- Kategori
- Gündelik Yaşam
Şehrin tasasız kaçağı

Ona gittiğim köylerden birinde rastladım. O kadar mutlu bir ifade vardı ki yüzünde, kalabalık içinde hemen fark ediliyordu. Sürekli gülümsüyordu. İşin garibi ona baktığınızda siz de gülümsüyordunuz. Yanına gittim ve konuşmaya başladık. Bana hikâyesini anlattı. Bu güzel bir hikâyeydi. Bir şehir kaçağı hikâyesiydi.
Uzun zaman ağır sanayi işçisi olarak çalıştığını söyledi. İşinden, şehirden bunalmıştı. Bir gün yolu bu köye düşmüş. Gözlerine inanamamış. Çünkü köy sanki dünyadan ayrı bir parça gibi görünüyormuş. Tertemiz havası ve uzun yeşil ağaçlarıyla cennet gibi gelmiş ona. O anda karar vermiş emekli olup gelip bu köye yerleşmeye. Her zaman bir bahçesi olmasını ve bütün vaktini bahçesinde geçirmeyi istemiş çünkü.
Beni ve arkadaşlarımı evine davet etti. Bahçesini görmemizi istiyordu. Çok emek vermişti. Şimdi ise bahçe ona bol bol karşılığını veriyordu. İki çocuğu ve eşi bizi büyük bir nezaketle karşıladılar. Bahçenin her yanında dalları ağırlıktan yere inmiş kiraz ağaçları vardı. Sohbet ederek bahçeyi dolaşmaya başladık. “Hiç vazgeçmedim” dedi. “İlk ağaçlarımın hepsi kurudu. Ama vazgeçmedim. Çok çalıştım, meyve konusunda tüm kitapları okudum, uzmanlara danıştım ve işte sonuç.” diyerek bahçeyi gösterdi. Gerçekten de inanılmazdı. Dallar neredeyse kırılacaktı kirazların ağırlığından.
Kiraz ağaçlarının birinin altına oturduk. Anlatmaya başladı: “Şehir beni yoruyordu. Bunaltıyordu. Her zaman doğanın içinde yaşamayı özlüyordum. Sakin bir hayat ve sadece toprakta çalışmak. Bunu yapmaya kararlıydım. Emekli olur olmaz da istediğimi yaptım.”
Yaşadığı hayata hayran olmamak mümkün değildi. Huzurlu olduğu her halinden, gözlerinin içinden okunuyordu. Bunu ona da söyledim. “Bunalırsan bir gün” dedi “ Burada bir kapın olduğunu unutma. Her zaman başımızın tacı olursun.”
Kapıya kadar geçirdi bizi. Dönüp ona el sallarken kiraz ağaçlarının ortasında yüzünde her zamanki huzurlu gülümseyişle duruyordu. İçimden “Hoşçakal şehir kaçağı” dedim “yapılabilecek en iyi şeyi yapmışsın.”