​ Sen anca Beyoğlu'nda Gezer'sin / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '09

 
Kategori
Futbol
 

Sen anca Beyoğlu'nda Gezer'sin

Sen anca Beyoğlu'nda Gezer'sin
 

Erciyes Dağı geceleri gelinliğini giyip, saçlarına yıldız takarken; gündüzleri Gesi Bağları'nda dolananlar, yeni bir stadın tohumlarını ekmeye ant içmişler Türk futbolunun geleceğine ışık tutsun diye. Adı, iki yıl önce bu diyardan ebediyete göç eden Kadir Has'tan yadigar. Diğer kulüpler yeni statlarını rüyalarında görürken, sessiz sedasız yeşeren tohumlar filizlenerek 33 bin kapasiteli stat haline gelivermiş.

Mimarisi gencecik mühendislerin çizimlerinden çıkan bu stadın tüm güzelliğine rağmen elbetteki bir kusurunun eksik kalması düşünülemezdi. Boşuna dememiş büyüklerimiz “Her güzelin bir kusuru olurmuş.” diye. Aslında bu yeni gelinin birden fazla kusuru vardı. Hayata henüz gözlerini yeni açan bebek çimler çok buruşuktu. Oysa bebeklerin cildi kaymak gibi olur öyle değil mi? Üstelik Sevilla gibi kokmuyordu bu çimler. Diğer bir kusur ise skorbordtaydı. Resmi açılışı Haziran olarak planlanan stadın gayrıresmi kurdalesinin kesimi Fenerbahçemize kısmet olacağını anlayan küstah skorbord, edep erkan bilmeyip, abisine saygısızlık edercesine; “Kayserispor 5-0 Fenerbahçe” olarak bakıyordu etrafına tüm inşaat süresince. Yiğidolara karşı 4-2'lik süper lig galibiyetimizden sonra, Fotis Kupası vardiyasında bu defa 3-1 kazanınca, “Sivas'ın Yollarına” türküsüne gönül koyanlar, Kayseri'deki gözleri görmeyen, aklı şaşan skorborda maruz kalsalardı, ne yaparlardı, doğrusu çok merak ediyorum.

İtiraf etmeliyim ki, takımımın sergilediği zig-zag performanstan dolayı çekincelerim vardı Kayserispor maçından. Rakip son üç iç saha maçını, ovaları çukur olan Adana'da oynadıktan sonra ilk kez bizimle yapacağı maçla beraber kente kesin dönüş yapacaktı. Açıkçası şehirlerine duydukları özlem ve yeni bir stadta oynayacak olmalarından dolayı motivasyonlarının üst seviyede olacağı düşüncesi endişemi katmerliyordu. Tabi bu endişem yanında umudu da barındırmıyor değildi hani.

Bir de bu maçın farklı bir yüzü vardı. Stat anadan doğma olduğu için yapılacak her hamle bir ilk olarak tarihe geçecekti. İlk korneri evsahibi kullanırken, yine ilk frikik atışını daha 3'üncü dakikada Mehmet Topuz'un vuruşunda rakip kaçırmış oldu. Dakikalar 11'in kulağını çınlatırken bu sefer serbest atış hakkı bizimdi. Roberto'nun vuruşunda döne döne kaleye mermi gibi giden meşin yuvarlağı Süleymanou güç bela bloklasa da, takipçiliğinin ödülünü alan Semih stadın ilk golünü atan oyuncu kategorisine adını yazdırarak tarihe geçiyordu. Bu gol rakibin gardını düşürürken, takımımızı da ateşlemişti adeta. Kendisine oyun kursun diye Roberto tarafından verilen pası, hiç kimsenin beklemediği bir şekilde ters ayağıyla kaleye vuruş yapan Alex skoru ikiyle çarparak kariyerindeki 800'üncü maçını golle taçlandırıyordu.

Farkın, küstah skorbordun beklentilerinin tersine gelişeceğini düşünürken 54'üncü dakika skorun 2-0'dan yukarı çıkamayacağının göstergesiydi. Dakika ruhunu 55'incisine teslim etmeye hazırlanırken, kalecimiz Volkan ile rakip stoper Eren bir pozisyonda karşı karşıya geldi. Eren çivili kramponuyla Volkan'ın omuzunda 7-8 santimlik bir yarık açınca, Volkan'da can havliyle arkadan Eren'e etki-tepki kanunundan dolayı tekme savurdu. Hakem Bünyamin Gezer Volkan'a kırmızı kartını nasıl gösterdiyse, aynısını Eren'e de göstermeliydi. Ayrıca Volkan'ın üzerinden atlayıp kartını çıkararak oyundan atması çok ilkel bir görüntüydü. Oysa futbol örf ve adetlerine göre yerde yatan oyuncu kart görürse, takım kaptanı çağırılıp, kartı ona doğru tutarak “Yerde yatan oyuncunuza bu kartı çıkardım” denilirdi.

Hakemin Uğur Boral ile Semihe tekme atanları oyunda tutup, rakibin ilk sarı kartını 80'inci dakikadan sonra göstermesini 54'üncü dakikaya zincirlediğimde; “Bünyamin sen anca Beyoğlu'da Gezer'sin” diyesi geliyor insanın. Neyseki bu yanlı kararlar skora yansımadı ve çekindiğimiz bu maçı kaptanlarımızın attığı gollerle kazanmasını bildik. Ailenin hırçın çocuğu Emre'nin kimine göre Cangele'ye, kimine göreyse Ali Turan'a oyundan çıktıktan sonra, el yordamıyla yapmış olduğu “Sen bittin” hareketi ne yalan söyleyeyim, bana Ali Sami Yen stadın'dan kalma günlerini anımsattı. Ve tabi ki formamızı terleten bir oyuncuya o hareket hiç mi hiç yakışmadı.

Konu her ne olursa olsun, söylenecek son sözün önemi büyük olduğu için, ben de son sözümü başımızın tacı olan kadınlarımıza dair söylemeyi uygun buldum.

Çiçeklerin en güzel türü ve en anlamlı kokanıdır kadınlarımız. Kimi kentin göbeğinde açar, kimi ülkenin en ücra köşelerinde kardelen vazifesi görür. Çirkin kadın yoktur. Çilekeş kadın vardır. Her kadın dalı kırılmadan koklanmayı hak eder. Başta Annelerimiz olmak üzere sitemizdeki tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü en içten dileklerimle kutluyor ve önlerinde sarı-laci yüreğimi saygıyla ilikliyorum...

Not:
Bu anlamlı günde alınan onurlu galibiyetimizi, kendisine 8 Mart armağanı olarak kabul edene asıl hediye, 13 Mart Cuma akşamı Kocaelispor önünde alınacak 3 puan ambalaj içinde doğum günü hediyesi sıfatıyla verilecektir. Bundan hiç şüphem yok.

 
Toplam blog
: 130
: 740
Kayıt tarihi
: 05.12.07
 
 

İlk önce şunu belirteyim; yürüme engelliyim fakat hayata pamuk ipliği ile değil, LACİVERT YÜREĞİM..