- Kategori
- Gündelik Yaşam
Şekerleri tepsiye geri bıraktık...

İki tane kız tuvaletlerini giymiş, saçlarını yaptırmış düğün salonunun kapısına durmuş, hem gelenleri karşılıyor, hem kolonya, şeker ikram ediyor…
Erkekler kapının önünde sohbette, kadınlar masa kapma telaşında…
Annem önde biz arkada, tepsiden birer şeker alıp girdik içeriye...
Salon kalabalık, boş masa aramaya başladık… Yok!
Tanıdık kimseler de yok... Kazara birini görsek, sülale boyu oturacağız yanına.
“ Anne yanlış düğüne gelmiş olmayalım sakın?”
“ Olur mu, burası işte. Tarsal!”( Düğünün yapıldığı tesisin adı)
“ Hiç tanıdık yok ama!”
“ Dur bakalım dur, gelmemişlerdir daha!”
“ Anne düğün sahipleri kapıdaydı.”
“ !”
“ Gelin bizim kıza hiç benzemiyor!”
“ Dur bakayım!”
Annem gelinle damadın yanına sanki bir şey söyleyecekmiş gibi yaklaştı, bize döndü sonra
“ Vallahi yanlış düğüne gelmişiz.”
Birimiz gülsek hepimiz kırılacağız...
Kapıya doğru yöneldik, çıkmadan önce aldığımız şekerleri tepsiye geri bıraktık...
Yanlış düğünden şeker alınır mı yahu!
Diğer salona geçerken annem kendi kendine konuşur gibi fısıldadı
“ Allahtan altını takmadık!”
***
Düğün hikâyelerimiz meşhur bizim...
Yaklaşık bir yıl önce sabaha karşı ev telefonu acı acı çaldı.
“Hayır olsun” deyip kalktım yataktan ( <ı>kitap okuyor, dolayısı ile yatmamış daı> <ı>olabilirim, geçmiş zamanı>), kalbim yerinden çıkacak gibi açtım telefonu…
“ Efendim”
Telefondaki ses bana cevap vermedi, yanındakiyle konuştu.
“ Buyur amca açtılar telefonu”
“ Aliiii”
Babam! Heyecanlandığı zaman, paniklemeye yakın isimlerin son harflerini uzatarak söyler.
“ Efendim… Baba sen misin?”
“ Benim… Bak şimdi ben Tekirdağ’dayım… Girişte Maksi var ya orada seni bekliyorum gel beni al”
“ Hayırdır?”
Cevap vermedi kapattı telefonu. ( <ı>Huyu kurusun kelimeleri ziyan etmezı> <ı>hiç!)ı>
Bir telaşla giyindim, kafamda bin bir kötü senaryoyla Tekirdağ’a gittim...
Babam alışveriş merkezinin otoparkında ellerini arkaya,kendini psikopata bağlamış bir şekilde volta atıyor…
“ Baba”
Yine cevap yok…
Sağ salim gördüm rahatladım…
Arabaya bindi, yolun yarısına gelene kadar hiç konuşmadık…
Sonunda dayanamadım.
“ Bu saatte ne işin var baba buralarda?”
Bizimki dökülmeyi bekliyormuş.
“ Bıraktılar beni!”
“ Kim bıraktı?”
“ Annenler!”
Bizimkiler otobüsle Tarsal’a düğüne gelmişler, babam salonda uyuklamaya başlayınca, ona “çık dışarıda biraz hava al” demişler. O da tutmuş balıkhanelerin oraya gitmiş, biraz da takılmış… Otobüsü giderken görmüş, seslenmiş, koşmuş ama yetişememiş…
Cep telefonunun şarjı da yokmuş, kalmış gece vakti…
“Taksiyle neden dönmemiş” diyeceksiniz!
Para taşımayı sevmez…(!)
Kızmış, yürümeye başlamış… Aklınca Tekirdağ’dan Çorlu’ya gelecek ( <ı>inada bakı>) köpekler kovalayınca kendini Maksi'ye zor atmış…
<ı>Çorlu- Tekirdağ arası
Bu gidişimizde geçmişte yaşanan münferit olay aklımıza gelince Maksi ile Tarsal’ın arasını ölçtüm…
<ı>Neredeyse yolu yarılamış adam.ı>
***
Düğün salonunun çıkışında annem “ Allah'tan altını takmadık!” diye fısıldadı ya, boşa değil…
Bizimkiler yıllar önce tanıdıklardan birinin düğününe geliyor, geç kalınca oturmadan takı kuyruğuna giriyor…
Annem parayı asmış ( akraba olunca altın, tanıdık olunca para. Formül bu!)
Salonun içine bir bakmış ki hiç tanıdık yok…
Çelenklerde yazan isimlerle davetiyelerdekiler tutmayınca tekrar kuyruğa girmiş...
Astığı parayı geri almış…
Kapıda verilen şekerleri tepsiye geri bırakmış mı? Astığı parayı alırken insanlara durumu nasıl anlatmış, o kadarını bilmiyorum…(!)