- Kategori
- Gündelik Yaşam
Sen tam şimdi...

Sen tam şimdi o sandalyede otururken ve gözlerin bu kelimeleri takip ederken uzak bir yerlerde birşeyler oluyor. Birileri nefes alıyor, birileri nefes almaya çalışıyor ve başka birileri artık nefes almıyor. Bir toprak parçası üzerinden kederli bulutlar kayıp gidiyor, bir ağacın koca gövdesi toprak üzerinde bir devin ölüsü gibi yatıyor, bir karınca bir buğday tanesini güç bela taşımaya çalışıyor, bir nehir akıp geçiyor birileri o nehrin içinde kayboluyor. Ve sen tam şimdi o sandalyede otururken ve gözlerinle bu kelimeleri takip ederken dışarda bir yerlerde hayal bile edemeyeceğin bir şeyler oluyor.
Çorak bir toprakta sıska bedenli bir çiçek kendine hayat arıyor mesela. Usul usul başını çıkarıyor topraktan. Göğsünde taşıyor en güzel renklerini. Daha bilmiyor hoyrat bir elin ona kıyıp tüm hayatını bir an içinde, o küçücük an içinde sonlandırıvereceğini. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. O incecik yapraklarıyla nefes alıyor. Gri bulutlar arasından incecik süzülen gün ışığına gülümsüyor. Bir arıyı misafir ediyor kucağında. Ona, o altın tozunu bulaştırıyor hiç yüksünmeden. Ve uğurluyor onu. Yaşıyorlar ikisi de...
Ya da bir koca orman üzerine çılgın bir yağmur yağıyor. Birilerinin dallarını kırıyor birilerine hayat oluyor o çılgın yağmur. Bir sincap saklanıyor dev yapraklardan birinin altında, tüyleri yağmurdan ışıldıyor. Öylece durup bekliyor geçmesini. Biliyor ki biter. Geçer gider yağmurlar ve güneş çıkar. Kurur o sırılsıklam tüyleri yeniden koşar ağaçlar üzerinde bacakları. Ve bekliyor. Öylece durup bekliyor. Yağmurun içine içine bakarak bekliyor. Daha bilmiyor hoyrat bir elin onun o yağmurdan ışıldayan minicik kürkü için nefesini keseceğini. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. Yaşıyor ve bekliyor...
Ve bir koca nehir gürül gürül çağıldıyor şimdi bir yerde. Suları dört koldan hayat saçıyor. Seviniyor nehir içten içe hayatının hayat vermesine başkalarına. Bir fidan ağaç oluyor onunla, bir yolcunun susuzluktan yanmış dudaklarına can veriyor, çorak topraklara hayat oluyor nehir. Henüz habersiz birilerinin onun o şeffaf ruhuna hoyrat elleriyle akıtacakları zehirden. Bir çocuk sevinciyle akıp geçiyor. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. Çünkü can verdiklerinin bu kadar nankör olabilecekleri aklının ucundan bile geçmiyor. Akıyor sadece...
Ve sen tam şimdi o sandalyede otururken ve gözlerin bu kelimeleri takip ederken bir yerlerde çıplak ayaklı sıska bedenli bir çocuk büyümeye çalışıyor. Gözlerinden umut akıyor yavrumun korku nedir bilmiyor. Dünyanın kötülüğünden, karanlığından ve zulmünden, acısından, kederinden ve pisliğinden bihaber koşturup duruyor çorak topaklar üzerinde. Henüz bilmiyor hoyrat ellerin hayat söndürebildiğini. Onun ve sevdiklerinin, onun ve tüm insanlığın, onun ve tüm hayatın katili olabilecek denli zalim olunabileceğini bilemiyor küçük aklı. Tek bilebildiği zulüm, oyuncağını kıran eller. Bundan ötesini düşünemiyor. İnsanların birbirine kıyabileceğini hayal bile edemiyor o tahta oyuncağına kıyamazken. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. O sadece büyümeye çalışıyor.
Sen tam şimdi o sandalyede otururken ve gözlerin bu kelimeleri takip ederken dünya bir yerlere doğru sürükleniyor. Ve insanlar yaşıyorlar. Korkuyorlar mı? Evet korkuyorlar. Çünkü artık büyüdüler ve hayal bile edemeyecekleri bir vahşetle sarınıp sarmalandılar. Korkuyorlar mı? Evet korkuyorlar. Kendi hoyrat ellerinin neler yapabileceğini çok uzun zaman önce öğrendiler çünkü...
Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/948276/
Çorak bir toprakta sıska bedenli bir çiçek kendine hayat arıyor mesela. Usul usul başını çıkarıyor topraktan. Göğsünde taşıyor en güzel renklerini. Daha bilmiyor hoyrat bir elin ona kıyıp tüm hayatını bir an içinde, o küçücük an içinde sonlandırıvereceğini. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. O incecik yapraklarıyla nefes alıyor. Gri bulutlar arasından incecik süzülen gün ışığına gülümsüyor. Bir arıyı misafir ediyor kucağında. Ona, o altın tozunu bulaştırıyor hiç yüksünmeden. Ve uğurluyor onu. Yaşıyorlar ikisi de...
Ya da bir koca orman üzerine çılgın bir yağmur yağıyor. Birilerinin dallarını kırıyor birilerine hayat oluyor o çılgın yağmur. Bir sincap saklanıyor dev yapraklardan birinin altında, tüyleri yağmurdan ışıldıyor. Öylece durup bekliyor geçmesini. Biliyor ki biter. Geçer gider yağmurlar ve güneş çıkar. Kurur o sırılsıklam tüyleri yeniden koşar ağaçlar üzerinde bacakları. Ve bekliyor. Öylece durup bekliyor. Yağmurun içine içine bakarak bekliyor. Daha bilmiyor hoyrat bir elin onun o yağmurdan ışıldayan minicik kürkü için nefesini keseceğini. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. Yaşıyor ve bekliyor...
Ve bir koca nehir gürül gürül çağıldıyor şimdi bir yerde. Suları dört koldan hayat saçıyor. Seviniyor nehir içten içe hayatının hayat vermesine başkalarına. Bir fidan ağaç oluyor onunla, bir yolcunun susuzluktan yanmış dudaklarına can veriyor, çorak topraklara hayat oluyor nehir. Henüz habersiz birilerinin onun o şeffaf ruhuna hoyrat elleriyle akıtacakları zehirden. Bir çocuk sevinciyle akıp geçiyor. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. Çünkü can verdiklerinin bu kadar nankör olabilecekleri aklının ucundan bile geçmiyor. Akıyor sadece...
Ve sen tam şimdi o sandalyede otururken ve gözlerin bu kelimeleri takip ederken bir yerlerde çıplak ayaklı sıska bedenli bir çocuk büyümeye çalışıyor. Gözlerinden umut akıyor yavrumun korku nedir bilmiyor. Dünyanın kötülüğünden, karanlığından ve zulmünden, acısından, kederinden ve pisliğinden bihaber koşturup duruyor çorak topaklar üzerinde. Henüz bilmiyor hoyrat ellerin hayat söndürebildiğini. Onun ve sevdiklerinin, onun ve tüm insanlığın, onun ve tüm hayatın katili olabilecek denli zalim olunabileceğini bilemiyor küçük aklı. Tek bilebildiği zulüm, oyuncağını kıran eller. Bundan ötesini düşünemiyor. İnsanların birbirine kıyabileceğini hayal bile edemiyor o tahta oyuncağına kıyamazken. Korkuyor mu? Hayır korkmuyor. O sadece büyümeye çalışıyor.
Sen tam şimdi o sandalyede otururken ve gözlerin bu kelimeleri takip ederken dünya bir yerlere doğru sürükleniyor. Ve insanlar yaşıyorlar. Korkuyorlar mı? Evet korkuyorlar. Çünkü artık büyüdüler ve hayal bile edemeyecekleri bir vahşetle sarınıp sarmalandılar. Korkuyorlar mı? Evet korkuyorlar. Kendi hoyrat ellerinin neler yapabileceğini çok uzun zaman önce öğrendiler çünkü...
Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/948276/