- Kategori
- Deneme
Sen de bildiğin gibi takıl…

akademikperspektif.com
Öyle ya herkes kendince makul yollarla hayatını sürdürmeye çalışıyor; sen de bildiğin gibi yaşa ve insanlara bildiğin gibi hükmet… Olur mu?
Peki yapılan işi nedir? Empoze edilmek istenen iş , eyleml nedir?
Arkadaş bu işi ben bilirim; bu işin ustası benim; onun için sağa sola pek laf bırakmam; akıl makıl almam (akıl alsam bile laf olsun diye alırım…) Sonunda BEN bildiğimi yaparım ve herkes de bana uymaya zorunludur. Çünkü bunun başka türlü izah tarzı yoktur…!
Nasıl yani? Nasılı filan yok. Sen ne düşünürsen düşün, istersen feriştah ol. En iyisini ben bilirim. Senden de esasında akıl almaya pek de ihtiyacım yoktur. O bakımdan sen orada kendi kendine konuş, dur… Ama beni dinlemeye, benim söylediğimi yapmaya, benim söylediğim gibi davranmaya zorunlusun.
Başlangıçta söylediğimi, “sen de bildiğin gibi takıl” lafına pek de takılma…. Nasıl olsa eninde sonunda ustanın peşine takılmaya zorunlu olacaksın.
Sonunda ne olacak? İnsanlar belki de ikiye ayrılacaklar…
Herkesin kendi kafasına göre takıldığı insanlar ve toplumlar rejimi… Ve :
İnsanların bir ustanın peşine takıldığı ve hayatlarını öyle sürdürdükleri rejim…
“İnsanların kendi kafalarına göre takıldıkları” durumu düşün… Herkes bildiğini yapıyor…
Bir de herkesin bilmediği işleri , bir ustaya, (yada usta saydıkları bir adama) bıraktıkları memleketi düşünün…
Ohh… Herkes işinde, gücünde…
Usta bildiği, alıyor, satıyor; atıyor; Sevdiğini tutup elinden kaldırıyor; sevmediğini yerin dibine geçiriyor… Ohh ne rahat değil mi? Artık senin için artık öyle derin düşünmek yok… Acabalar yok… Seçim endişesi yok…
Bir kere adam seçilmiş; seçilmemiş; de hadi seçildi diyelim : USTA … Bir bildiği var her hususta , deyip bütün işleri güçleri ona bırakıp , ohhh kahvede, gelsin çaylar, gitsin kahveler keyif çatıp, gününün gün yapmak… Ne rahat değil mi?
Peki, “herkes kafasına göre takılacak… Ama takılacağı şey eninde sonunda benim dediğim gibi olacak, diyorsa Usta…!
Öyle ya, bir memleket düşünün, herkes bildiği gibi takılıyor. O memlekette işler yürür mü? Tartışmaktan, birbirini yemekten, insanlar iki adım yol alamazlar. Herkes herkesle har har har tartışsın, sonra istediği gibi takılsın… Olabilir mi, Olabilemez… Olsa olsa böyle bir rejime “Anarşi” denmez mi? Herkes bildiği gibi düşünsün ve bildiği gibi yapsın… Olur mu? Belki olur. Herkes bildiği gibi düşünsün ama yapmaya gelince , insanlar “Ortak Akıl”ın belirlediği ilkelere göre davransınlar. Yani “Demokrasi” ilkelerine göre…
Bu elbette Usta’nın işine gelmez… Öyle çok akıl, ve davranma isteği, Usta’yı şaşırtır, ne yapacağını bilemez hale getirir. Onu , bu bakımdan “Ortak Akıl” da bağlamaz; çünkü ortak akıla bağlanırsanız , çoğu kez işi yapamaz hale gelirsiniz.
Her kafadan ayrı bir ses çıksın… Olur mu?
Vallahi milletin kafası karışık… Şimdilik düşünüyorlar. Usta’nın sözünü dinleyip, Ohhh rahat mı etsinler… Yoksa bildikleri gibi davranıp, kendi yollarından mı gitsinler.
Bir de şu var.. Ya “Usta” usta değilse, üç kağıtçının tekiyse… “Ben her işten anlarım,” deyip her şeyi eninde sonunda berbat etme davranışı içine girerse, ne yapar bu millet?
İşte ondan sonra: “Ayıkla pirincin taşını…” Ayıklayabiliyorsan. Usta dediğin kişi işleri öylesine karıştırır ki, var git ,düzelt bakalım…
Zira böyle kaç tane , “Ben ustayım, ben bilirim…” diyen adam geldi geçti bu toplumdan . Tümü de durumu daha da beter etmedilerse de milleti eski halini aratır oldular.
Ama millet hiç akıllanmışa benzemiyor. Hala bir “Usta” arayışı içinde. Bu işlere kafasının almadığını biliyor, işte o kadarını anlıyor. Ah, şu işleri biraz bilse; bu işlerin nasıl döndüğünü biraz anlasa, işi ustalara bırakmayacak, ama nerde? Anlamıyor,,, Biraz sıkıyı görünce de, biraz usta geçinen birini görünce, “gel de sen yap,” deyip işin içinden sıyrılacağını sanıyor.
Ama işler de onun, toprak da onun, mal mülk de onun… Bütün bu şeylerini Usta kendisi adına kullanır, sonunda bir de berbat ederse ne olacak?
Hadi bakalım, kervan yeniden kurulacak… Kolay mı? Bu kervan kaç kez kuruldu, kaç kez dağıldı, bozuldu.. Hala bir türlü Kervancıbaşı bulunamadı.
Millet arıyor, tarıyor… bir Usta, bir işten anlayan adam; bir çoban…
Yahu biraz akıllı olsana, işlerine biraz kendin sahip çıksana. Bu ne tembellik, atalet; gerneşme… “Kalk artık sabah oldu, her taraf neşe doldu…” şarkının sonunu sen getir. Bilmiyorsan öğren… Yoksa gidişin gidiş değil… Usta filan…derken bir bakmışsın, sen çıraklıktan emekliye ayrılmışsın.
El elde, baş başta kalmışsın. Sakın şaşırma…
Hey, Kendi düşen ağlamaz.