elmalı kekler, sıcak bol tarçınlı salepler, yağmur kokusu, pazar kahvaltıları..."

Küçük şeylerin büyük umutlarını sunuyorum sana,
Yeşil gözlerinin göremediğim bakışlarının,
Nefesine dokunarak hissedemediğim dudaklarının,
Çarpıntısını dinleyemediğim yüreğinin,
Tutamadığım ellerinin,

Sıcaklığında buzlu ve karlı dağlarıma gidiyorum...

Dağlarıma doğru yol almaya başladığımda işten çıkmış, saatin sekiz olmasını, otobüs firmasının Kadıköy rıhtım ofisinde bekliyordum. Savrulmuş hayatların İstanbul’da kesiştiği pek çok insan, belki geldiği yere doğduğu yere sılasına, yuvasına dönmek için bekleyen pek çok insan, ofis içine karşılıklı konulmuş koltuklarda donuk bakışlarla odanın ortasında ki televizyonda haberleri ve ara sıra kaçamak bakışlara birbirlerini izliyorlardı. Dışarıda yağmur yağdım yağacağım diye gökyüzünü kaplayan bulutlarla haber gönderirken, kalabalık ve gürültülü caddede birbiri ardına dumanlar savurarak otomobiller ve minibüsler ve otobüsler ve motosikletler geçiyorlardı. Kaldırımda sılasına dönme garipliğini ve sersemliğini yaşamayan pek çok insan birbirlerini takip ederek bu gurbet memleketinin uyuşturan telaş ve paniğine kapılmış, caddeyi izleyen bu insanların bakışlarını fark etmeden önümüzden geçip gidiyorlardı. Ben bu insanların yaşadığı farklı ama benzer hallerin dışında çok farklı bir beklentiyle seni buralardan çok uzaklarda dağlarımın koynunda yaşamaya gidiyordum. Zerdali güzeli gözlerinin yeşilini görebildiğim, kalbinden kalbime, dudaklarından dudaklarıma, ellerinden ellerime geceye yağan ışık gibi bana yağdığın anların olmasını umuyordum.

Servis geldi ve otogarda Mahmut abi, Yıldız, Hayri, Suna, Konuralp ve Cem abi ile buluştuk. Avrupa yakasından gelen otobüste Gönül’de vardı. Hep beraber çantalarımızı araca yükledik ve Niğde yolunda ilerlemeye başladık. Sabaha kadar yarı uyuduğumuz yarı uyumadığımız bir yolculuktan sonra Niğde’de önce Kadir ile buluştuk, sonra Çamardı minibüsüne bindik. Kayseri yol ayrımını döndükten sonra ufukta Aladağlar kocaman ve heybetli zirveler, en önde ve en yüksekte görünen Demirkazık, kilometrelerce uzaktan aşılması zor bir engele doğru ilerleyen yolun ortasındaki otobüsümüzün önünde kapkara bir duvar olarak duruyordu. Bu kadar uzaktan bile heybeti ve büyüklüğü ile insanı etkileyen kocaman uçsuz bucaksız dağlar, muhteşemliği ile bizi selamlıyordu.

Mehmet bizi karşıladığında artık yorulmuş ve bir an önce dağlarımın kalbine kendimi atmak istiyordum. Belki de gözlerimin göreceklerini, ruhumun hissedeceklerini yaşayabilmek içindi bu sabırsızlığım, yorgunluğumun bahanesine sığınırken. Mehmet’le beraber önce onun evine gittik. Bütün köy ahalisi şimdilerde elma bahçelerinde çalışıyormuş. Tam hasat zamanı olunca tabii, böyle zamanlarda hayat duruyor. Herkes bütün bir yılın emeğini artık aşa çevirebilme gayretiyle alın teri döküyor. Mehmet’in annesi sağ olsun bize çay demledi. Üzeri güllerle süslenmiş ince belli bardaklarda çayımızı yudumladık. Mehmet’in evinin önünde Demirkazık bütün ihtişamıyla izlenebiliyor. Bütün Aladağlar’ın bekçisi gibi buralara gelen herkese uzaktan selam veriyor, ben buradayım diye seslenmesine gerek kalmadan, zirvesini çevreleyen bulutlar ya da karlar yada güneşin altın ışıkları onun yerine size bütün gücüyle bağırıyordu; “ O burada” zirvelerin efendisi.

Zirvelerin efendisine selam verip olur aldıktan sonra emler vadisine doğru Mehmet’in traktörü ile hareket ettik. Solumuzda Demirkazık ve Kayacık’tan başlayan sırtlarda Eznevit’e kadar olan zirveleri aramızda bulunan düzlüklerle beraber, karşımızda ise Kaldı, Güzeller ve Alaca’nın uzaklardan gelen selamlarının huzurunda Emler vadisinin girişini izliyorduk. Emler yaylası solumuzda kaldıktan sonra artık yavaş yavaş, solumuzda ve sağımızdan bulunan düzlüklerin yerini yerden birden fışkıran duvarlarıyla kayalık tepeler ve onların üzerinde ki koyun barınağı olarak kullanılan pek çok mağara ve in almıştı. Birden bire bu kayaların arasında biraz uzağımızda bulunan ormana girmeden hemen önce, sağımıza ve solumuza doğru biraz genişleyen bir düzlüğün solunda alçak taş duvarlara örülmüş iki farklı çimenlik alan ve sağımızda ise 3 havuzlu haftı olan bir çeşme ile baş başa kalmıştık. Geçen hafta da yağan yağmurun ve burada bulunan suyun varlığı ile taş duvarların ortasında ki alan, yeşil bir halı gibi yumuşak zerdali gözlerinin bakışları gibi baştan çıkarıcıydı. Kampı tamda buraya kuracaktık, o halının ortasına ve ben bakışlarının kucağında bir gece uyuyacaktım.

Hızlıca çantalarımızı indirdik ve çadırlarımızı kurduk. Eşyalarımı yerleştirirken bir gün sonrası için çantamı da hazırladım. Akşam kamp uyuşukluğu içinde zor geleceğini biliyordum. Mehmet öğle yemeği için bizimle kaldı. Niğde’den aldığımız köfte ve kanatlar için birazdan ateş yanmıştı bile. Köfteleri ve kanatları yine Niğde’den aldığımız pide ile beraber mideye indirdik. Tatlı olarak da helva, birde dağ havasını buna eklediniz mi faaliyette değil de sanki Bafa gölü kenarında çam ağaçlarının altında yemek yiyip göbeğimi kaşıdığım ve çizgili pijama giydiğim bir kamptaymışım gibi hissettim kendimi.

Yemekten sonra çimlerin üzerinde biraz tembellik yaptım. O kadar güzeldi ki burası hiçbir şey yapmak istemiyordum. Bazı zamanlar vardır ya hani anlamsız isteksizlik hali içinde hayata dair hiçbir şey düşünmek, yapmak ya da duymak istemezsiniz. Sadece siz varsınızdır birazda düşünemediğiniz düşleriniz. Öyle bir hal içinde sadece düş kurmak istedim. Beyaz bileklerinin ellerinle birleştiği yerden kavradığım, yıldızların ipeksi ışıltılarını giymiş vücudunda, saçlarının hemen altından başlayarak, her kıvrımında kalbinden kalbime ateşlerin döküldüğü sarsıntılarla bedenine dokunduğum zamanları hayal ettim. Gözlerin gibi kışkırtıcı bir yeşilliğin ortasında bedenlerimizin birbirlerinden çok uzakta olduğu, ruhlarımızın diyarında sadece sen vardın aklımda.

Cem, Mahmut, Hayrı ve Suna hemen önümüzdeki ormandan başlayan ve yukarıda Mangırcı vadisine birleşen patikayı gündüz gözü ile görebilmek için kısa bir yürüyüş yapmak için hareket ettiler. Hepimize sormuşlardı ama ben buradan bakışlarının koynundan ayrılmayı hiç istemedim. Yıldız ve Gönül için sizde geliyorsunuz kararı çıktı. Eee küçük küçük hazırlanmak gerekiyor. Onlar için yarın ilk defa yapılacak olan tırmanışa ön hazırlık mahiyetinde küçük bir eğitim gezisi oldu aynı zamanda bu keşif yürüyüşü.

Grubun ayrılması ile beraber Konuralp ile biraz lafladık. Sonra Konuralp dinlenmek için çadırına gitti. Bende akşam yiyeceğimiz menemen için bir ayin şeklinde kamp yemeği hazırlığına başladım. Kamplarda akşam yemekleri tam bir tedavi sürecidir. Günün bütün yorgunluğu, orada tencerede kaynayan yemeğin fokurtusu ve buhar ile burnunuza ulaşan kokusu ile beraber güzel tat ve birazdan dolacak mide hayaline dönüşür. Hazırlıklarda bunları düşündüğünüz için inanılmaz dinlendiricidir. Tabii makul ölçülerde ve makul sayılarda kampçılar için yaptığınızda. Biraz sonra yürüyüşçüler döndüklerinde yemek kokusunu bütün kamp alanında hissedebiliyorduk. Yemekten sonra biraz ateş başı sohbeti ve türküler.

Yat verildiğinde huzurla koynuna sokuldum…

Sabah 02.00 de çalan alarmımla beraber uyandım ve kahvaltımı yaptım. Bir şişe tang ve 1 litre su, birkaç sandviç, fındık, üzüm ve çikolatan oluşan nevalem ve diğer malzemelerimle beraber, fenerimi taktığım kaskımı giymiş, batonlar elimde, koynunun sıcaklığından gecenin soğukluğuna, Sarı Mehmet’in yurdundan Alaca’ya, bedenimi ruhuyla buluşturmaya gidebilirdim artık.

Hareket ettik ve biraz sonra ardıçların arasında, mis gibi orman kokusu ciğerlerime dolarken patikada yavaş yavaş yükseliyorduk. Biraz sonra ormanı bitirdik ve Mangırcının solundan etrafını dolaşan vadi boyunca patikadan ilerlemeye devam ettik. Biraz sonra patikanın yerini vadi tabanını kaplayan kayalar almıştı. Bu kayalar üzerinde ilerlemek çok yorucuydu ve çok zaman kaybettik bu kayaları aşabilmek için. Sonra karanlıkta önümüzde yükselen bir set ve sonrasında vadi bitiminde göreceğimizi bildiğimiz kayalığı gördük. Bundan sonra Cem abi rotamızı sola doğru yöneltti ve yükselmeye başladık. Zikzaklar çizerek yükselirken ve vadi tabanına paralel ilerlemeye devam ettik. Solumuzda ki dağın kaya duvarı ile buluştuğumuz yerde önümüzde ki çarşağı geçen patika üzerinden az önce karşımızda gördüğümüz kayalığın sağında kalacak şekilde mangırcının arkasına kadar ilerlemiş olduk. Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı. Alt kısmını katlayarak bere gibi kullandığım balaklavamı, verdiğimiz mola sırasında terden ıslandığı için havalandırmak için kafamdan çıkardım ve bir kayanın üzerine koydum. Islandığı için kafamı üşütüyordu. Durunca havanın soğukluğunu hissetmiştim. Sadece içlikten oluşan kıyafetimin üzerine ince polarımı giydim. Haritaya bakıldı. Burada patika belirgin olarak sağa doğru ilerliyordu. Bu hatta mangırcı arkada kalıyor ve önümüzde Körtekli sırt hattını sağına alarak Alaca buzuluna doğru ilerliyordu. Belirsiz şekilde de sola doğru başka bir çarşağı yan geçiyor ve bir kapıya doğru yükseliyordu. Buradan artık sağımızda yer alan Körtekli sırtının arkasına dolaşıyordu. Buradan Körtekli’yi soluna alarak Alaca’ya doğru ilerliyor olmalıydı. Sağamı solamı derken, belirgin olan ve kocaman bir baba ile işaretlenmiş olan sağdaki patikadan ilerleme kararı alındı.

Tekrar giymek için elime aldığım balaklavam buz tutmuştu. Hemen beremi giydim ve biraz sonra Alaca buzulunun olduğu çanağa inmeden önce son sırta tırmanırken Alaca artık bize yüzünü göstermişti. Bütün ihtişamı ile karla kaplı zirvesinde seninde aralarında olduğunu bildiğim dağların ruhları bizi izliyordu. Son yüksekliği de aştıktan sonra sola buzul çanağına doğru alçalan patika yerine Körtekli sırtına doğru Körtekli’nin karla kaplı kuzey yamacından tırmanmaya başladık. Biraz sonra dağın doğu yamacında siyah beyazı birbirinden ayırır gibi iki ayrı ısı alanı oluşturan, gölge ve güneşin ayrıldığı çizgiden güneşli tarafa geçtik. Bütün kemiklerimin ısındığını hissettim. Sırtın arkasını görecek şekilde yükselir yükselmez mola verdik. Üzerimdeki poları çıkardım. Güneş kremi sürdüm, yazmamı boynuma bağladım.

Ufak tefek bir şeyler atıştırdıktan sonra sağa doğru Körtekli sırtına çıkmaya karar verdik. Çok kolay gözüken o sırtta dik ve sağlam olmayan bir zeminde bir taraftan da dönüş için yetişmek zorunda olduğumuz son minibüs saatini düşünerek ilerlemeye devam ettik. Biraz sonra Alaca’ya zaman olarak yetişemeyeceğimize karar verildi ve Körtekli zirveyi deniyorduk artık. Zikzaklar çizerek ilerlediğimiz sırt üzerinde biraz sonra oturabileceğimiz küçük bir düzlükte bir mola verdik. Soluma doğru Demirkazık, Kızılkaya, Emler zirveleri, sağıma doğru ise Cıngıllıbeşik, Adsız ve Alaca zirveleri muhteşem bir seyir manzarası sunuyorlardı. Burada yaklaşık 3100 metre yükseklikte, dik bir yamacın üzerinde ki bu küçücük düzlükte 9 kişi oturmuş, muhteşem manzaranın tadına varmaya çalışıyorduk. Doymak ne mümkün…

Tekrar hareket ettik. Biraz sonra boyunda sırtın tam yanında sola doğru zirveye döneceğimiz noktada o büyük ritüel zamanıydı. Tazeler ileri…

Yıldız ve Gönül zirveye ilk ulaştıklarında kutlama ıslığımın sesleri bütün vadide çınlanıyordu…

Zirvede bir süre kaldık. Fotoğraflar, kahkahalar ve mutlu siluetler. Dağların tanrıçası ile vedalaştım zirvede yere dokunurken. Ruhuma dokundum dağlarıma dokunurken. Sonra ayrılık zamanı ve tekrar iniş… Tekrar dağlarıma, ruhuma ve sana veda zamanı…

Bazı yerlerinin bizi biraz zorladığı bir yürüyüşle önce alaca buzuluna sonra mangırcı vadisi boyunca ormana ve ardından da kampa ulaştık. Hızlıca toparlandık.

Yolda verilen siparişlerle gittiğimiz zaman hazır olan balıklar ve buz gibi soğuk bir bira ve bizim için biraz gecikerek hareket eden son Niğde minibüsünde başlayan yorgunluk uykusu otobüste de devam ederken istikametimiz tekrar şehirdi…

Senden uzakta kalma ve hasret duyma cezamı tamamladığım büyük hapishanem…

 
Toplam blog
: 17
: 869
Kayıt tarihi
: 24.07.08
 
 

Dağların doruklarında geven otlarının dikenlerinde, Tepelerin arasında sıkışan ovalara sarka..