- Kategori
- Mizah
Sen hangi Türkiye'desin?
Merhabalar;
Yaz geldi. İstanbul boşalır da, ben de belki keyfini sürerim derken hevesim yarım kaldı. Bir yandan mevsim üstü sıcaklar, diğer yandan geceleri karambolla geçirilen yasalar, bir başka taraftan sıcakları mı bahane ederler bilemem PKK cinneti. Dağlar yetmedi, şehre indi olaylar. Ama zaten bunun böyle olacağını 4 ay önce Orhan Pamukoğlu paşa söylemişti. Cerrah Ustam da pek ciddiye almamış anlaşılan.
Ce Ha Pe de deseniz; Sayın Baykal Türkiye‘yi bu yaz keşfetmeye karar verdi. Adını, yolunu harita üzerinde bile gösteremiyeceği yerlere gitmeye başladı. Epey geç, ama olsun. Ne yapalım. Zararın neresinden dönülse kârdır. Dün BİZ TV’de, 5. Boyut’un tekrarını izledim.Onur Öymen‘ne baktım da , ”aslında CHP’nin başına Öymen kardeşlerden biri ne kadar yakışırdı” dedim. Baykal’dan sıra gelse. Hadi bakalım SOL, bölün bölünebildiğin kadar, toplanacağına. Ortadakiler yetmedi, şimdi de Sarıgül aklını karıştıracak, zaten aklı karışık memleketim insanının. Oysa SAĞ, din, iman, hamaset derken, malı topluyor. Siz istediğiniz kadar her şeyden önce saygı, hak, hukuk, adalet insanlık diye diye dolanın ortalarda. Daha çooook dolanacağa benzeriz.
Öbür taraftan bir bakıyorsunuz Sayın AK PARTİsi başkanı ve Başbakanımız katıldığı o yoksul nikâhlarda yeni evlilere en az 3 bebek rica tavsiyesinde bulunuyor, etrafta boş gezinen yüzlerce üniversite mezunu genç işsiz varken. Galiba farklı iki Türkiye’de yaşıyoruz. Bizim tarafta işsiz çok, maaş yetmiyor, yıllık gelir değil 10.000 dolar 10.000 YTL’i zor buluyor. İşsizlikten gençler evlenemez oldu. Cinnet aldı başını gidiyor.
Sayın Başbakan ikicik oğlunu o uzun askerliğine yolcu ettirken, acaba dönüşünde, hala bir işi olacak mı endişesi yaşıyor mu?
İşte dostlar, âhval böyle iken dedim ki; Otur oturduğun yerde, İstanbul mu kaldı ki dolaşacaksın. Al eline bir bardak soğuk suyunu, çık küçüçük balkonuna, daya elini şakağına, gül ağlanacak haline.
Bu güne yurtdışında yaşayan sevdiğim bir dosttan, o benim ünlü defterime aktardığım dizelerle nokta koyuyorum. O da bu dizeleri eski bir Osmanlı paşasından duymuş.
Keşiş dağı arpalık, şayet saban yürürse:
Her köylüden bir tavuk, şayet köylü verirse,
Her suya bir değirmen, şayet suyu gelirse,
Bu gidiş iyi gidiş, şayet sonu gelirse.
Sevgiyle kalın.