- Kategori
- Şiir
Sen daha gelmemiştin buralara

...........................................................daha iyi yaşasın diye dünya................................................................................................
Dikta, sesli harfleri bizden çaldıkça ruhumun çığlıklarını sana yeterince anlatamamaktan ölesiye korkuyorum, gün gelir kapına sessiz bir uçurtma birakabilirim... uçur ve özgür bırak... sen beni anlarsın sevgilim"
bizim şarkımız çalıyor...
söyleyin her notadan sonra bir es koysunlar
yavaş...
yavas...
daha da
yıllar sürsün bu gece..
halkların kardeşliği üzerine
daha söylenecek çok söz var.
"savaşta ilk önce
politikacıları öldürün" diyor bernard shaw
"halklar nasıl olsa anlaşırlar".
bu noktadan sonra
bir boşluk bırakıp
yeni bir cümleye başlamaya
harf bulabilir miyiz dersin
konuyu değiştir diyor hayal abla...
....
sen daha gelmemiştin buralara...
pul kolleksiyonlarında sahneye çıkıyordun
saçlarında adölesan çığlıklar
tırnaklarında vahşi sevişmeler biriktiriyordun
üç aşağı aynı tarihlere rastlar
erguvanlarımın solması,
ve gerici barikatların kul kolleksiyonlarını
ücra evlerden pi"yasa"ya sürmesi,
üstdüzey
hazırlıksız yakalanmıştık.
kirli bir savaşın içinde
çıban başları gibi kalmıştık
yeterli medya yoktu şarjörlerimizde
ve geceler o zaman başladı çekilmezlige....
............
sen daha gelmemiştin buralara...
bilirsin ama
gecenin en çekilmez anı
başlangıcıdır
nereye uzadığı bilinmez bir yolda
tek yönün ızdıraptır
gittikçe bitmez
ve gittikçe geri dönülmez bir hal alır
düşündükçe hasar kaçınılmazdır.
ilk kurtarılacaklar arasına
kendi kalbini yaz kalın puntolarla...
"aşk... sonra gelir yola..."
.......
Sen daha gelmemiştin buralara...
yasal bir partinin denklik yollarındaydım
yasal bi görüşümüz vardı, yasal eylemler yapıyorduk...
ve si-yasallığımız bizi yasa-dışı yapiyordu
pi-yasayı uygulayan sivil gözlerde...
ve ben yasa-dışı bir yaşamın
bütün yasal ağrılarını ve sıradanlığını
göğüs kafesimdeki bozdur bozdur harca kumbaramda
senin için biriktiriyordum
ve hemen yanında bireysel mutsuzluklarımı
ve hemen yanında ömrümce beni yarım bırakmayacak
vefalı yanlızlığımı büyütüyordum...
..........
sen daha gelmemiştin buralara...
ve sen yokken
bu kentte bütün parklar kasvetliydi
bütün parke kaldırımların
ve bütün parkalı umutların yolu kesilmişti.
ıkıngan sıkıntılarımızda
içelim güzelleşelim derdi hayal abla,
o anda güzelleşirdi dünya.
tek yaptığım tanımadığım seni düşünmekti...
devrim çığlıklarını susturunca
ancak o zaman müzigi duyuyorduk
garsonun adıyla beraber
devrimde unutuluyordu masada.
bu arada yan masa peçete kağına
ortaya karışık bi çığlık yazmış;
"sosyalizm...ütopya"
sosyalizme utopya diyenin ben ta...
..
neyse güzel kalalım...
ve ben anlatmak icin sana
yeni yaralar sürüyordum vücuduma
geleceğine dair şiirler yazıyordum
ve sızmak icin kucağının sempatizan sınırlarına
vanilya kokulu korkular biriktiriyordum yanaklarımda.
...............
Sen daha gelmemiştin buralara...
ve buralar kırılıyordu sensizlikten
tek fişi kalmış bi hayattı yaşadığımız
topsuz idmanlarla hazırlandığımız
toplu intiharlar geçiyordu içimizden...
bu daha başlangıçtı
ve hepimiz kaç kere gizlice öldürülmüştük
penguenler arası haber bültenlerinde
Aliyle, Ethemle hep gizlice kaldırılmıştı cenazelerimiz.
evet, evet bu daha başlangıçtı
ya sonra...
gaz odası... joplama kampı...
insan alışkanlıkları tutkulu bir ölume neden olabilir
tercihim gaz odasından yana...
bu arada
umutlarımı klozete atıp gitmeyi düşünüyordum
umutlarımı klozete layık gören bu ülkeden
sifonu çekmeden...
................
Sen sonra geldin buralara, çok sonra...
heybende cocuk şaşkınlıkları
bavulunda uç uç böceği, karanfil yapraklari
"siyanür var dedin rujumda, dokunma!"
önemsemedim
toplu intihar düşüncelerimden
ve gaz odasi fantezilerimden de bahsetmedim
öptüm... öptüm... öptüm...
ve ben yaralı atlar gibi
heybetli ve ani bir ölümü beklerken
bir türlü ölmedim
her gece fotokopiyle coğaltılmış acılar çektim
romanlardan atladım
şiirlerde boğuldum
böğrümü ünlemlere deştim
bir türlü ölemedim
bilirsin
iki tür ölüm var sevgilim
ruhunla da vücudunla da ölebilirsin
ben seni her öptüğümde
ruhumla öldüm
böyle ölürken kaldırım taşlarının çirkinliğini
iki sıra üst üste döşüyorlar yüreğime
dışardan kolayca görülsün diye
acı veriyor böyle ölmek
"çünkü yaşam denen denklemden geriye senin için güzel şeyler söyleyebilecek hiç sesli harfim kalmamıştı sevgilim"
...
prosayko