- Kategori
- Şiir
Sen bu şehirden gidince

sen bu şehirden gidince;
ardın sıra havalanır güvercinler
ve bir çift kürek mavi sularda
çrpınır dalgalar
güne bakanların boynu bükük
ayinde akşam sefaları
mahsunluk çöker
sen bu şehirden gidince;
keskin ıslığıyla geçer rüzgar
Buğulu pencerede yok olur
parmak ucumda ismin
kırk beşliklerde cızırdar yalnızlık
kara bulutlardan çözülünce sarı kurdele
omuzlarıma kadar dökülür siyah saçları
ince askımdan düşer kadınlığım
öksüz kalır içimdeki çocuk
sen bu şehirden gidince;
örülür duvarlarım
sularım çekilir
düş kapılarım kapanır
balçık girdaplar yutar beni
dipsiz kuyularda
soluksuz kalır mı insan birini özlerken?
- Gökyüzü bile nefessiz kalır
sen bu şehirden gidince;
dile gelir dolaştığımız kumsal
fısıldar çakıl taşları, ezberlettiğin şiirleri
tüm portakal çiçekleri küser
tarihi meydanda yükselir minareler
saraylar sessizce saklanır ayak altı
tavanından damlar gizemi sütunların.
hasır taburelerden duyulur tavla sesi
sigaranda -ben- tüterken
tavla zarın hep yek
ve her şey susar birden
sen bu şehirden gidince;
kanatır çektiğin resimlerde zakkum dikenleri
bir uçak havalanırdı bilmediğimiz yerlere
mavisi duvarında bırakınca tebeşir tozlarını
şehirler yazardık, hatta ülkeler
peşi sıra takılırdı yüreğimizden bir uçurtma
dudaklarıma dokunduğunda
ipini bırakırdık
geri geldi yağmur bulutlarıyla
sen bu şehirden gidince;
dilsiz bekçilerin gölgeleri uzar mezar boylarında
bildik tüm sesler yabancı
beyaz kağıdı yırtarcasına oynar kalem elimde
kilidi açılmamış sandıkta birikir yazılmamış mektuplarım
Anılar bir bir sararır
...sen bu şehirden gidince.
sen bu şehirden gidince;
haritadan silinir sınırlar
köprüler yıkılır
baş kaldırır kale duvarları
tarih kitaplarından düşer
saman sarısı ferman
“ ezib riheş kacalo milset”
sen bu şehre dön de şiirim ol yine
özledim seni P a m u k a ş k ı m.