- Kategori
- Kent Yaşamı
Şehirlerin hikayesi; Ankara ve İstanbul, ya diğerleri

Gülümseyen sadece insan değil, evler, binalar sokaklar, şehirler de gülebilir yada ağlayabilir.
Gülen ve Kızan Binalar; Şehirlerin Duygusu Var
Çocukluğun ve ergenlik çağım Ankara'da geçti, asık suratlı ve bize hiç gülmeyen bir babanın evladı olarak doğmuştum, annem sürekli ataerkil şiddetin maduru olarak ağlamaktaydı.
Okula yazıldım, okulda ki öğretmenin gaddar ve ödevlerini yapmayanları özellikle kapıcı, amele ve çiftçi çocuklarını öyle bir döverdi ki? Bir keresinde sınıf arkadaşım Hıdır'ın eline cetvelin sivri tarafını vuruyordu, çetvel elinin avuç değil sırt tarafına gelmekteydi, Hıdır tek ayağının üzerinde zıplıyordu acıdan bağırıyordu, elinin sırtında bulunan damarlarlardan biri kopmuş kan elinden yukarıya fışkırıyordu.
Korkuyla derslerimi yapmaktaydım.
Kızılay'a gittim çocukken, Atatürkün çatık kaşlı heykelleri sadece Okul sınıfında değil sokaklardada karşıladı beni, bu çatık kaşlı haşin ve hürkütücü bakışlar sanki Meclis binasının duvarlarına, Genel kurmay başkanlığının binasınına, Bakanlıklardaki tüm düz ve koyu renkli duvarlara yansımaktaydı.
Babamdan, öğretmenimden sonra, çatık kaşlı Atatürkten de korkmuştum, Ankaranın çatık kaşlı Kamu binalarıda beni korkutmaktaydı,
Sokağa çıktığımda oynadığım tüm arkadaşlarım benden yaşça en az 2 yaş büyüktü. Güçlü olan zayıf ve küçük olanı dövüyordu.
Korkuyla oynamaktaydım..
Sonra İstanbul'a taşındık...
Üsküdarlı Laz ve Çerkez Komşularımız "hos geldiniz" dediler gülümsüyorlardı,
1979 yılının Eylül ayında Osmanlı'dan kalan tüm eski tahta, hayatın sıkıntısına direnen ama gülümseyen evler seslendiler hep bir ağızdan...
"Hoş geldin Ayhan" diye....
Yeni yazıldığım Üsküdar daki Mustafa Noyan İlkokulu bir Hapisanenein yanındaydı ama Boğaza yaslanmış okul karşısında Hapishane olmasına rağmen gülümsüyordu,
Yeni Öğretmenim Resul Hoca sarışın ve mavi gözleri sanki Mustafa kemal gibi olan yüzüyle Gülümsüyordu,
Okuldaki bir Atatürk resmi de gülüyordu hayret,
Tuhaf ama İstanbul'da annemde gülüyordu artık...
Boğaz köprüsü, martılar, Kız Kulesi, camiler, çeşmeler, Topkapı yorgun da olsa Ayasofya, mavi cami hep gülümsüyordu ve
HOŞ Geldin Ayhan diyordu....
İstanbul gülümsüyordu, 2009 yılında kitabımın davası için gittiğimde hala gülümsemeye çalışıyordu istanbul onca materyalist, bencil, çıkarcı insanlarla dolmasına onların yansıması gökdelenlere ve çarpık yapılara rağmen,
Yıllar sonra Ankara asık suratını çatık kaşının şiddetini azaltmıştı ama hala Ankara'nın yüzünde doğru dürüst bir gülümseme göremedim...
İki şehir işte bu kadar farklı.......
Gülümseyen sadece insan değil, evler, binalar sokaklar, şehirler de gülebilir yada ağlayabilir.
İstanbul gülümsüyor,
Ankara ciddi ciddi bakıyor,
İzmir saçlarını rüzgara vermiş olan bitene artık kızmıyor ve rahat,
Antalya ruhunu materyalizme terk etmiş ve oburca şişmanlamaya devam ediyor...
Çanakkale Truvadan beri mütevazi ve Helen gibi Güzel,
Erzurum kışları gibi toleransız çetin, sert ve mert..
Konya mevlanadan beri huşu ve aşkla dönmeye devam ediyor,
Van kaybolmuş bir haç'ı adasına takmakla meşgul,
Urfa Nemrutlardan bıkmış hasretle İbrahimini arıyor,
Diyarbakır faşizme gark olmuş geçmişin huşu ve sukunetine aç,
Elazığ kapılarını açmış gelen misafirlerine yemek yapıyor,
Trabzon birbirine takılmış ağlarını hoşgörüyle çözmeye çalışıyor,
Samsun eski bir gemi ve gülümseyen bir adamı bekliyor,
Eskişehir adının zıddına inat Avrupalı kentlerle yarışıyor,
Çankırı tepelere sıkışmış iri bir köy olmaktan kurtulamıyor,
Tekirdağ rakısını Anadoluya bakıp bakıp yudumluyor,
Sivas kaybettiklerine hüzünlü,
Ağrı tufan tecrübesini yeniden yaşamaya korkmuş,
Artvin kendini unutulmuş hissediyor,
Antakya St. Peter'e dargın, kızgın küskün,
Amasya genelgesinin sayfalarını toplamaya çalışıyor,
Tarsus Hz Danyal'ına kavuşmuş mutlu,
Ürgüp'ün bacalarında fakirlerin dumanı tütüyor,
Amsterdam kolunda iğne uyuşmuş,
Londranın Big Ben'ine döğme yapmışlar,
Moskova sokakları güzellerle dolu,
Paris leş gibi et üstüne sürülen parfüm kokusuna boğulmuş,
Floransa Bizanstan gelen kitapları yeniden okumaya çalışıyor,
Pekin seddi abarttğını kabul etmiş artık, duvar yapma işi Tel Aviv'e kalmış,
Yeni Delhi artık yeni değil,
Gazze bebelerinin üzerinden Fosfor bombalarının izlerini temizliyor,
Marsilya'da bir suudlu villasında içkisini yudumluyor,
Kabil 25 yıldır yetimlerini eğitememiş,
Bankog'ta 8 yaşında satılan erkek çocukların çığlıkları yükseliyor,
Şam varoşlarında Filistinli göçmen baba ayda 100 dolara geçim derdinde,
Vegas'ta silah tüccarı dolarlarını zarlara, ellerini bir kadının kalçasına teslim etmiş,
Erivan'da güçsüz yumruklarını sıkanlar neretle Batı sınırıyla tokalaşmıyor,
New York'ta binlerce evsiz son krizde köpek maması ziyafeti çekiyor çöpten,
Atırav'a Anadoludan gelen kırmızı bir lale düşüyor,
Mekke ve Medine Hampher'ın mezhebinin işgalinde kalmış,
Taşkent bir despotun elinde oyuncak,
Srebrenitsada çocuklar mezarlara çiçek getirmekte,
Kazablanka'da bir piyanonun yeri uzun zamandır boş,
Bağdat (babilin) asma bahçelerinde Kerbela üzümleri asılı,
Havana Che'yi ve Hemingway'i özlemiş onlara susuz kalmış,
Ulan Bator'da annesi 12 yaşında bebekler kanalizasyon borularında selamlıyor hayatı,
Kudüs mahsun ve kederli, Aksa'nın bacakları sallanıyor,
Tahran ağırsuyla Davut'un Yıldızına gözünü dikmiş...
En derin saygı ve sevgilerimle
Ayhan Özcimbit